Sayfalar

İletişim Kuramları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim Kuramları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gazetecilik Nedir? Ve, Ne Değildir?

 

Gazetecilik nedir? Gazeteci kimdir? Ne iş yapar? Kime karşı sorumludur?

Gazetecinin görevi yalnızca olup bitenleri aktarmak mıdır? Yoksa olayların perde arkasını araştırmak, görünmeyeni görünür kılmak, sorular sormak ve kamuoyunu bilgilendirmek de bu görevin bir parçası mıdır?

Peki, gazetecilik ile propaganda, reklamcılık ve siyasi militanlık arasındaki sınır nerededir?

İyi Bir Fikir Neden İyi Bir Araştırma Projesine Dönüşmüyor?

Bilimsel araştırma projesi değerlendirmelerinde karşılaştığımız ilginç durumlardan biri, akademik açıdan önemli bir konunun yeterince güçlü bir proje önerisine dönüşememesidir.

Araştırmacı konusuna hâkimdir. Alanında yayınları, araştırma deneyimi ve belirli bir akademik birikimi vardır. Ele aldığı sorun günceldir, bilimsel açıdan önemlidir. Buna rağmen hazırladığı proje önerisi değerlendirme sürecinden beklediği sonucu alamaz.

Peki, neden?

20 Yıl Önce Geleceğin Medyasını Nasıl Hayal Etmiştik?


Yıl 2005…

Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde verdiğim İletişim Kuram ve Araştırmaları dersinde yüksek lisans öğrencilerime bir soru sordum:

“Bundan 10 ya da 20 yıl sonra medya nasıl olacak?”

Öğrenciler hazırlanıp geldiler.

Gazeteler ortadan kalkacak mı?

Televizyon nasıl olacak?

Çocuklarımızı Sosyal Medyadan Korumak mı, Sosyal Medyaya Hazırlamak mı?


 “Anne, baba, ama herkesin hesabı var; bir tek benim yok!”

Bu cümleyi duydunuz mu? Yoksa henüz böyle bir konuşma yapmadınız mı?

Belki de yakında yapacaksınız.

Ancak zihninizde dönüp duran sorular var: Sosyal medyaya girdiğinde nelerle karşılaşacak? Neler izleyecek? Kimlerle yazışacak? Dersleri, uykusu, arkadaşlıkları bundan nasıl etkilenecek?

Tezinizi Başkası Yazarsa O Tez Hâlâ Sizin midir?

Sizin adınıza yüksek lisans ya da doktora tezinizi ben yazsam…

Hatta jürinin önünde göstereceğiniz slaytları da hazırlayıp elinize versem…

Siz de tezinizi şöyle bir okuyup jüri önünde savunsanız…

Bu tez savunmasından geçebilir misiniz?

Yapay Zekâ Dijital İçeriği Doğrulayabilir mi?

 

“Yapay Zekâ Dijital İçeriği Doğrulayabilir mi? Büyük Dil Modellerinin Türkiye’deki Doğrulama Platformlarıyla Karşılaştırmalı Analizi” başlıklı çalışmamız, Kurgu – Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Uluslararası Hakemli Dergisi’nin Eylül 2026 sayısında yayımlandı. 

Çalışmayı öğrencilerimiz Ekmel Kılıç, Zeynep Ayna ve Barış Göksel ile birlikte hazırladık. 

Okullarımızı Şiddetten Nasıl Koruyacağız?

2000’li yılların başlarıydı. Bir gün aracımı servise bakım için vermiştim. Bir hocamız, “Ben seni çarşıya bırakayım” dedi. Hocamızın bir oğlu kreşte, diğeri ilkokulda öğrenciydi. Kampüste uğrayıp onları aldık. Sonra hocamız, “Şu fırından da iki ekmek alayım” diyerek arabayı yol kenarına park etti. Ben ön koltukta, çocuklar arka koltukta yalnız kaldık. Baktım çocuklar kendi aralarında kavga gürültü ediyor, birbirleriyle boğuşuyorlar. Belki konu değişir diye sordum:

“Büyüyünce ne olacaksınız?”

