“Kaç puan aldın?”
Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.
Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…
Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:
“Seninki kaç puan aldı?”
Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.
Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.
“Bu kadar çalıştım, neden olmadı?” diyenleri…
Ailesinin yüzüne bakmaya çekinenleri…
Arkadaşlarının sıralamasını öğrenmek istemeyenleri…
Odalarına kapanıp içlerinden “Ben galiba çuvalladım” diye düşünenleri…
BENİM DE İSTEDİĞİM OLMAMIŞTI
Ben lisede dereceye giren bir öğrenciydim.
Üniversite sınavına girdiğimde doğal olarak iyi bir sonuç bekliyordum. Aldığım puan yüksek olsa da istediğim bölümlere girmeme yetmedi.
Ben de hayal kırıklığı yaşadım.
Ben de “Şimdi ne olacak?” diye düşündüm.
Sonra bir gün, bulmaca çözerken gazetede özel yetenek sınavı ilanlarını gördüm. On yedi yaşında tek başıma otobüse binip Eskişehir’e geldim. Anadolu Üniversitesinin sınavına girdim, kazandım ve kayıt yaptırdım.
Açıkçası bugünkü hayatımı planlayarak gelmemiştim. Bir anlamda tesadüfen çıktığım bir yoldu.
Daha sonra bölümümü birincilikle bitirdim. Akademik hayata devam ettim. Gazetecilik yaptım, öğrenciler yetiştirdim, kitaplar yazdım.
Bir bilim insanı olmak istiyordum; oldum.
Bugün dönüp baktığımda, istediğim bölümü kazanamamış olmamın hayatımın sonu değil, bugünkü hayatımın başlangıcı olduğunu görüyorum.
Şuna inanıyorum:
Bazen bir kapı kapanır; fakat biraz ileride başka bir kapı açılır.
Biz o anda yalnızca kapanan kapıya baktığımız için açılanı göremeyebiliriz.
Belki de kötü sandığımız bazı gelişmelerin içinde, yıllar sonra fark edebileceğimiz bir iyilik saklıdır.
HAYAT HER ZAMAN PLANLADIĞIMIZ GİBİ İLERLEMEZ
Napoleon Hill, çok okunan Düşün ve Zengin Ol adlı kitabında başarı için açık bir amaç, kararlılık, planlama ve sebatın öneminden söz eder.
Ben de yıllardır öğrencilerime azimden, sabırdan, mücadeleden ve emekten söz ederim. Hatta ilk derslerde sorduğum ve dönem sonuna kadar düşünmelerini istediğim sorulardan biri şudur:
“En büyük hayalim nedir?”
Türkiye’de başarı konusu denildiğinde akla gelen isimlerden Mümin Sekman, “Başarılı olmak öğrenilebilir” düşüncesini savunur. Kitaplarından birinin adı bile önemli bir mesaj taşır:
Ya Bir Yol Bul Ya Bir Yol Aç.
Acar Baltaş ise başarıyı yalnızca zekâya bağlamaz; çalışma alışkanlıkları, stresle başa çıkma, öğrenme biçimi ve özdenetimle birlikte ele alır.
Bütün bunlar önemlidir.
Hedef belirlemek, çalışmak, zamanı iyi kullanmak, hatalardan ders çıkarmak ve kolayca vazgeçmemek gerekir.
Ancak hayat her zaman hazırladığımız plana göre ilerlemez.
Bazen çok çalışırız ama istediğimiz olmaz.
Bazen yanlış hedef seçeriz.
Bazen sınav kaygısı bildiklerimizi kullanmamızı engeller.
Bazen aile şartları, okul imkânları, sağlık sorunları ya da başka güçlükler performansımızı etkiler.
Satranç bize stratejinin önemini anlatır. Fakat hayat bazen tavlaya da benzer; şartların, karşılaşmaların ve şansın da rolü vardır.
Mesele, gelen her zara teslim olmak değil; önümüzdeki imkânlarla en doğru hamleyi yapabilmektir.
TESADÜF MÜ, TEVAFUK MU?
Kariyer psikolojisinde “planlanmış rastlantı” adı verilen bir yaklaşım vardır.
Bu yaklaşıma göre eğitim ve meslek hayatımız yalnızca önceden verdiğimiz kararlarla biçimlenmez. Karşımıza çıkan bir insan, gördüğümüz bir ilan, katıldığımız bir toplantı ya da tesadüfen okuduğumuz bir kitap hayatımızın yönünü değiştirebilir.
Bilimsel yaklaşım buna “rastlantı” diyebilir. İnanç penceresinden bakan bir insan ise aynı karşılaşmayı “tevafuk” olarak yorumlayabilir.
Adına ne dersek diyelim, önemli olan karşımıza çıkan ihtimali görebilmek ve ona doğru adım atabilmektir.
Ben o ilana bakıp geçebilirdim.
“Ben lisenin matematik bölümünden mezunum, basın ve yayın alanında ne işim var?” diyebilirdim.
