Sayfalar

Neden Hep Aynı Hikâyeyi Yaşıyoruz? Yoksa bugün aslında dün müydü?

Her sabah yatakta gözünüzü açtığınızda, ne yaparsanız yapın her şeyin dün sabahki gibi olduğunu ve aynı güne tekrar tekrar uyandığınızı düşünün…

Aynı oda, aynı saat, aynı sesler, aynı insanlar, aynı konuşmalar ve tekrar eden aynı olaylar…

1993 yapımı “Bugün Aslında Dündü” filmini izlediniz mi bilmiyorum; ancak filmin konusu tam da budur. Filmin kahramanı her gün aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Kopardığı takvim yaprağı bile ertesi sabah geri gelmiştir. Ne yaparsa yapsın, aynı günü yeniden yaşamaktan kurtulamaz.

Bu komedi filminin başında her şey eğlenceli gibidir. Ancak bir süre sonra hayat onun için dayanılmaz hâle gelir. Bu döngüden kurtulmak için hayatına son vermeyi bile dener; fakat ertesi sabah yine aynı güne uyanır.

Lucifer” dizisinde anlatılan bazı cehennem döngüleri de benzerdir: İnsan, hayatındaki en zor veya en acı verici olayı tekrar tekrar yaşar.

Peki, ne zamana kadar?

Belki bir şeyi fark edene, öğrenmesi gerekeni öğrenene ya da farklı bir seçim yapabilene kadar…

Günlük yaşamda da bazen farkında bile olmadan aynı şeyleri tekrar edip durduğumuz olur. Elbette sahne filmlerde anlatıldığı gibi değildir. Takvim yaprakları geri gelmez, saatler aynı anda çalmaz. İnsanlar, mekânlar ve olaylar değişir.

Fakat aynı duygular, düşünceler ve ilişki biçimleri içimizde yeniden canlanabilir.

Yine aynı hayal kırıklığını, aynı değersizlik duygusunu, aynı öfkeyi, aynı suskunluğu veya kendimizi ifade edememenin sıkıntısını yaşayabiliriz.

Belki yine herkesi memnun etmeye çalışmış, yine birilerinden onay aramış, yine güvenemeyeceğimiz birine güvenmiş, yine ihtiyaç ve isteklerimizi dile getirememişizdir.

Kimi zaman da kendi kendimize şu soruları sorarız:

  • “Neden hep benzer olayları yaşıyorum?”
  • “Neden böyle insanlar sürekli benim karşıma çıkıyor?”
  • “Neden bunlar hep benim başıma geliyor?”
  • Neden hep aynı nakarat?
  • Neden bu kader?
  • Neden bu alın yazısı?


HAYAT MI TEKRAR EDİYOR, BİZ Mİ?

Şimdi bir de şu açıdan bakmanızı isteyeceğim:

Belki de hayat her zaman kendini tekrar etmiyordur. Bazen biz, farkında olmadığımız eski bir hikâyeyi yeniden oynuyoruzdur.

Nasıl mı?

Şema terapi yaklaşımı bu soruya oldukça anlamlı yanıtlar veriyor.

Şöyle düşünün: Çocukluğumuzdan itibaren kendimiz, diğer insanlar ve hayat hakkında bazı temel düşünceler geliştiririz. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, duyduklarımız ve bize nasıl davranıldığı bu düşüncelerin oluşmasında etkili olur.

Zamanla içimizde bazı sessiz cümleler yerleşebilir:

  • “Bu hayatta kimseye güvenilmez.”
  • “Nasıl olsa sonunda beni terk ederler.”
  • “İhtiyaçlarımı söylersem bencil olurum.”
  • “Hata yaparsam değerimi kaybederim.”
  • “Sevilmek için güçlü görünmeliyim.”
  • “Başkalarının istekleri benimkilerden daha önemlidir.”

Bu tür düşünceler her zaman açık ve net biçimde aklımızdan geçmez. Kimi zaman bir duygu, davranış veya ani bir tepki olarak ortaya çıkar.

Örneğin bir arkadaşımız mesajımıza cevap vermediğinde yalnızca “Mesajıma cevap vermedi” demekle kalmayabiliriz. Zihnimiz boşlukları hemen doldurabilir:

  • “Beni önemsemiyor.”
  • “Kesin yanlış bir şey yaptım.”
  • “İnsanlara güvenmemek gerekiyor.”

Ardından kaygı, öfke, kırgınlık veya değersizlik duygusu gelebilir. Biz de geri çekilebilir, soğuk davranabilir ya da karşımızdaki kişiyi sınamaya başlayabiliriz.

Oysa yaşanan olay ile o olay hakkında zihnimizin anlattığı hikâye her zaman aynı şey değildir.

Belki de en çok burada durup kendimize bakmaya ihtiyacımız vardır.


YARGILAMADAN KEŞFEDEBİLİR MİYİZ?

Şema terapi yaklaşımı, çocukluktan itibaren gelişebilen ve yetişkinlik yaşamımızda etkisini sürdürebilen bazı düşünce, duygu ve ilişki örüntülerini anlamaya çalışır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var:

Şemalar bir karakter kusuru değildir.

Geçmişte kendimizi korumak, ilişkilerimizi sürdürebilmek veya bulunduğumuz ortama uyum sağlayabilmek için geliştirdiğimiz bazı eğilimler zamanla kalıcı hâle gelmiş olabilir.