Biraz soluklanır gibi oldular. Büyük olan, “Ben Polat Alemdar olacağım, bu da Memati” dedi. Sonra yeniden boğuşmaya başladılar.

Yetişkin Çocuklar: Koca koca insanlar neden çocuk gibi davranır?



Bazen yetişkinlerin aynen çocuklar gibi davrandıklarına şahit oluyor musunuz? Bazen yetişkin bir insanın ağzından çıkan sözlere hayret ediyor musunuz? Bazen insanların çocukça tavırlar takındıklarını gözlemliyor musunuz?

Mesela, şu haber başlıklarına bir bakın:

  • “Meclis’te yumruklu kavga… oturuma ara verildi.”
  • “Görüşmede tansiyon yükseldi; taraflar birbirinin üzerine yürüdü.”
  • “Tartışma arbedeye dönüştü.”
  • “Komşunun balkonuna çöp atma tartışmasında iki aile birbirine girdi”
  • “Yol vermeme yüzünden başlayan tartışmada cadde boks ringine döndü”
  • “Düğün eğlencesi faciayla bitti.”

Ve daha nicesini ekranlarda görüp “koca koca insanlar, yaşlı başlı adamlar, çocuk gibiler” dediğiniz türlü türlü olaylar, büyük büyük sözler, bir yetişkine yakışmadığınız hareketler, hal ve tavırlar…

Bu yazımda günlük hayatta pek çok yerde karşılaştığımız, haberlerde ve sosyal medyada gördüğümüz, tanıdığımız, tanımadığımız “yetişkin çocuk” örüntülerinden söz etmek istiyorum. 

'Nihilist Penguen' nereye gidiyor? Sürüden ayrılmak özgürlük mü, kaçış mı?

Son günlerde sosyal medyada bir penguen var; ama bildiğimiz penguenlerden değil.

Bir bakıyorsunuz Eskişehir’de bir çay bahçesinde… Bir bakıyorsunuz Ankara’da Kızılay’da… Bir bakıyorsunuz bir ünlünün yanında… Hepsi “tatlı”, “cool”, “sürüyü reddeden” bir karakter gibi paketlenmiş.

Bu kısım önemli: Görüntülerin önemli bir kısmı kurgu/kolaj, bazıları da doğrudan yapay zekâ üretimi; yani penguen “elbette” o şehirlerde gezmiyor ama “kesinlikle” bizim zihinlerimizde gezdiriliyor.

Bazen bir görsel gerçeği anlatmaz; ama bir ruh hâlini çok iyi anlatır.

Ve bu penguen, tam da oraya dokunuyor.

Gündem Belirleme Kuramı Dijital Çağda Nasıl Güncellenmeli: Algoritmalar Gündemi Yönetirken Ortak Gerçekliğimizi Nasıl Korumalıyız?

  

O videoları siz de görmüşsünüzdür.

Bir insanın sesini alıp, hiç söylemediği cümleleri “kendi ağzından” söyletmek artık birkaç dakikalık iş.

Görüntüyü de ekleyince, o kişi hiç bulunmadığı bir yerde, hiç yapmadığı bir şeyi yapıyormuş gibi karşımıza çıkabiliyor.

Eskiden “fotoğraf yalan söylemez” derdik. Şimdi fotoğraf da video da ses kaydı da; tek başına, eskisi kadar güçlü bir kanıt değil.

Daha tuhafı şu: Gerçekle gerçek dışı arasındaki çizgi, her yeni dijital teknoloji hamlesiyle biraz daha bulanıklaşıyor. Hatta zaman zaman, yapay zekâ bile bu ayrımı yapmakta zorlanıyor.

Bu yeni medya düzeninde artık herkes birer yayıncı.
Algoritmalar da her birimize ayrı bir “dünya” gösteriyor.
Geleneksel medyaya dair bildiklerimiz bu ortamı açıklamakta giderek yetersiz kalıyor.
O yüzden iletişim bilimi olarak biriktirdiklerimizi yeniden gözden geçirmek, yeni koşullara göre yeniden yorumlamak zorundayız.

