Sayfalar

Kendinizi ve Başkalarını Tanımaya Hazır mısınız? İletişim ve Davranış Tarzları Testine Katılın



NEDEN bazı insanlarla tek kelime etmeden anlaşırken, bazılarıyla sürekli "frekans hatası" yaşıyoruz? 

İş hayatında neden bazıları sonuca odaklanırken, bazıları sadece sürece ve ilişkilere önem veriyor?

Bu test, bir "etiketleme" aracı değil; sizin ve çevrenizdekilerin dünyayı hangi pencereden gördüğünü anlamanızı sağlayacak bir farkındalık haritasıdır.

Çok Yönlü Profil: İletişimin "Prizma" Etkisi


Çok yönlü profil, ayrı bir kişilik türü olmaktan çok; birden fazla eğilimin kişide birbirine yakın düzeyde bulunduğunu gösteren yorumlayıcı bir sonuçtur. Bu profil, aslında en "erdemli" ve esnek olmaya aday, ancak içsel çatışması da en yüksek olan profildir. Akademik dilde buna "Durumsal Esneklik" veya "Yüksek Uyumluluk", yaşam koçluğu dilinde ise "Denge Arayışı" diyoruz.

Genel olarak birinci ve ikinci profil arasındaki fark %10’dan azsa “çok yönlü eğilim” sizin için geçerli olabilir. Buna karşılık fark daha açıksa, ilk sırada yer alan profilin daha baskın olduğu düşünülebilir.

🌈 Çok Yönlü Profil: Prizma (Tüm Renkler / Işık)

Her durumun bir rengi, her insanın bir dili vardır. Sen hepsini bir ahenkle yansıtabilen bir denge insanısın.

  • Neden? Prizma, esnekliği ve dengeyi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; durumsal zekalarıyla çatışmaları çözebilir, ekipler arası köprü kurabilir ve her ortamda "dengeleyici güç" olabilirler.

  • Mottosu: "Erdem, hangi durumda hangi tarzı kullanman gerektiğini bilmektir."

  • Senin Tarzın: Koşullara göre şekil alabilen bir "Usta Sentezleyici" veya her enstrümana hakim bir "Orkestra Şefi".

  • Güçlü Yanın: Tek bir kalıba sığmıyorsun. Gerektiğinde bir Sürücü gibi kararlı, bir Analitik gibi titiz, bazen bir Dostçul gibi şefkatli, bazen de bir Ekspresif gibi ilham vericisin. Bu çok yönlülük, seni her türlü karmaşanın doğal "çözüm merkezi" yapıyor.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bu kadar çok role bürünmek seni yoruyor olabilir mi? Başkalarına ve durumlara uyum sağlama yeteneğini kullanırken, kendi "öz sesini" ve ihtiyaçlarını duymayı ihmal etme. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine, hangi tarzı ne zaman kullanacağını bilinçli bir seçim (hikmet) haline getir. Bu hafta, dış etkilerden uzaklaşıp sadece kendi değerlerinle baş başa kalmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde "Yüksek Öz-Denetim" (High Self-Monitoring) ve "Durumsal Liderlik" olarak tanımlanan bu yetenek, sosyal zekanın (SQ) en ileri aşamalarından biridir. Öz-farkındalık ve değerler üzerine yapacağın okumalar, bu adaptasyon gücünü kalıcı, etik ve saygın bir liderlik başarısına dönüştürecektir.


Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?


Küçük Prens’in hikâyesi, bana sevgi, emek, iletişim ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi hatırlattı. Birini özel yapan şeyin kusursuzluğu değil, onunla kurulan bağ olduğunu belki de en iyi bu küçük hikâye anlatıyor.

Küçük Prens’i okudunuz mu?

Geçenlerde bizim evde bu kitabın üç farklı nüshasının olduğunu fark ettim. İlginçtir, bunca zamandır elime almış ama birini bile sonuna kadar okumamıştım. Sonra merak ettim, başladım. Okudukça da durup düşündüm: Sevmek nedir, uzaklaşmak nedir, anlamak neden bu kadar zor, ilişkiler neden bu kadar çabuk yoruluyor? Küçük bir çocuk kitabı diye başladığım hikâyede kendimi; çağımızı, ilişkilerimizi ve sevgilerimizi sorgularken buldum.

İletişim Nedir ya da Biz Neyi Eksik Öğrendik?


İlkokulda bize çok şey öğrettiler.

Yazı yazmayı, kitap okumayı, hesap yapmayı, defter kullanmayı, sıraya girmeyi, öğretmen konuşurken susmayı mesela…

Peki bu arada, acaba atlanan bir şey oldu mu?

Kendimizi nasıl tanıyacağımızı, duygularımızı nasıl fark edeceğimizi, kendimizi nasıl anlatacağımızı, başkalarını nasıl anlayacağımızı, nasıl iletişim ve ilişki kuracağımızı bize kim öğretti?

Kırıldığımızda ne diyeceğimizi, kızdığımızda nasıl konuşacağımızı, birini gerçekten nasıl dinleyeceğimizi, “benim canım yandı” demenin yolunu, karşımızdakini ezmeden kendimizi nasıl ifade edeceğimizi, susmanın bile bazen bir mesaj taşıdığını bize anlatan oldu mu?

Yani okuma yazmayı öğrendik; ama insan okuma, insanla anlaşma ve ilişki kurma konusunda çoğumuz “alaylı” kalmadık mı?

Belki de bugün evde, okulda, iş yerinde, trafikte, sosyal medyada bu kadar çok konuşup bu kadar az anlaşabilmemizin nedeni biraz da budur. Medyada gördüğümüz öfkenin, tahammülsüzlüğün, şiddetin, cinnetin arkasında biraz da iletişim eksikliğinin izi yok mudur?

“Zalimin Zulmü Varsa Garibin Allah’ı Var” mı?

Rivayet odur ki, zamanın birinde bir derviş berbere gitmiş.

“Vur usturayı berber efendi,” demiş. Saçlarını kazıtmak istemiş.
Berber de başlamış tıraşa.

Tam tıraşın ortasındaymış ki kapıdan içeri, tüm heybetiyle, gürültüsüyle bir kabadayı girmiş. Doğruca yürümüş, dervişin usturaya vurulan başına bir şaplak indirip şöyle bağırmış:

“Çekil bakalım kabak efendi, sana yeter bu kadar.”

Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?

Fıkrayı bilirsiniz; ama ben bugünlük biraz değiştireyim.

Efendim… bunu Nasreddin Hoca’ya “yakıştırmak” için değil; bugün ekranlarda sık gördüğümüz o çocuk modunu daha görünür kılmak için yapıyorum.

Tarlada çalışırken davul sesini duyan Nasreddin Hoca, düğün evine gider ama kimse ona “buyur” etmez.
Bunun üzerine Hoca öfkelenir, etrafına bağırıp çağırmaya başlar: “Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?” diye haykırır.
Etraftan biri “Ayıp oluyor ama Hocam…” diyecek olur; o da ağzının payını alır.
Düğünün keyfi kaçar. Hoca küser ve söylene söylene evine gider.

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org