Sayfalar

YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?

“Kaç puan aldın?”

Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.

Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…

Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:

“Seninki kaç puan aldı?”

Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.

Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.

İletişim Becerileri Testi: Ne Kadar İyi Dinliyor, Anlıyor ve Anlaşılıyorsunuz?

İletişim yalnızca konuşmak değildir. Dinlemek, anlamak, anlaşılmak, duyguları yönetebilmek, çatışmaları büyütmeden konuşabilmek ve farklı insanlarla uygun bir dil kurabilmektir.

Bazen evde çok rahat konuşuruz ama iş yerinde kendimizi ifade etmekte zorlanırız. Bazen arkadaşlarımızla açık bir iletişim kurarız ama aile içinde aynı açıklığı gösteremeyiz. Bazen de iyi niyetle söylediğimiz bir söz, karşı tarafta bambaşka bir anlama dönüşebilir.

Bu test, iletişim becerilerinize bireysel, ilişkisel ve kurumsal açıdan bakmanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.

'Media and Health Literacy in the Digital Age' kitabımız yayımlandı

 

Günümüzde sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay. Bir hastalık belirtisini, bir tedavi önerisini, bir ilacın yan etkisini, bir beslenme tavsiyesini ya da bir sağlık iddiasını birkaç saniye içinde arayabiliyoruz. Fakat aynı kolaylık, beraberinde çok daha zor bir soruyu getiriyor:

Ulaştığımız bilgi doğru mu?
Güvenilir mi?
Bilimsel mi?
Kim tarafından, hangi amaçla, hangi bağlamda üretilmiş?

Macron Eskişehir’e Gelir mi?


Sonunda beklenen NATO toplantısı başladı.

"Artık Ankara’ya gidilmez."

Çünkü yollar, güzergâhlar, güvenlik önlemleri, konvoylar derken sanıyorum sıradan vatandaş için Ankara şu anda gezmek ya da alışverişe çıkmak için tercih edilecek bir rota gibi görünmüyor.

Neyse ki biz aile olarak o işleri geçen hafta yapmıştık. Oradayken aklıma gelen şeyi de eve dönünce yazmıştım.

Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Emmanuel Macron’a bir çağrı yapmış; Ankara’ya kadar gelmişken kendisini Eskişehir’de, hatta evimde misafir etmek istediğimi samimi bir dille açıklamıştım.

Yazı yayımlandıktan sonra arayanlar oldu, mesaj yazanlar oldu, sosyal medyada yorum yapanlar oldu.

Sayın Macron, Sizi Eskişehir’e Davet Etmek İstiyorum

Sayın Emmanuel Macron,

Dün ailemle birlikte Ankara’daydım.

Trafikte ağır ağır ilerlerken şehrin kalabalığına, yollara, binalara, insan telaşına bakıyordum. Birden aklıma siz geldiniz.

Yakında NATO toplantısı nedeniyle Türkiye’ye geleceksiniz. Eminim Ankara’da oldukça yoğun bir programınız olacaktır. Toplantılar, görüşmeler, tartışmalar, protokol, bürokrasi, güvenlik, sınırlı zamanlar, makyajlı sokaklar, kontrollü güzergâhlar…

Bütün bunlar elbette kendi ciddiyeti içinde ilerleyecek.

Ama Ankara’ya kadar gelmişken, eğer programınız ve gönlünüz uygun olursa, sizi Eskişehir’e davet etmek istiyorum.

Eskişehir’de Başka Gezilecek Yer Yok mu?

1989’dan beri Eskişehir’deyim.

Özel yetenek sınavlarına girmek için geldiğim o ilk günden bu yana bu şehirde öğrencilik yaptım, gazetecilik yaptım, radyoculuk yaptım, televizyonculuk yaptım. Hocalık yaptım, yöneticilik yaptım, dostluklar biriktirdim. Sokaklarında yürüdüm, kahvelerinde oturdum, fakültelerinde yaşlandım.

Eskişehir Kent Ltd.Ş. ve Belkent A.Ş. çalışanlarına kurumsal iletişim eğitimi

Eskişehir Kent A.Ş. ve Belkent A.Ş. çalışanları, Prof. Dr. Erkan Yüksel tarafından verilen kurumsal iletişim ve etkili iletişim eğitiminde bir araya geldi. Programda, kurum içi iletişimin güçlendirilmesi, hizmet kalitesinin artırılması ve vatandaşla daha sağlıklı iletişim kurulması hedeflendi.

