Sayfalar

Hayat Otobüsünüzün Direksiyonunda Kim Var?

Onun için kötü bir pazartesi sabahı...

İşler yolunda gitmiyor, işyerinde sorunlar bitmiyor, evlilikte işler bağırıp çağırma noktasına gelmiş; öfke, karamsarlık ve mutsuzluk birbirine karışmış. Tam bir kaosun ortasında, bir girdaba kapılmış gibi giderek daha derine çekildiğini, kimi zaman nefessiz kaldığını hissediyor.

Bir de çocuk hastalanmış, hastaneye yetiştirmek için telaş içinde.

Arabayı çalıştırıyor. Neyse ki çalıştı ama bir sorun var. Anlıyor ki lastiğin havası inmiş.

Sizce o anda ne düşünmüş olabilir? Aklına ilk gelen şey ne olmuş olabilir?

  • “Komşunun haylaz çocuklarının işi...”
  • “Bu mahalleden neden ev aldım ki?”
  • “Hep benim başıma gelir böyle şeyler.”
  • “Allah’ım sabır!”
  • “Ya bir susun artık!”
  • “Lanet olsun!”

Sonra komşusu onu görür. Birkaç telefon görüşmesinin ardından bir lastikçi gelir, lastiğin patlamış olduğunu söyler, saplanmış vidayı çıkarır, tamir eder ve gider.

Belki de çocuğu hastaneye yetiştirmek için acele eder, bir taksi çağırır ve gider. Dönüşte aracının lastiğiyle ilgilenir.

Bir başka ihtimal, bir toplu taşıma aracına, otobüse ya da dolmuşa biner ve gideceği yere ulaşır.

Ama bütün bunlar olurken eşiyle kavga edebilir, çocuğuna bağırabilir, mahallenin çocuklarına söylenebilir, komşusuna kızabilir, işyerini arayıp telefona çıkanı azarlayabilir. Taksiciyle, otobüstekilerle, hastanedekilerle atışabilir. Kendi kendine söylenip durabilir. Sinirli, sert ve ani hareketler yaptıkça başka aksilikler yaşayabilir; geciktikçe gecikebilir, başına daha başka olmadık işler gelebilir...

“Türk filmi gibi” dediğinizi duyar gibiyim.


Şimdi sizi başına benzer bir olay gelen George ile tanıştırayım.

Tam olarak onun hikâyesi böyle değildir ama onun da hayatında işler pek yolunda gitmez. İşyerinde sorunları vardır, evliliği kötüye gitmektedir. Bir sabah aracının lastiğinin patlaması üzerine mecburen otobüse binmek zorunda kalır.

Otobüste şoför Joy ile tanışır.

Bu tanışma onun hayatının dönüm noktası olur.

Joy sıradan bir otobüs şoförü değildir. George’a yalnızca gideceği yere nasıl ulaşacağını değil, hayat yolculuğunu nasıl sürdüreceğini de anlatmaya başlar.

Jon Gordon’un “Enerji Otobüsü” kitabının hikâyesi böyle başlar. Evde, işte, sokakta ve otobüste George’un başından geçenleri, yaşadığı değişimi akıcı bir hikâye diliyle anlatır.

Bu yazımızda da tatil kitaplarına devam ediyoruz...

Bu kez elimde kişisel gelişim, liderlik, insan ilişkileri ve hayat karşısındaki tutumumuz üzerine düşündüren bir kitap var.

Kitabın temel metaforu şu soruyu içimizde uyandırıyor:

Hayat bir otobüsse, direksiyonunda kim oturuyor?


Kitapta 10 kuraldan söz ediliyor.

En önemli kural bize şunu hatırlatıyor:

“Kendi hayat otobüsünüzün şoförü sizsiniz.”

İlk okunduğunda biraz klasik bir kişisel gelişim cümlesi gibi geliyor. Hani şu “Hayat senin hayatın”, “Kontrolü eline al”, “Her şey senin elinde” türünden sözler...

Ama tam olarak da öyle değil.

Çünkü sormamız gerekiyor:

Doğduğum aileyi, geçmişimi, ülkemi, ekonomiyi, başkalarının davranışlarını, hastalıkları, kayıpları, kazaları ve hayatın önümüze getireceği pek çok şeyi kim seçiyor?

Elbette bunların hepsini “ben” seçmiyorum.

Ama bunlarla karşılaştığımda ne yapacağım konusunda belli bir hareket alanım var. Asıl soru şu: Orada kararı “ben” verebiliyor muyum?

Mesela değiştiremeyeceğimiz şeylerle uğraşırken bütün enerjimizi tüketmek mi, yoksa değiştirebildiklerimize yönelmek mi?

Şikâyet etmek mi, bir şey yapmak mı?

Kendimize “Neden hep benim başıma geliyor?” diye sormak mı, yoksa “Peki, şimdi ne yapabilirim?” demek mi?

Bunlarda seçim hakkımız var mı?

İşte bu noktada kitabın üzerinde düşünmeye değer mesajlarından biri ortaya çıkıyor:

Belki de hayatımızı en çok yoran şeylerden biri, direksiyon bizde olmadığı hâlde bütün yolu kontrol etmeye çalışmamızdır.


Kitabın en çok üzerinde durduğu kavramlardan biri “pozitif enerji”.

Gordon bunu iyimserlik, güven, heves, kararlılık, tutku, neşe ve yaşama isteği gibi kavramlarla birlikte ele alıyor.