Tam da bu ihtiyaçla, Prof. Dr. Süleyman Karaçor, Prof. Dr. Zeynep Karaçor ve Burcu Güvenek’in editörlüğünde yayımlanan “Blockchain ve Nesnelerin İnterneti Ekseninde Dijital Ekosistemler” kitabında bir bölüm kaleme aldım: 

“Gündem Mühendisliği:
Dijital Çağda Gündem–Algı–Gerçeklik Döngüsü Üzerine Bir Model Önerisi.”

Bu bölümde iki şey yaptım: Birincisi, “gündem mühendisliği” kavramını tartışmaya açtım.
İkincisi, uzun yıllar daha çok doğrusal bir çizgi gibi anlatılan gündem belirleme sürecini, dijital çağın ruhuna daha uygun döngüsel bir modelle düşünmeyi önerdim.

 

"Blockchain ve nesnelerin interneti ekseninde dijital ekosistemler"

 
   
 

Yılın son eseri… 📚✨

Blockchain ve Nesnelerin İnterneti ekseninde şekillenen dijital ekosistemleri; teknik boyutla sınırlamadan, ekonomi–toplum–iletişim–mahremiyet gibi alanlarla birlikte ele alan disiplinlerarası bir çalışma: “Blockchain ve Nesnelerin İnterneti Ekseninde Dijital Ekosistemler”

Bu kitapta benim bölümüm: “Gündem Mühendisliği: Dijital Çağda Gündem–Algı–Gerçeklik Döngüsü Üzerine Bir Model Önerisi”

Sosyal medyada bir şeyin “gündem” olması, çoğu zaman yalnızca görünürlük meselesi değil; dikkatin yönlendirilmesi, duygunun tetiklenmesi ve sonunda “gerçeklik” algısının sabitlenmesiyle ilgili. Bölümde bu süreci bir döngü modeli ile anlatıyor, tartışmaya açıyorum.

Editörlerimiz Süleyman Karaçor | Zeynep Karaçor | Burcu Güvenek’e bu güzel çalışmayı alana kazandırdıkları için teşekkürler.
Okuru bol olsun. 🙏

#dijitaldönüşüm #blockchain #nesnelerininterneti #dijitalekosistem #medyaçalışmaları #gündembelirleme #algıyönetimi #dijitalmedya #çizgikitabevi

  


Kriz İletişimi Ne Zaman Başlar: Sorun Çıkınca mı, Vatandaş Sokağa Çıkınca mı?



Cumartesi sabah uyandık; sular kesik.
Komşular WhatsApp grubunda çoktan yazışmaya başlamış.
Sular İdaresi web sitesinde bir duyuru varmış: “Akşam 20.00’ye kadar gelmeyecek.”

Tedbirsiz yakalandık… Görmedik, duymadık.
Ama yalnız biz değil; belli ki pek çok kişi de aynı durumdaydı.

Kendimizi dışarı attık; şehrin öbür yakasında sular akıyordu.
Geç saatlerde eve döndük.
“İyi ki kayınpederlerle aynı şehirdeyiz” dedik; en azından bizim için bir nefes alma alanı vardı.

Lakin… sular hâlâ yoktu.
Sosyal medya “yıkılıyordu.” X’te ve WhatsApp gruplarında öfke cümleleri havada uçuşuyor, sinir yükseliyor, dil sertleşiyordu.

Mevsim kış, hava ayaz.
Bebeği olan var, çocuğu olan var, hastası olan var.
Bakım veren var, bakıma muhtaç olan var.
Parası olan var, olmayan var.
Esnaf var, çalışan var.
Tuvalet var, temizlik var, yemek var… Var da var.

Ve kafamın içinde tek bir soru dönüp duruyordu:
Peki, yetkililerden net bir açıklama var mı?

Fareli Köyün (Dijital Dünyanın) Kavalcısı Kim?