Belkent Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Banar’ın davetiyle düzenlenen programa, Kentaş Genel Müdürü Gökhan Durmaz da eşlik etti. Eğitimde kurum içi iletişim, davranış tarzları, etkili dinleme, empati, geri bildirim, çatışma yönetimi ve çalışma yaşamında iletişim becerileri konuları ele alındı.

En büyük zenginlik: Bir İpin Hesabı Nasıl Verilir?


Yaz kapıya dayanınca insanın içinde tuhaf bir toparlanma isteği beliriyor.

Dolapları topluyoruz. Bavulları çıkarıyoruz. Evin eksiklerine bakıyoruz. Arabaya bakım yaptırıyoruz. Gideceksek yol planı yapıyoruz. Kalacaksak evin serin köşelerini düşünüyoruz. Bir yerlere yetişme telaşı biraz azalsın, takvim biraz seyrelsin, telefon biraz sussun istiyoruz.

Ama galiba insan bazen eşyasını toplarken içini toplamayı unutuyor.

Tam da böyle bir zamanda, şöyle bir hikaye çıktı karşıma…

Rivayet odur ki çok eski zamanlarda epey zengin bir adam varmış.

Şeytan Bunun Neresinde?

Hikâyeyi kayınpederim Aydın Nefesoğlu anlattı…

Şeytanın yolu bir gün bir köye düşer. “Nereden, nasıl bir fesatlık çıkarsam?” diye düşünürken gözü, inek sağan genç bir kadına takılır. Az ötede de ineğin buzağısı, yani yavrusu, bir ağaca bağlı durmaktadır.

Şeytan bir süre onları izler. Sonra usulca gider, buzağının ipini azıcık gevşetir.

Annesinin sütüne hasret kalan buzağı, çekiştire çekiştire sonunda gevşetilmiş olan yularını koparır. Koşarak annesini emmeye giderken süt kovasına çarpar ve kovayı devirir.

Sağdığı süt ziyan olan genç kadın öfkeye kapılır. Eline geçirdiği odunla buzağıya vurur. Buzağı ağır biçimde yaralanır.

Duruma sinirlenen inek, bir tekmeyle kadını yere yıkar. Kadın oracıkta can verir.

Dedikodu Bir Hastalık mı?

“Çikolatalı gofret sevmeyen var mı?”

Çoğumuz severiz herhalde. Tatlıdır, her yerde satılır, ucuzdur, hoşluk yaratır, ikramlıktır. Pek geriye çevireni olmaz.

Ama herkes için aynı sonuçları doğurmaz. Çoğumuz için küçük bir keyif olsa da kimileri için alerji sebebidir. Kendini tutamayan, paket paket yiyenler için kilo problemidir. Şeker sorunu yaşayanlar için de büyük bir tehlikedir.

Aslında dedikodu da biraz böyledir.

İlk anda masum bir sohbet gibi görünür. İnsan merak eder, dinler, anlatır, yorum yapar. Hatta bazen “Ne var canım, konuşuyoruz işte” diye düşünür.

Ama her tatlı şey nasıl masum değilse, her konuşma da zararsız değildir.

Gelin bu yazıda biraz dedikodunun yan etkilerinden söz edelim.


Kurumsal İletişim mi, Liderin Vitrini mi?



Bugüne kadar üç farklı üniversitede kurumsal iletişim alanında pek çok çalışmanın içinde bulundum. Farklı dönemlerde pek çok rektörle, yöneticiyle, akademisyenle ve iletişim ekibiyle birlikte çalıştım. Kimi zaman bir etkinliğin hazırlığında, kimi zaman bir basın duyurusunun yazımında, kimi zaman bir strateji toplantısında, kimi zaman da kurumun dış dünyaya nasıl göründüğünü tartıştığımız uzun değerlendirmelerde yer aldım.

Yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da pek çok üniversitenin kurumsal iletişim birimini ve medya kuruluşunu ziyaret etme; oradaki işleyişi, yaklaşımı ve iletişim kültürünü yerinde gözlemleme imkânım oldu.

Bütün bu deneyimler bana şunu gösterdi: Kurumsal iletişim, yıllar içinde yalnızca kullanılan araçlar bakımından değil, bakış açısı bakımından da önemli bir dönüşüm geçirdi.