Kişisel gelişim alanında “pozitif enerji” sözünü çok duyuyoruz. Ancak sanırım biraz yanlış çağrışımlara da sahip ve bu yüzden kolayca yanlış anlaşılabiliyor.

“Pozitif düşünmek”, kötü giden bir şey için “Her şey şahane” demek anlamına gelmiyor.

Hastaysak “Hasta değilim, her şey harika” demek değil.

İşyerinde ciddi bir sorun varsa onu görmezden gelmek değil.

Üzüldüğümüzde gülümsemek zorunda olmak hiç değil...

Buradaki pozitifliği, olumsuzlukları maskeleyen abartılı ve sahte bir iyimserlik hâlinden ayırmak gerekiyor.

Ben bunu daha gerçekçi bir biçimde şöyle ifade etmeyi tercih ediyorum:

Gerçeği görmek ama umudu kaybetmemek.

Bir sorun varsa onu kabul etmek, sonra yapılabilecek olana yönelmek...

Çünkü düşüncelerimiz olayları sihirli biçimde değiştirmese de olayları yorumlama biçimimiz duygularımızı, davranışlarımızı ve çoğu zaman vereceğimiz kararları etkiliyor.

Örneğin bir toplantıya “Bundan zaten bir şey çıkmaz” düşüncesiyle girmekle, “Bir deneyelim, bakalım ne yapabiliriz?” diyerek girmek arasında fark var.

Öyle değil mi?

Sorun aynı sorun.

Ama direksiyondaki insan artık farklı düşünüyor.


Kitabın üzerinde durduğu, kişisel gelişim alanında da sık tekrar edilen kavramlardan biri “enerji vampirleri.”

Sürekli şikâyet eden, her çözümün karşısına yeni bir sorun çıkaran, başkalarının hevesini kıran, dedikodu ve çatışmadan beslenen insanları Gordon bu metaforla tanımlıyor.

Hatta oldukça sert biçimde, onların otobüste işi olmadığını söylüyor.

Ben burada biraz daha ihtiyatlı olmayı tercih ediyorum.

Çünkü insanlara hemen “enerji vampiri” etiketi yapıştırmak doğru olmayabilir. Bazen karşımızdaki insan gerçekten yorgundur, kırgındır, tükenmiştir ya da zor bir dönemden geçiyordur. Bunu da fark etmemiz ve ayırt etmemiz gerekiyor.

Ancak şu soruyu sormak da önemli:

Kimlerle birlikteyken kendimizi daha iyi, kimlerle birlikteyken sürekli daha kötü hissediyoruz?

Üstelik mesele yalnızca başkaları da değil.

Bazen otobüsümüzdeki enerji vampiri bizzat kendimiz olabiliriz.

Sürekli şikâyet eden, her güzel gelişmenin ardından bir felaket ihtimali bulan, daha başlamadan “olmaz” diyen ses bizim içimizden de geliyor olabilir.

İşte “ayna” burada biraz da kendimize dönüyor.

Belki de başkalarından yakınmadan önce, otobüse bizim ne taşıdığımıza da bakmamız gerekiyor.


Gordon’un son kuralları da en az ilk kural kadar anlamlı:

“Hayat otobüsünü bir amaç uğruna sürün.”

Ve bir de yolculuğun tadını çıkarmayı unutmayın...

Çünkü yalnızca bir yerlere yetişmeye çalışarak geçen hayat, sonunda geriye dönüp baktığımızda pek de yaşanmış görünmeyebilir.

Bir sonraki unvanın, evin, projenin, tatilin, başarının, hedefin peşinde koşarken bir bakmışız yol bitmiş...

Belki mesele yalnızca otobüsü doğru yere götürmek değil; içeridekilerle güzel bir yolculuk yapabilmektir.

Ne dersiniz?


Bu güzel kitabı birkaç yıl önce yazlık komşum Umut Tezgin tavsiye etmişti.

Aradan zaman geçti.

Dün telefonla konuştuğumuzda, ben aracımın anahtarıyla denize girdiğimi ve başıma gelenleri anlatırken o da sabah aracının lastiği ile ilgili yaşadıklarını aktardı. O anda bu kitabı anımsadım.

Bazı kitapların da insanlar gibi zamanı var galiba.

Okuyoruz, rafa kaldırıyoruz; sonra hayatın başka bir döneminde, yaşadığımız küçük bir olayla yeniden karşımıza çıkıyorlar.

Belki de kitabın sonunda üzerinde düşünmemiz gereken en önemli nokta şu:

Her yolu seçemiyoruz.

Yolcularımızı da her zaman biz belirleyemiyoruz.

Önümüze çıkacak çukurları, patlayacak lastikleri, karşımıza çıkacak engelleri de...

Ama elimizin direksiyona uzanabildiği yerde hâlâ yapabileceğimiz bir şeyler var.

Sonucu yalnızca hayatın karşımıza çıkardıkları değil, onlar karşısında bizim ne yaptığımız da etkiliyor. Öyle değil mi?

Ve kitabı yıllar önce bana tavsiye eden kişinin adının “Umut” olması da sanırım bu yazının sonuna yakışan güzel bir tesadüf.

Çünkü direksiyona yeniden geçebilmek için bazen önce biraz umut gerekiyor.


Prof. Dr. Erkan YÜKSEL

*

25 Ağustos 2026 tarihinde şurada da yayınlanmıştır:

https://www.akademikakil.com/hayat-otobusunuzun-direksiyonunda-kim-var/erkanyuksel/


Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org