 

"Fareli Köyün Kavalcısı" masalını bilirsiniz. Farelerin bastığı bir köy vardır. Köylüler ne yapsa baş edemez. Sonra kavalını çalarak fareleri peşine takan bir adam çıkar ortaya. Köylüler onunla anlaşma yapar: “Fareleri köyden kurtar, sana şu kadar para verelim.” Kavalcı sözünü tutar, fareleri götürür; ama köylüler verdikleri sözü tutmaz. Bunun üzerine kavalcı bu kez kavalını köyün çocukları için çalar. Köydeki tüm çocuklar peşine takılır ve bir daha geri dönmezler.

Bir çocuk için bu masal biraz korkutucu; bir yetişkin içinse oldukça düşündürücüdür.

Peki, günümüzün fareleri, kavalı, kavalcısı, köylüleri ve çocukları ne ya da kimler? Hiç düşündünüz mü?

 

Güzellik Salgını mı, Değersizlik Hipnozu mu?



Adnan Oktar’ın “kedicikleri”ni hatırlarsınız. Hepsi birbirine benzeyen kadınlar, kimilerine göre birer estetik “harikasıydı.”

Fark ettiniz mi bilmem ama son zamanlarda televizyon ekranlarında, sokakta ya da AVM’lerde gördüğümüz birçok kadın aynı şekilde birbirine benzemeye başladı. Saçlar, kaşlar, kirpikler, elmacık kemikleri, burunlar, dudaklar, dişler, tırnaklar tek bir elden çıkmış gibi.

Kıyafet modası gibi yüzün de modası mı oluşmaya başladı diye düşünüyor insan.

Hayır, sadece kadınlar değil elbette. Erkeklerde de durum farklı değil. Saç ektirmek artık sıradanlaştı. Ama orada da bitmiyor. Kaş, saç, sakal, tırnak derken erkek kuaförlerinin önü yüzleri maskeli gençlerle dolmaya başladı. Erkekler için de kremler, bakımlar, enjeksiyonlar söz konusu.

Kısacası bir güzellik, bakım ve estetik çılgınlığı yaşıyor gibiyiz. Sağlık programı adı altında ekranlarda en çok bu konuşuluyor: “mucize bakım kürleri”, “sihirli dokunuşlar”, “minik dolgular”, “gençlik aşıları”, “parlak ciltler”…

Neticeyi de Instagram üzerinden görmek mümkün. Sosyal medya, adeta “pazarın” vitrini…

Astroloji ekranda niye bu kadar çok tutuyor?



İSTER inanın ister inanmayın; televizyonu açtığınız anda er ya da geç bir burç yorumcusunun cümleleriyle karşılaşıyorsunuz. Uzun süre yalnızca sabah kuşaklarında gördüğümüz yorumcular, şimdi haber kanallarında bile çıkar oldular. Geçen akşam bir haber kanalında haftalık burç yorumu yapıldığını görünce bu yazıyı yazmanın “farz” olduğuna karar verdim. Çünkü kendime şu soruyu sordum: Ne oldu da burç yorumları bu kadar popüler hâle geldi?

“BU HAFTA KOÇLARI NELER BEKLİYOR?”

Aklıma gelen ilk yanıt, hayatın giderek artan belirsizlik yükü karşısında burç yorumcularının büyük bir özgüvenle olası gelişmeleri sıralaması.

Kimsenin bilemeyeceği ama herkesin merak ettiği “Bu hafta koçları neler bekliyor?” sorusuna örneğin şöyle bir yanıt geliyor:

Gerçek Nerede Biter, Algı Nerede Başlar?



BİR sabah uyandığınızda haberlerde aynı başlıkları gördüğünüzü düşünün: “Gizli belgeler sızdı.” Birkaç saat içinde sosyal medya o belgelerle dolup taşıyor. 

Kimi gazeteciler bunları “ülkenin kaderini değiştirecek kanıtlar” diye sunuyor, kimileri ise “kumpas” diye niteliyor. 

Kimisi yargının bağımsız olmadığını, kimisi de birilerinin gizli ajandalarla hareket ettiğini öne sürüyor. 

Oysa belgelerin kaynağı belirsiz, doğrulanmış resmi bir açıklama yok. 

Buna rağmen toplumun gündemi tamamen bu haberlerin etrafında şekilleniyor.

İletişimin Mühendisliği Olur mu?