Yeni Kitabımız: Health Communication in Otorhinolaryngology

Uzun, yoğun ve emek dolu bir çalışmanın ardından yeni kitabımız Health Communication in Otorhinolaryngology, uluslararası yayınevi Nova Science Publishers tarafından yayımlandı.

Kitabımız; sağlık iletişimi ile kulak burun boğaz alanını bir araya getiren, disiplinlerarası ve uluslararası nitelikte bir çalışma olarak hazırlandı. 

İngilizce yayımlanmış olması, kitabın yalnızca Türkiye’de değil, farklı ülkelerdeki araştırmacılara, hekimlere, sağlık profesyonellerine, akademisyenlere ve öğrencilere de ulaşmasını mümkün kılıyor.

Ne Kadar Zenginsiniz?


Bugüne kadar kaç kitap okudunuz?

Banka hesabınızda ne kadar para var?

Evinizi, arabanızı, birikiminizi ve sahip olduğunuz her şeyi yan yana koysanız toplam servetiniz ne eder?

Peki cep telefonunuzda kayıtlı kaç kişi var?

Bu kişilerden kaçını gerçekten arayabilirsiniz?

Bir sıkıntınız olduğunda, “Beni dinler, bana el verir, beni yargılamadan anlar” diyebileceğiniz kaç insan var hayatınızda?


Hayat Zenginliği Testi: Gerçekten Ne Kadar Zenginsiniz?


Zenginlik yalnızca para, gelir ya da sahip olunan mal varlığıyla ilgili değildir. İnsan; sağlığıyla, kendine verdiği değerle, ilişkileriyle, yaptığı işten ya da uğraştan aldığı doyumla, maddi dengesini yönetebilmesiyle ve hayatında anlam bulabilmesiyle de zenginleşir.

Bu kısa test, yaşamınızı altı temel alanda değerlendirmenize yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır: sağlık ve iyi oluş, kendilik değeri, ilişkisel zenginlik, üretkenlik ve katkı, maddi denge, yaşam amacı ve içsel doyum.

Aşağıdaki bağlantı üzerinden erişebileceğiniz testte yer alan ifadeleri, kendinizi genel olarak nasıl gördüğünüzü düşünerek yanıtlayınız. Amaç size bir etiket vermek değil; hayatınızdaki güçlü yönleri ve daha fazla özen göstermek isteyebileceğiniz alanları fark etmenize yardımcı olmaktır.

Test formuna yukarıdaki bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.


Bu testin sonucu size e-posta yoluyla gönderilecektir. Sonucunuzu değerlendirirken bunun kesin bir yargı, klinik tanı ya da ekonomik durum ölçümü olmadığını; kişisel farkındalık sağlayan kısa bir değerlendirme aracı olduğunu unutmayınız.

Hayat zenginliği; yalnızca sahip olduklarımızla değil, kendimize, ilişkilerimize, emeğimize, sağlığımıza ve anlam dünyamıza ne kadar özen gösterdiğimizle de ilgilidir.

Bu bayram hangi kurdu besliyoruz?


Yaşlı bir Kızılderili, bir gün torunuyla birlikte yürürken biri siyah, diğeri beyaz iki kurdun kavgasına tanık olur. Bir süre sessizce izlerler.

Sonra bilge adam torununa döner ve şöyle der:

“İnsanın içinde de iki kurt yaşar. Bu iki kurt sürekli birbiriyle kavga eder. Birinin içinde öfke, kin, kıskançlık, kaygı, korku, hırs, kibir, bencillik ve kötülük vardır. Diğerinin içinde ise sevgi, umut, barış, tevazu, anlayış, merhamet, cömertlik, doğruluk, iyilik ve inanç…”

Çocuk merakla sorar: “Peki dede, hangisi kazanır?”

Yaşlı adamın cevap verir: “Sen hangisini beslersen, o kazanır.”

İçimizde iki ses vardır. Biri bize kırgınlıkları, yorgunlukları, endişeleri, eksikleri ve geçmişte söylenmiş ağır sözleri hatırlatır. Diğeri ise umudu, sevinci, merhameti, affı, paylaşmayı ve yeniden başlamayı fısıldar.

Hangisini beslersek, bayramımız da ona benzer.