Bir zamanlar işe yarayan bu yollar, bugün seçeneklerimizi daraltıyor olabilir.

Konuyu daha ayrıntılı anlamak isteyenlere iki önemli kitap önerebilirim: Jeffrey Young, Janet Klosko ve Marjorie Weishaar’ın “Şema Terapi” kitabı ile Jeffrey Young ve Janet Klosko’nun “Hayatı Yeniden Keşfedin” adlı çalışması…

Ben de kişisel web sayfamda bu yaklaşımdan yararlanarak, yapay zekâ desteğiyle kısa bir kişisel farkındalık çalışması hazırladım. (Bu bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.)

Çevrim içi olarak doldurabileceğiniz formda, beş genel alan altında değerlendirilen 18 şema temasına ilişkin sorular bulunuyor. Bu çalışma sayesinde hayatımızda nelerin tekrar ettiğini ve neden benzer durumları yeniden yaşadığımızı anlamaya biraz daha yaklaşabileceğimizi düşünüyorum.

Ancak sonuçları öğrenmekle yetinmeyip bu farkındalığı bir adım öteye taşımak istiyorum.


SONUCU ÖĞRENMEK NEDEN YETMEZ?

Biliyorsunuz, internette pek çok test var.

Soruları yanıtlıyor, bir sonuç alıyor, bazen şaşırıyor, bazen de “Tam beni anlatmış” diyoruz.

Sonra ne oluyor?

Çoğu zaman gündelik hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Oysa kendimiz hakkında bir şey öğrenmek farkındalığın başlangıcı olabilir. O bilginin hayatımızdaki karşılığını görebilmek ise asıl çalışmanın kendisidir.

Bu nedenle hazırladığım farkındalık çalışmasının merkezine özgün bir Yedi Adımlı Kişisel Farkındalık Uygulaması yerleştirdim.

Bu uygulamayla, elde ettiğiniz sonuçları yalnızca öğrenmekle kalmayıp onlar üzerinde biraz daha düşünmenizi, dikkatinizi kendi hayatınızdaki örneklere yöneltmenizi öneriyorum.

Yedi adımda, sizde öne çıkan bir veya iki şema temasını ele alarak şu soruların izini sürebilirsiniz:

  1. Hayatımda ne oldu?
  2. Olayı nasıl yorumladım?
  3. Ne hissettim?
  4. Hangi eski korkum veya beklentim harekete geçti?
  5. Nasıl tepki verdim?
  6. Gerçekte neye ihtiyaç duydum?
  7. Benzer bir durumda farklı ne yapabilirim?

Bu sorular ilk bakışta kolay görünebilir. Ancak üzerlerinde biraz durduğunuzda sizi daha önce dikkat etmediğiniz düşüncelere, duygulara ve ihtiyaçlara götürebilir.

Çoğu zaman başkalarının yaptıklarına daha fazla odaklanıyoruz. Bu kez kısa bir süre durup kendimizi de fark etmeye ne dersiniz?

Belki de en çok duyulmak istediğimiz anlarda karşımızdakini en az dinliyoruz.

Belki terk edilmekten korktuğumuz için insanları kendimizden uzaklaştırıyoruz.

Belki değersiz görülmemek için sürekli güçlü görünmeye çalışıyor, bu nedenle ihtiyaçlarımızı saklıyoruz.

Belki de sevilmek için verdiğimiz tavizler, zamanla kendi hayatımızdan vazgeçmemize yol açıyor.

Farkındalık, bütün bunlar nedeniyle kendimizi suçlamak değildir.

Farkındalık, otomatik pilotta ilerlediğimiz bir yolda kısa süreliğine durup çevremize ve kendi içimize bakabilmektir.


KENDİ HAYATINIZA BİRAZ DAHA YAKINDAN BAKMAYA NE DERSİNİZ?

Bu çalışma size kim olduğunuzu kesin biçimde söylemeyecek.

Hayatınızdaki bütün sorunları çözmeyecek.

Bir teşhis veya tedavi amacı da taşımıyor.

Ancak uzun zamandır tekrar eden bazı düşüncelerinizi, duygularınızı ve ilişki biçimlerinizi fark etmeniz için size bir ayna tutabilir.

Belki bir soruda kendinizi bulacaksınız.

Belki yıllardır yaşadığınız bir duygunun adını koyacaksınız.

Belki de “Neden hep böyle oluyor?” diye sorduğunuz bir konuda kendi payınızı, ihtiyacınızı veya sahip olduğunuz başka bir seçeneği ilk kez daha açık göreceksiniz.

Kendinizi ve hayatınızı keşfetmek üzere hazırlanan farkındalık formuna katılabilir, ardından Yedi Adımlı Kişisel Farkındalık Uygulaması ile kendi hikâyenize biraz daha yakından bakabilirsiniz.

Çünkü bazen değişim büyük kararlarla başlamaz.

Bazen yalnızca tekrar eden bir düşünceyi ilk kez fark etmekle başlar.


SON SÖZ

Hayatımızda tekrarlanan her şey kaderimiz değildir.

Bazıları yalnızca henüz fark edemediğimiz eski bir yolun izidir.

Yolu fark ettiğimizde, aynı yerden yürümek zorunda olmadığımızı da görmeye başlarız.


6 Ağustos 2026

Erkan YÜKSEL


İlgili yazılar:



Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org