Sayfalar

DOA Depozito İade Sistemi: Bir Şişeyi İade Etmek Neden Bu Kadar Zor?

 

“Koskoca profesör olmuşum; geri dönüşüm sistemi başlamış, öncülük etmek bana düşmez mi?” dedim kendi kendime.

Yıllardır Eskişehir’in Kalabak suyu damacanalarının ağzından çıkan plastik parçaları, pet şişe kapaklarını ve kullanılmış pilleri ayrı ayrı biriktirip teslim eden sorumlu bir vatandaş sayılırım.

En azından kendimi öyle görüyorum.

Bu nedenle Depozitosu Olan Ambalajlar, kısa adıyla DOA uygulamasını duyunca ben de kolları sıvadım.

Kızım hemen şartını söyledi:

“İade paralarını bana ver baba.”

“Tamam” dedim.

Böylece çevre bilinciyle aile ekonomisi arasında küçük bir iş birliği kurmuş olduk.

DOA’nın ülke çapındaki yeni uygulama dönemi 1 Temmuz 2026’da başladı. Üzerinde DOA işareti bulunan 0,10 ile 3,01 litre arasındaki pet, cam ve alüminyum içecek ambalajları iade edildiğinde ambalaj başına 1 TL ödeniyor. Bir kullanıcının günlük iade sınırı ise 200 ambalaj.

Uygulamanın başlamasının üzerinden yaklaşık dört hafta geçmişti. Bizim için de artık vakit gelmişti.

Pet şişeleri, soda şişelerini ve alüminyum kutuları evde biriktirmeye başladık.

Sonraki soru, onları nereye götüreceğimizdi.

Tatil için bulunduğumuz Bodrum Turgutreis’te iki ayrı noktada depozito iade makinesi olduğunu öğrendim. Bir akşamüstü marketlerden birinin önünden geçerken makinenin başında kuyruk gördüm. İnsanlar ellerindeki poşetlerle sıralarının gelmesini bekliyordu.

Market çalışanına sistemi sordum.

“Önce uygulamayı yükleyin” dedi.

Uygulamayı indirdim. Ertesi gün şişeleri alıp markete gittim.

Bu kez makinenin önü bomboştu.

Sevindim.

Ancak boşluğun nedeni kısa sürede anlaşıldı:

Makine doluydu ve çalışmıyordu.

“Diğer markete giderim” dedim.

Gittim.

Oradaki makinenin önü de boştu.

Çünkü o da doluydu.

Ertesi gün yeniden denedim.

Makine yine doluydu.

Çevre duyarlılığım yavaş yavaş sabır eğitimine dönüşüyordu.

ALO 181’i aradım. Yaklaşık bir buçuk dakika boyunca yönlendirme anonslarını dinledikten sonra ilgili birime bağlandım.

Sıra numaram 36’ydı.

Marketin önünde bekleyememiştim; telefonun başında da bekleyemedim.

“Sonra yeniden ararım” diyerek kapattım.

Ertesi sabah yine iki marketi dolaştım.

Serde gazetecilik var ya; artık biraz da inat etmiştim.

Makinelerden birinin başında bir hanım, elindeki şişeleri cihaza kabul ettirmeye çalışıyordu. Bir süre uğraştı. Makinenin dolu olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonunda elindeki poşetleri makinenin yanına bıraktı ve söylene söylene uzaklaştı. Ondan önce de bir başkası elindeki poşetleri makinenin yanına bırakıp gitmişti...

Neyse ki ben bu defa tedbirli davranmış, şişeleri yanıma almamıştım.

Deneyim kazandıkça geri dönüşüm yapamıyor ama boşuna poşet taşımamayı öğreniyordum!


İLGİ VAR, KAPASİTE YETİŞMİYOR

Eve dönünce bir kez daha ALO 181’i aradım. 

Yine anonslar, yine yönlendirmeler…

Bu defa 33’üncü sıradaydım.

Telefondaki caz ezgileri eşliğinde çayımı bitirdikten ve on dakikadan fazla bekledikten sonra görevliye ulaştım. Teker teker marketlerin adlarını ve adreslerini vererek makinelerin boşaltılması için talep oluşturdum.

Görevli, iade noktalarının doluluk düzeyinin uygulamadan takip edilebildiğini söyledi. Sorunların uygulamadaki iletişim bölümünden veya ALO 181’den bildirilebileceğini anlattı.

Yine de aklıma şu soru takıldı:

Makinenin doluluk durumunu uzaktan gösterebilen dijital bir sistem varsa, neden boşaltma süreci otomatik olarak başlamıyor?

Neden sistemin işlemesi için vatandaşın şikâyet etmesi gerekiyor?

Vatandaşın geri bildirimi elbette değerlidir. Ancak bir sistemin düzenli olarak izlenmesiyle, vatandaşın sistemdeki aksaklıkları tek tek haber vermek zorunda kalması aynı şey değildir.