Bir de bu yönünü görelim: Atatürk Nasıl Bir İletişimciydi?




Bugün 19 Mayıs. 

Ülkemizin kuruluş yolculuğunun başlangıç anı diyebileceğimiz tarihî bir gün.

Böyle bir günde Mustafa Kemal Atatürk’ü çoğu zaman büyük komutan, devlet kurucusu, devrimci lider ve fikir adamı olarak anarız. Elbette bunların her biri doğrudur. Ancak bu yazıda Atatürk’ün biraz daha az konuşulan bir yönüne, iletişim ve ilişki ustalığına dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü Atatürk’ün hayatına baktığımızda onun yalnızca karar veren, emir veren, yöneten bir lider olmadığını görürüz. O, insanları dinleyen, zamanı okuyan, ortamı çözen, sözü doğru yerde kullanan, gerektiğinde susan, gerektiğinde çok net konuşan, gerektiğinde ikna eden, gerektiğinde de sınır koyan bir liderdir.

Bir liderin büyüklüğü de zaten yalnızca ne söylediğinde değil; kime, ne zaman, hangi dille ve hangi amaçla söylediğinde saklıdır.

Yönetici İletişimi: Sözün Tonu, Kurumun İklimi


Anadolu Üniversitesi Personel Daire Başkanlığı Eğitim Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen 2026 yılı İdari Personel Gelişim/Eğitim Programları — Anadolu Üniversitesi İDGEP kapsamında, üniversitemizde şef kadrosunda görev yapan personele yönelik “Etkili İletişim” konulu bir eğitim gerçekleştirdik. 

14 Mayıs Perşembe günü düzenlenen eğitimde, iletişimin günlük iş yaşamındaki yerini, yönetici dilinin çalışanlar üzerindeki etkisini ve kurumsal ilişkilerde güven veren iletişimin önemini birlikte değerlendirdik.

Bir kurumda işler yalnızca yazılarla, talimatlarla ya da süreçlerle yürümez. İşlerin nasıl yürüdüğünü çoğu zaman insanlar arasındaki iletişim belirler. Bir sözün nasıl söylendiği, bir talebin nasıl iletildiği, bir uyarının hangi tonda yapıldığı kurum iklimini doğrudan etkiler.

Eğitimde özellikle anlamak, anlaşılmak ve anlaşmak üçlüsü üzerinde durduk. İyi iletişimin yalnızca kendini ifade etmek değil; karşıdakini dinlemek, ihtiyacı fark etmek, mesajı açık ve sakin biçimde iletmek ve ortak bir çözüm zemini oluşturmak olduğunu vurguladık.

Yönetim Gelişim Zirvesi ’26’daki konuşmamızın videosu yayınlandı: Bir Derin Gelişim Örneği Olarak Hastanede İletişim

Management Centre Türkiye tarafından düzenlenen Yönetim Gelişim Zirvesi ’26 kapsamında gerçekleştirdiğimiz “Bir Derin Gelişim Örneği: Hastanede İletişim” başlıklı konuşmanın video kaydı yayınlandı. 

Güvenlik Personeline İnsan İlişkileri ve İletişim Becerileri Eğitimi

Bir üniversitenin kapısından içeri girdiğinizde sizi ilk kim karşılar?

Çoğu zaman bir güvenlik görevlisi…

Bazen derse yetişmeye çalışan bir öğrenci, bazen yolunu bulmaya çalışan bir veli, bazen aceleyle geçen bir akademisyen, bazen de gergin ya da öfkeli bir ziyaretçi… Hepsinin ilk temas noktalarından biri güvenlik personelidir.

Bu yüzden güvenlik görevi yalnızca kapıyı, binayı ya da alanı korumak değildir. Aynı zamanda huzuru, düzeni, güven duygusunu ve kurumun insanla kurduğu ilk ilişkiyi de korumaktır.

Anadolu Üniversitesi Personel Daire Başkanlığı Eğitim Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen 2026 yılı İdari Personel Gelişim/Eğitim Programları — Anadolu Üniversitesi İDGEP kapsamında, 13 Mayıs 2026 tarihinde Koruma ve Güvenlik Müdürlüğü personeliyle bir araya geldik.

Eğitimde, Koruma ve Güvenlik Müdürlüğü personelinin birinci grubuyla “İnsan İlişkileri ve İletişim Becerileri” üzerine konuştuk.

