Sabahları balık tezgâhlarının kurulduğu, gelenin geçenin bir bardak çay içip iki çift söz ettiği, balıkçı barınağının kıyısında mütevazı bir mekân burası.
Turgutreis Meydan’da…
Çayı da harika!
Sabahları balık tezgâhlarının kurulduğu, gelenin geçenin bir bardak çay içip iki çift söz ettiği, balıkçı barınağının kıyısında mütevazı bir mekân burası.
Turgutreis Meydan’da…
Çayı da harika!
Ulaştığımız bilgi doğru mu?
Güvenilir mi?
Bilimsel mi?
Kim tarafından, hangi amaçla, hangi bağlamda üretilmiş?
Uzun, yoğun ve emek dolu bir çalışmanın ardından yeni kitabımız Health Communication in Otorhinolaryngology, uluslararası yayınevi Nova Science Publishers tarafından yayımlandı.
Kitabımız; sağlık iletişimi ile kulak burun boğaz alanını bir araya getiren, disiplinlerarası ve uluslararası nitelikte bir çalışma olarak hazırlandı.
İngilizce yayımlanmış olması, kitabın yalnızca Türkiye’de değil, farklı ülkelerdeki araştırmacılara, hekimlere, sağlık profesyonellerine, akademisyenlere ve öğrencilere de ulaşmasını mümkün kılıyor.
Kendinizi ne kadar şanslı hissediyorsunuz?
Ne kadar şanslı olduğunuzu değerlendirecek olsanız, kendinize 10 üzerinden kaç
verirdiniz?
Bu yazıda şans, kader ve
tercihlerimiz üzerinde durmak istiyorum.
Yukarıdaki soruya verdiğiniz yanıtı aklınızda tutun ve yazıyı öyle okuyun…


İyi bir araştırma yapmak ile onu iyi anlatmak aynı şey değildir. Çok güçlü bir çalışma, kötü hazırlanmış bir sunum nedeniyle yeterince anlaşılmayabilir; daha sınırlı bir çalışma ise iyi kurgulanmış bir sunum sayesinde dikkat çekebilir. Peki bir akademik sunumu gerçekten başarılı yapan nedir?
İyi bir araştırma yapmak ile onu iyi anlatmak aynı şey değildir.
Aylarca, hatta yıllarca üzerinde çalıştığınız çok değerli bir araştırma; iyi anlatılamadığı için dinleyicinin zihninde yeterince karşılık bulamayabilir. Buna karşılık iyi kurgulanmış bir sunum, araştırmanın önemini, bulgularını ve katkısını çok daha görünür hâle getirebilir.
Peki iyi bir akademik sunum nasıl olmalı?
“Bugün ülkemizin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorun sizce nedir?”
“Gündem belirleme” araştırmalarının en temel sorusu budur.
“Geleneksel kuram”, medyanın öne çıkardığı konuların
kamuoyunun gündeminde de öne çıktığını savunur. Medya, kamu gündemini belirler.
“Gündem belirleme modeli” ise bu etkileşimden siyasal
gündemin de bir şekilde etkilendiğini ortaya koyar.

Eskişehir basın tarihini sözlü olarak kayıt altına almaya çalıştığımız bu kitapta, geçmişten günümüze Türkiye’nin ve Eskişehir’in tarihine ve basın dünyasına ışık tutacak pek çok hatırayı birinci elden şahitleri olan basın emekçilerinin kendi sözleriyle kaleme aldık.
Geçmişte yaşanan acı tatlı pek çok olaya ilişkin onların hatıralarını, duygu, düşünce ve değerlendirmelerini tarihe not düşmek istedik.
1960, 70, 80, 90 ve 2000’li yıllarda Türkiye’yi, Eskişehir’i
ve haberciliği nasıl değerlendiklerini sorduk, onlar yanıtladı…
“Okumayı, yazmayı, sayıları saymayı” okulda öğrendik ama
“iletişim kurmayı” acaba bize öğreten birileri oldu mu?
Her toplantıda soruyorum: “Bugün ülkemizin ve dünyanın karşı
karşıya bulunduğu en önemli sorun nedir?” diye…
Herkes farklı bir yanıt veriyor. Ben de “iletişim” diyorum.