Eskişehir’e gelmeyebilirdim.
Yazılı ve sözlü sınavdan korkabilirdim.
“Yapamam” diyebilirdim.
Demek ki rastlantı ya da tevafuk, ancak biz ona doğru küçük de olsa bir adım attığımızda hayatımızın parçası hâline geliyor.
Belki de şans, yalnızca doğru zamanda doğru yerde bulunmak değildir.
Bazen şans, karşımıza çıkan ihtimali fark edecek kadar dikkatli ve onu deneyecek kadar cesur olmaktır.
AKIŞINA BIRAKMAK NE DEMEKTİR?
Biraz da hayatı akışına bırakmak gerekmez mi?
Bence gerekir.
Ama akışına bırakmak, boş vermek ya da hiçbir şey yapmadan sonucu beklemek değildir.
Elinden geleni yapmak; fakat hayat yalnızca bizim planımızdan oluşuyormuş gibi davranmamaktır.
Hedefe bağlı kalırken yolu değiştirebilmektir.
Kontrol edebildiklerimiz için çaba göstermek, kontrol edemediklerimiz karşısında ise esnek olabilmektir.
Bir kapı kapanınca önünde ömür boyu beklemek yerine başka yolları görebilmektir.
Belki sağ tarafta dar bir geçit vardır.
Belki arkamızda yeni bir yol açılmıştır.
Belki de ısrarla girmek istediğimiz kapının ardındaki hayat, sandığımız kadar bize uygun değildir.
Bazen başarı, planımıza sadık kalmak değil; değerlerimize sadık kalırken planımızı değiştirebilmektir.
SONUÇ BİR HÜKÜM DEĞİL, BİR BİLGİDİR
YKS sonucu bize bazı bilgiler verir.
Hangi konularda başarılı olduğumuzu, nerelerde zorlandığımızı ve hedefimizle mevcut durumumuz arasındaki mesafeyi gösterir.
Ama insan olarak değerimizi göstermez.
David Burns’ün İyi Hissetmek kitabında vurguladığı gibi, yaptığımız iş, aldığımız puan ya da elde ettiğimiz sonuç insan olarak değerimizin ölçüsü değildir.
Bir sınavda başarısız olabiliriz.
Ama “başarısız bir insan” olmayız.
Bir hedefe ulaşamayabiliriz.
Ama başka hedeflere ulaşma ihtimalimizi kaybetmeyiz.
“Benden bir şey olmaz.”
“Her şeyi mahvettim.”
“Herkesi hayal kırıklığına uğrattım.”
Bu cümleler değerlendirme değil, hükümdür.
Oysa ihtiyacımız olan şey kendimizi yargılamak değil, yaşananları anlamaktır.
AİLELERİN DE SINAVI
Sonuç günü yalnızca öğrencilerin değil, ailelerin de sınavıdır.
“Arkadaşın kaçıncı olmuş?”
“Bu kadar para boşa mı gitti?”
“Telefonu bırakmadın, sonuç bu.”
“Ben sana söylemiştim.”
Bu sözler sonucu değiştirmez. Ancak gencin üzüntüsünü utanca dönüştürebilir.
O gün belki de söylenmesi gereken ilk cümle şudur:
“Üzüldüğünü görüyorum. Biraz sakinleşelim. Sonra birlikte ne yapabileceğimize bakalım.”
Çünkü gençler bazen başarısız olmaktan çok, başarısız olduklarında ailelerinin sevgisini ve gözlerindeki değerlerini kaybetmekten korkarlar.
Sonuç değerlendirilebilir.
Eksikler ve hatalar konuşulabilir.
Ama bunlar, genç insanın kişiliğini yargılamadan yapılmalıdır.
Bu da belki ebeveynlerin sınavıdır.
SON SÖZ
Evet, YKS önemli bir sınavdır.
Ama hayatın tamamı değildir.
Bugünkü sonuç planlarımızı değiştirebilir, canımızı acıtabilir ve bizi bir süre durdurabilir.
Fakat yol burada bitmez.
Belki yeniden hazırlanacağız.
Belki başka bir bölüm seçeceğiz.
Belki daha önce hiç fark etmediğimiz bir yeteneğimizi keşfedeceğiz.
Belki de bugün kapanan kapının bizi hangi yola yönlendirdiğini yıllar sonra anlayacağız.
Hayat bazen bizim planımızdan daha geniştir.
Elimizden geleni yapacağız.
Düştüğümüz yerde biraz dinleneceğiz.
Yanlışlarımızdan ders çıkaracağız.
Sonra başımızı kaldırıp çevremizdeki diğer kapılara bakacağız.
Çünkü mesele hiç düşmemek değil; düştükten sonra hayatın hâlâ devam ettiğini görebilmektir.
Belki de başarı, başarısızlık diye adlandırdığımız duraklardan geçerek oluşur.
Prof. Dr. Erkan Yüksel
Yorum Gönder
Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.