Hiç düşündünüz mü, insan ilişkilerinin de bir mühendisliği olabilir mi?

İlk anda tuhaf geliyor kulağa. “Mühendislik” deyince aklımıza köprüler, binalar, makineler geliyor. Ama ya dostluklarımız, aile bağlarımız, iş hayatındaki ilişkilerimiz de aynı hassasiyetle kurulmak zorundaysa?

Bir bilgeye sormuşlar: “Mutlu evliliğin sırrı nedir?”

Bilge gülümsemiş: “İki şeyi bilmek: Konuşmayı ve susmayı.”

Kulağa basit geliyor ama aslında büyük bir mühendislik var bu sözün altında: Dengeyi bilmek.

GPT-4’ten GPT-5’e: Neler Değişiyor?



“Siz hâlâ annenizin ‘margarini’ mi kullanıyorsunuz?”

YAPAY zekâ ile tanışmayan kaç kişi kaldı bilmiyorum. Elinde cep telefonu olan herkes, farkında olsun ya da olmasın, bir şekilde yapay zekâ araçlarından yararlanmıştır.

Üstelik yapay zekâ, yalnızca hayatımıza girmekle kalmadı; neredeyse onu işgal etti. O kadar doğal karşıladık ki, sanki hep oradaymış da biz “Buyur, içeri gel” demişiz gibi…

Çocukluğumda babam, dört işlemi zihninden bir çırpıda yapardı. Hesap makinesine ihtiyaç duymazdı. Benim içinse hesap makinesi hep daha kolaydı. Bugün bile öyle… Ama babamın zihinsel hızına hâlâ hayranım.

Sonra daktilo ile bilgisayarların rekabetine tanık olduk. Tek satır yazabilen elektronik daktilolardan bugünün çok işlevli bilgisayarlarına, oradan da yapay zekâya geldik.

OpenAI’ın geliştirdiği GPT serisi, bugün yaklaşık 15 milyon kullanıcıya ulaşarak en popüler yapay zekâ uygulamalarından biri hâline geldi.

Provokasyon Nedir, Kim Yapar, Kime Yarar?

 

Bir olay aniden duygularınızın kabarmasına yol açıyorsa, aman dikkat!

SAHTE diploma, Ayasofya kundakçısı, karikatür krizi, dini değerlere saldırı, cinsel istismar, taciz, kadın cinayetleri, aydın cinayetleri, suikastler, siyasi eylemler, parti binasına bıçaklı saldırı, göçmenlerin adının karıştığı olaylar…

Her gün sinir uçlarımıza dokunan, aniden duygularımızı kabartan yeni bir “provokasyon” haberine uyanıyoruz.

Kimi zaman bir sosyal medya paylaşımı, kimi zaman bir mitingde atılan bir slogan, bazen de bir “haber”…

Medyada sürekli tekrarlanan ve giderek büyüyen tartışmalar, kutuplaşan yorumlar, kışkırtılan ve köpürtülen duygular…

Bu yazıda provakasyon konusunu ele aldım…


Gece Vardiyasında Zihnimiz: Sosyal Medya Bizi Nasıl Etkiliyor?


TELEFONUNUZU bırakmadan uyuyamıyor musunuz? 

Belki de geceyi değil, kendinizi kaydırıyorsunuzdur... 

Dijital gece vardiyası zihninizi nasıl etkiliyor, hiç düşündünüz mü?

Sosyal medyanın artık hayatımızın sıradan bir parçası olduğu bir dönemdeyiz. Ancak bu sıradanlık, bazen olağan dışı etkiler doğurabiliyor. Özellikle gece saatlerinde yapılan uzun süreli sosyal medya kullanımı, tahmin ettiğimizden çok daha derin zihinsel ve duygusal izler bırakıyor.

Bu etkilere yakından bakmak için yürüttüğümüz araştırmada, 359 katılımcının deneyimlerini analiz ettik. Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek ve eğitim düzeylerine göre farklılaşan sosyal medya alışkanlıklarını inceledik. İşte öne çıkan bulgular…



Popüler İçerikler

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org