Nedir Bu 'Liyakat Liyakat' Dedikleri?


Hafta sonu bir ilköğretim öğrencisinden beklemediğim kadar ciddi bir röportaj teklifi aldım. Aynı yaşlardayken ben de merhum hâkim amcam Şemsettin Yüksel ile ilk röportajımı gerçekleştirmiştim. O anı hatırladım ve gülümsedim…

Konu ne, diye sordum.

“Liyakat” dedi.

Hani medya dese, haber dese, iletişim ve ilişkiler dese neyse de; liyakat nereden çıktı diye anlık olarak düşündüm.

Yani tarihin ilk çağlarından beri tartışılan bir konuda; ne de olsa “Sussan Olmaz; Susmasan Olmaz” kitabımın adını aklımdan geçirdim.

“Peki” dedim.

Hastanede İletişim En Çok Nerede Kopuyor?



Management Centre Türkiye (MCT) tarafından her yıl düzenlenen Yönetim Gelişim Zirvesi 26’nın bu yılki konuklarından biri de ben oldum. 7 Mayıs’ta gerçekleştirilen webinar’da, MCT Zirve Küratörü ve Danışmanı Ahmet Eryılmaz’ın sorularını yanıtladım. “Bir Derin Gelişim Örneği: Hastanede İletişim” başlıklı bu sohbette, en dikkat çekici sorulardan biri şuydu: “Hastanede iletişim en çok nerede kopuyor?”

Doğrusu, bu soru yalnızca hastaneleri değil, insanın olduğu bütün kurumları ilgilendiriyor. Ama hastane, meselenin en açık hâliyle görülebildiği yerlerden biri. Çünkü orada üç ayrı dünya var: hasta, klinik ekip ve yönetim. Üçünün de dili farklı, önceliği farklı, beklentisi farklı. Ama üçü de birbirine muhtaç. Birinin eksildiği yerde sistem aksıyor; birinin sesinin duyulmadığı yerde güven zedeleniyor.

Yıllar Sonra Okul Sıralarında Bir Münazara

 

Bahçeşehir Koleji Eskişehir Kampüsü’nde öğrencilerle birlikte “Genç yetişkinler üzerinde çevrenin mi, yoksa ailenin mi etkisi daha çoktur?” başlıklı anlamlı bir münazara etkinliği gerçekleştirdik.

Etkinlikte hükümet tarafında Bahçeşehir Koleji Eskişehir Kampüsü öğrencileri yer aldı. Öğrencilerimiz, genç yetişkinler üzerinde çevrenin etkisinin daha belirleyici olduğunu savundular. Biz ise muhalefet tarafı olarak ailenin bireyin değerleri, kişiliği, karar verme biçimi ve çevreyle kurduğu ilişki üzerindeki daha derin ve kalıcı etkisini vurgulamaya çalıştık.



İdeal Sağlık Yayıncılığı Nasıl Olmalı?


Bir sağlık haberi okursunuz; ertesi gün doktordan randevu alırsınız.

Bir televizyon programında bir uzmanı dinlersiniz; yıllardır kullandığınız ilacı sorgulamaya başlarsınız.

Sosyal medyada bir video görürsünüz; “Acaba bende de mi var?” diye telaşa kapılırsınız.

Bir yakınız size bir bağlantı gönderir: “Mutlaka oku, çok önemli!” der. Siz de okursunuz. Belki inanırsınız. Belki korkarsınız. Belki umutlanırsınız. Belki de farkında olmadan yanlış bir kararın eşiğine gelirsiniz.

İşte sağlık yayıncılığı bu yüzden sıradan bir yayıncılık alanı değildir.

Çünkü sağlık konusunda verilen bilgi, yalnızca zihnimizde kalmaz; davranışımıza, kararımıza, bedenimize ve bazen hayatımıza dokunur.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi Etkileşim’in son sayısında yayımlanan “Türkiye’de İdeal Sağlık Yayıncılığı İçin Normatif Bir Çerçeve Önerisi” başlıklı akademik makalemde tam da bu sorunun peşine düştüm:

Türkiye’de sağlık yayıncılığı, insan sağlığını önceleyen daha etik, daha güvenilir ve daha sorumlu bir yapıya nasıl kavuşabilir?