“Turgutreis’e iki makine yetmiyor” diye düşünürken telefondaki görevliden Türkiye genelinde 1.700 civarında makine bulunduğunu duydum. Daha sonra Bakanlığın açıklamasında 2 binin üzerinde DOA makinesinin hizmete sunulduğunu okudum. 

Haberde, makine sayısının artırılarak sistemin mahalle, semt ve köylere kadar yaygınlaştırılacağı belirtiliyordu.

Demek ki önümüzde daha alınacak çok yol vardı. Çünkü Türkiye’nin 81 ili, merkez ilçeler dâhil 973 ilçesi, 32 bini aşkın mahallesi ve 18 binden fazla köyü bulunuyor. Ülke nüfusu ise 31 Aralık 2025 itibarıyla 86 milyon 92 bin 168 kişi.

İki bin makineyi yalnızca mahalle sayısıyla karşılaştırdığımızda, kaba bir hesapla her 16 mahalleye yaklaşık bir makine düşüyordu.

Ayrıca makineler mahallelere eşit dağıtılmış durumda da değildir tabi... Nüfus yoğunluğu, turizm hareketliliği ve tüketim miktarı da her yerde aynı olmamalı diye düşündüm.

Ancak, asıl üzerinde durulması gereken mesele yalnızca makine sayısı değil elbette.

Makinenin nerede bulunduğu, ne kadar süre çalıştığı, kaç ambalaj alabildiği, ne sıklıkla boşaltıldığı ve arızalara ne kadar çabuk müdahale edildiği...

Üstelik vatandaşın sisteme ilgisi de oldukça büyük.

Bakanlığın açıkladığı verilere göre uygulamanın ilk 17 gününde 33 milyonun üzerinde içecek ambalajı toplanmış ve kullanıcı sayısı da 2 milyonu aşmış...

Kampanya ve dolayısıyla sistem, yoğun bir ilgiyle karşılaşmış. Belki de beklenenin çok üzerinde bir talep olmuş...

Haydi biraz daha araştırayım dedim; şikayet platformlarını ve sosyal medyayı taradım. Benzer sorunların farklı şehirlerde yaşandığını da gördüm:

  • Makineler dolu ya da kullanım dışı…
  • Uygulamada uygun görünen cihazlar, yerine gidildiğinde arızalı…
  • İade noktaları yetersiz…
  • Kuyruklar uzun…
  • Barkodlar okunmuyor, bazı ambalajlar kabul edilmiyor…
  • Vatandaş sistemi nasıl kullanacağını tam olarak bilmiyor…
  • Bazı kullanıcılar poşetler dolusu ambalajla geldiği için makinenin başında uzun süre bekleniyor…
  • Uygulama zaman zaman hata veriyor…
  • Bir liralık iade için harcanan zaman, yakıt ve emek bazı vatandaşlara anlamsız geliyor…
Tam bütün bu şikâyetleri sıraladığım yazımı yazarken, akşam Mersin’den bir misafirimiz geldi.

Konu ne yazdığıma ve geri dönüşüm sistemine gelince yaşadıklarımı anlattım.

“Bizim sitede çocuklar topluyor” dedi. “Ben de şişeleri onlara veriyorum. Sorun yaşamadan götürüp iade ediyorlar.”

Doğrusu biraz içim ferahladı.

Demek ki sistem bazı yerlerde çalışıyor ve dahası, çocuklar için küçük de olsa bir çevre bilinci, sorumluluk ve harçlık imkânı doğuruyor...

Bütün bunlar elbette bilimsel bir kamuoyu araştırması değil. Memnun olmayanların, memnun olanlara göre daha fazla yorum yazabileceğini de unutmamak gerekiyor.

Ancak aynı tür sorunların farklı şehirlerde tekrar tekrar dile getirilmesi, bunların göz ardı edilmemesi gereken erken uyarılar olduğunu gösteriyor.


İLETİŞİM SADECE KAMPANYAYI BAŞLATMAK DEĞİLDİR

Stratejik iletişim alanında hem kuramsal hem de uygulamalı çalışmalar yürütmüş biri olarak şu ayrımı önemli buluyorum:

DOA yalnızca bir iletişim kampanyası değildir.

Aynı zamanda bir kamu politikası, lojistik ağı, ödeme sistemi, dijital uygulama, saha operasyonu ve davranış değişikliği programıdır.

İyi bir kampanyada önce sorun araştırılır. Amaçlar ve ölçülebilir hedefler belirlenir. Paydaşların görevleri tanımlanır. Uygun altyapı hazırlanır. Vatandaşın karşılaşabileceği engeller öngörülür. Mesajlar tasarlanır ve mümkünse önceden test edilir.

Uygulama başladıktan sonra sistem sürekli izlenir, ölçülür ve elde edilen geri bildirimlere göre düzeltilir.

Çünkü iletişim yalnızca kampanyayı duyurmak değildir.

Vatandaşın sistemi kullanırken yaşadığı deneyim de iletişimin kendisidir.

Bazen bir kurumun bütün basın açıklamalarından daha güçlü mesajı, ekranında “makine dolu” yazan bir cihaz verir.

Vatandaş devleti bazen bir basın açıklamasında değil, çalışmayan bir makinenin ekranında görür.