Manas TV’de etkili iletişim üzerine konuştuk


Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde gerçekleştirdiğim “Görsel İletişim Çağında Etkili İletişim: Anlamak, Anlaşılmak ve İz Bırakmak” başlıklı konferansın ardından, Manas TV’de keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Manas TV Müdürü Dr. Bülent Namal’ın sorularını yanıtladığım programda; etkili iletişim, dinleme, empati, beden dili, farklı bakış açılarını anlama, sosyal medya çağında gençlerin yaşadığı iletişim baskıları ve yapay zekânın iletişimdeki rolü üzerine değerlendirmelerde bulunduk.

Kırgızistan’da İnsan, Kültür ve İletişim: Neler Farklı?


Kırgızistan denilince aklınıza ne geliyor? Geleneksel kıyafetler, atlar, meralar, Tanrı Dağları, Manas Destanı… Peki, Cengiz Aytmatov’un bu toprakların yetiştirdiği büyük bir yazar olduğunu biliyor musunuz? Onun eserlerinden herhangi birini okudunuz mu mesela? Ya da Türk sinemasının unutulmaz filmlerinden Selvi Boylum Al Yazmalımın, aslında Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı eserinden uyarlandığını? Hani o filmle hafızalarımıza kazınan “sevgi emektir” sözünü…

Neyse, çok uzatmayayım…

Benim zihnimde de Kırgızistan denildiğinde bu bilgi kırıntıları dışında, yeni, güncel ve bugüne ait pek fazla şey olmadığını itiraf etmeliyim.

Evet, bu kez yolum Kırgızistan’a, Bişkek’e düştü. Bu yazıda orada gördüklerimden, hissettiklerimden, beni düşündüren bazı küçük sahnelerden söz etmek istiyorum.

Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek'te Uluslararası Kısa Film Festivali'ne konuk olduk

 

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı değerli dostum Prof. Dr. Besim Yıldırım’ın ve Radyo, TV ve Sinema Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gökçe Yoğurtçu'nun davetiyle çok özel bir kültür-sanat etkinliğine katılma imkânı buldum. 

22 Nisan’da, Bağımsız Devletler Topluluğu, Baltık ve Gürcistan Ülkeleri 14. Uluslararası Kısa Film Festivali kapsamında düzenlenen programa katılmak, benim için yalnızca bir festival deneyimi değil; aynı zamanda sinemanın, kültürün ve akademik dostluğun bir araya geldiği unutulmaz bir hatıra oldu.

Sektör-Akademi Buluşması: Bugün Rotamız Kanal 26


Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nde Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü, Basın ve Yayına Giriş dersimizi bugün dört duvar arasından çıkardık ve haberin mutfağına, Kanal 26 tesislerine konuk olduk. Medyanın tozunu ve heyecanını yerinde görelim dedik; beklediğimizden çok daha fazlasını bulduk. 

Bizi harika bir enerjiyle karşılayan Medya 26 Grup Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Yıldırım ve Fakültemizin gururu, Milli İrade Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Onur Şentürk, bizleri ağırlamanın ötesinde tecrübeleriyle ufkumuzu ikiye katladılar. 

İletişim fakültelerinde "7+1 eğitim modeli" ne getirir, ne götürür?

 

HABER / Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Danışma Kurulu toplantısında, iletişim eğitiminde gündeme gelen 7+1 modeli değerlendirildi. Farklı üniversitelerden akademisyenler ve sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda modelin gazetecilik eğitimi açısından uygulanabilirliği tartışıldı.

Okullarımızı Şiddetten Nasıl Koruyacağız?

2000’li yılların başlarıydı. Bir gün aracımı servise bakım için vermiştim. Bir hocamız, “Ben seni çarşıya bırakayım” dedi. Hocamızın bir oğlu kreşte, diğeri ilkokulda öğrenciydi. Kampüste uğrayıp onları aldık. Sonra hocamız, “Şu fırından da iki ekmek alayım” diyerek arabayı yol kenarına park etti. Ben ön koltukta, çocuklar arka koltukta yalnız kaldık. Baktım çocuklar kendi aralarında kavga gürültü ediyor, birbirleriyle boğuşuyorlar. Belki konu değişir diye sordum:

“Büyüyünce ne olacaksınız?”

Biraz soluklanır gibi oldular. Büyük olan, “Ben Polat Alemdar olacağım, bu da Memati” dedi. Sonra yeniden boğuşmaya başladılar.

Daha iyi iletişim ve daha iyi ilişkiler için ‘insanları okumak’ mümkün mü?


Bu yazıda, önce kendimizi tanımanın, sonra başkalarını anlamanın önemini ve iletişim tarzlarımızın ilişkilerimize etkisini ele alıyorum.

Bazen birini görür ve ilk birkaç dakikada yakınlık kurarız. Onu anlamak ve onunla anlaşmak için fazla çabalamaya ihtiyaç duymayız. Bazen de tam tersi olur. Daha ortada hiç bir şey yokken bir huzursuzluk çöker; sesinden, sözünden, üslubundan hatta sessizliğinden bile rahatsız oluruz. Sonra küçük meseleler bile büyük sorunlara dönüşür; biz de söylenip dururuz: Niye bir türlü anlaşamıyoruz?

Yıllardır iletişim üzerine düşünüyorum. Derslerde, seminerlerde, günlük hayatta, aile içinde, kurumlarda, yöneticilerle, öğrencilerle, eşlerle, dostlarla yapılan sohbetlerde aynı manzaraya defalarca şahit oldum. İnsanların önemli bir kısmı aslında kötü niyet yüzünden değil, birbirini yeterince “okuyamadığı” için zorlanıyor diyebilirim.

Ama sorunun en can alıcı noktasının çok da uzakta olmadığını söyleyebilirim.

İnsan, Anladığı ve Anlaşıldığı İnsanla Çiçek Açar

“İnsan, anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar” düşüncesinden hareketle, Anadolu Üniversitesi'nde fakülte sekreterleri ve şube müdürlerine yönelik gerçekleştirdiğim seminer üzerinden etkili iletişimin kurumsal yaşam için neden vazgeçilmez olduğunu ele aldım.


"Her insan biraz çiçek gibidir. Nasıl ki farklı çiçeklerin güneşle, suyla, toprakla ve havayla kurduğu ilişki aynı değilse, insanların da hayalleri, ihtiyaçları, beklentileri ve
duygusal hassasiyetleri birbirinden farklıdır."

Kendinizi ve Başkalarını Tanımaya Hazır mısınız? İletişim ve Davranış Tarzları Testine Katılın



NEDEN bazı insanlarla tek kelime etmeden anlaşırken, bazılarıyla sürekli "frekans hatası" yaşıyoruz? 

İş hayatında neden bazıları sonuca odaklanırken, bazıları sadece sürece ve ilişkilere önem veriyor?

Bu test, bir "etiketleme" aracı değil; sizin ve çevrenizdekilerin dünyayı hangi pencereden gördüğünü anlamanızı sağlayacak bir farkındalık haritasıdır.

🌿 İnsan, kendini tanıdığı kadar özgürdür.


Çok Yönlü Profil: İletişimin "Prizma" Etkisi


Çok yönlü profil, ayrı bir kişilik türü olmaktan çok; birden fazla eğilimin kişide birbirine yakın düzeyde bulunduğunu gösteren yorumlayıcı bir sonuçtur. Bu profil, aslında en "erdemli" ve esnek olmaya aday, ancak içsel çatışması da en yüksek olan profildir. Akademik dilde buna "Durumsal Esneklik" veya "Yüksek Uyumluluk", yaşam koçluğu dilinde ise "Denge Arayışı" diyoruz.

Genel olarak birinci ve ikinci profil arasındaki fark %10’dan azsa “çok yönlü eğilim” sizin için geçerli olabilir. Buna karşılık fark daha açıksa, ilk sırada yer alan profilin daha baskın olduğu düşünülebilir.

🌈 Çok Yönlü Profil: Prizma (Tüm Renkler / Işık)

Her durumun bir rengi, her insanın bir dili vardır. Sen hepsini bir ahenkle yansıtabilen bir denge insanısın.

  • Neden? Prizma, esnekliği ve dengeyi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; durumsal zekalarıyla çatışmaları çözebilir, ekipler arası köprü kurabilir ve her ortamda "dengeleyici güç" olabilirler.

  • Mottosu: "Erdem, hangi durumda hangi tarzı kullanman gerektiğini bilmektir."

  • Senin Tarzın: Koşullara göre şekil alabilen bir "Usta Sentezleyici" veya her enstrümana hakim bir "Orkestra Şefi".

  • Güçlü Yanın: Tek bir kalıba sığmıyorsun. Gerektiğinde bir Sürücü gibi kararlı, bir Analitik gibi titiz, bazen bir Dostçul gibi şefkatli, bazen de bir Ekspresif gibi ilham vericisin. Bu çok yönlülük, seni her türlü karmaşanın doğal "çözüm merkezi" yapıyor.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bu kadar çok role bürünmek seni yoruyor olabilir mi? Başkalarına ve durumlara uyum sağlama yeteneğini kullanırken, kendi "öz sesini" ve ihtiyaçlarını duymayı ihmal etme. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine, hangi tarzı ne zaman kullanacağını bilinçli bir seçim (hikmet) haline getir. Bu hafta, dış etkilerden uzaklaşıp sadece kendi değerlerinle baş başa kalmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde "Yüksek Öz-Denetim" (High Self-Monitoring) ve "Durumsal Liderlik" olarak tanımlanan bu yetenek, sosyal zekanın (SQ) en ileri aşamalarından biridir. Öz-farkındalık ve değerler üzerine yapacağın okumalar, bu adaptasyon gücünü kalıcı, etik ve saygın bir liderlik başarısına dönüştürecektir.


Sevecen Profil: İletişimin "Güvercin" Huzuru


Bu profile yakın kişiler insan ilişkilerinde uyum, sıcaklık, kabul ve iş birliğini önemser.

🕊️ Sevecen: Güvercin (Yeşil / Toprak)

Barışın, uyumun ve sadakatin sembolüdür.

  • Neden? Güvercin barışı, uyumu ve sadakati sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; çatışmadan kaçınır, insanları bir arada tutar ve her ekibin görünmez "vicdanı" veya birleştirici tutkalı olurlar.

  • Mottosu: Huzur bağ kurmakla, güven sabırla başlar.

  • Senin Tarzın: Güvenilir bir liman, harika bir dinleyici ve vefalı bir dost.

  • Güçlü Yanın: İnsanlar arasındaki çatışmaları yumuşatma ve aidiyet hissi yaratma konusundaki doğal yeteneğin. Sabrın, sadakatin ve insanları yargılamadan karşılıksız destekleme gücün en büyük hazinen.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Başkalarını kırmamak için kendi sınırlarını ihlal ediyor olabilir misin? "Hayır" demek, karşı tarafa yapılan bir saldırı değil, kendine duyduğun bir saygıdır. Bu hafta, içine sinmeyen bir teklife nazikçe ama net bir "Hayır" demeyi dene.

  • Akademik Perspektif: Sosyal psikolojide "uyum odaklılık" olarak tanımlanan bu tarz, toplumsal barışın temelidir. Öz-şefkat (self-compassion) üzerine yapacağın okumalar, vericiliğini dengelemeni ve kendini korumanı sağlayacaktır.


Analitik Profil: İletişimin "Baykuş" Bilgeliği


Bu profile yakın kişiler daha ölçülü, sistematik, dikkatli ve analitik bir yaklaşım sergiler.

🦉 Analitik: Baykuş (Mavi / Hava)

Gözlemin, sessizliğin ve bilgeliğin sembolüdür.

  • Neden? Baykuş bilgeliği, keskin görüşü ve sessiz gözlemi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; detayları herkesten önce fark eder, riskleri hesaplar ve süreçleri mükemmelleştirerek her ortama "kalite ve güvenilirlik" katarlar.

  • Mottosu: Bilgi güçtür, doğruluk esastır.

  • Senin Tarzın: Detaycı bir araştırmacı, kusursuz bir planlayıcı ve sistemli bir düşünür.

  • Güçlü Yanın: Hataları daha oluşmadan fark etme ve karmaşık süreçleri verimli hale getirme yeteneğin eşsiz. Kararlarını anlık duygularla değil, sağlam verilerle ve stratejik bir akılla alırsın.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bazen "mükemmel", "iyinin" düşmanıdır. Detaylarda kaybolup büyük resmi veya insan faktörünü kaçırıyor olabilir misin? Bu hafta, bir kararı %100 veri beklemeden, sadece sezgilerine ve sürece güvenerek almayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde bu profil, "eleştirel düşünme" kapasitesi en yüksek gruptur. Ancak "analiz felci" riskine karşı çevik yönetim metodolojilerini incelemen sana esneklik katacaktır.


© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org