Sonra söylene söylene oradan uzaklaşır.

Onun söylediklerini yetkililer duymayabilir.

Ama asıl mesele, o fısıltıları zamanında duyabilmektir.

İşte, duyulması gereken o fısıltılardan bazıları:

“Bizden para peşin alınıyor ama geri vermemek için uğraştırıyorlar.”

“Birileri makine satışından para kazandı.”

“Yine birileri zengin ediliyor.”

Bazı fısıltılar ise biraz daha yüksek çıkıyor:

“Her işimiz böyle…”

...

Elbette bunların kanıtlanmış gerçekler olması gerekmez.

Önemli olan, kötü kullanıcı deneyiminin böyle kuşkular, söylentiler ve kızgınlıklar üretebilmesidir.

İletişimde algı her zaman gerçeğin kendisi değildir ama algının sonuçları gerçektir.

Vatandaş, ürünle birlikte depozito bedelini peşin ödüyor; parasını geri alabilmek için market market dolaşıyor, sırada bekliyor, uygulama yüklüyor, telefon ediyor ve yine de ambalajını teslim edemiyorsa sistem çevresel bir teşvik olmaktan çıkıp bir çeşit cezaya dönüşmüş gibi algılanabilir.

Bu noktadan sonra konuşulan mesele doğa olmaktan çıkar.

Yerini güvensizliğe bırakır.

İletişim araştırmalarında insanların kendilerini zorlanmış, haksızlığa uğramış veya özgürlükleri sınırlandırılmış hissettiklerinde öfke, direnç ve önerilen davranışın tersini yapma eğilimi gösterebildikleri belirtiliyor. İyi niyetle başlatılan bir uygulamanın amaçlananın tersine sonuç üretmesine “geri tepme” ya da “bumerang etkisi” deniliyor.

DOA açısından risk de burada başlıyor:

İnsanları geri dönüşüme alıştırmak isterken mevcut talebi karşılayamamak ve sonunda; yaşanan hayal kırıklıklarıyla, onları bu kampanyadan ve belki geri dönüşümden soğutmak…


BAŞKA ÜLKELER NASIL YAPIYOR?

"Depozito iade sistemi" bizim icat ettiğimiz yeni bir yöntem değil.

Örneğin kısa bir araştırmayla elde ettiğim bilgiye göre, Almanya’da tek kullanımlık belirli içecek ambalajları için 25 avro sent depozito uygulanıyor. Ülke genelinde otomatik veya elle iade kabul eden yaklaşık 135 bin nokta bulunduğu ve kapsama giren tek kullanımlık ambalajların yaklaşık yüzde 98’inin sisteme geri döndüğü belirtiliyor. Büyük mağazalar, sattıkları malzeme türündeki ambalajları geri almakla yükümlü.

Norveç’te 2024 raporuna göre depozitolu ambalajların iade oranı yüzde 93’e, toplam toplama oranı ise yüzde 98’e ulaşmış.

Litvanya’da pet ambalajların geri dönüş oranı, sistem kurulmadan önce yüzde 34 düzeyindeyken iki yıl içinde yüzde 92 seviyesine çıkmış.

Avrupa Birliği de üye ülkelerin 2029 yılına kadar tek kullanımlık plastik şişeler ile metal içecek ambalajlarının en az yüzde 90’ını ayrı toplamasını hedefliyor. Bu hedefe başka yollarla ulaşılamaması hâlinde depozito iade sistemlerinin kurulması gerekiyor.

Başarılı örneklerin ortak özelliği yalnızca depozito bedelinin yüksekliği değil.

İade noktalarının yaygın, erişilebilir ve güvenilir olması…

Vatandaşın alışveriş yaptığı yere ambalajı da bırakabilmesi…

Makinenin çalışacağından, parasını alacağından ve işlemin birkaç dakika içinde tamamlanacağından emin olması…

Başka bir ifadeyle geri dönüşüm, vatandaşın kahramanlık göstermesine veya gazetecilik inadıyla market market dolaşmasına bağlı olmamalı.

Doğru davranış, aynı zamanda en kolay davranış hâline getirilmelidir.

Almanya’da yaşayan bir tatilci bana:

“Çöpünü ayrıştırmadan at da gör bakalım ne oluyor” dedi.

Belediyenin kendilerine ceza yazdığını anlattı.

Almanya’da kurallar ve cezalar eyaletlere ve belediyelere göre değişebiliyor. Dolayısıyla yanlış ayrıştırılan her çöp için ülke çapında uygulanan tek bir ceza tarifesi yok. Ancak ambalajların, camın, kâğıdın, elektronik atıkların ve pillerin ayrı toplanmasına ilişkin yasal yükümlülükler bulunuyor. Sokağa veya doğaya yasa dışı biçimde atık bırakılması ise yerel düzenlemelere göre ağır para cezalarına yol açabiliyor. Örneğin Berlin’de yere sigara izmariti atılması için öngörülen ceza 250 avroya kadar çıkabiliyor.

Buradaki asıl mesele, her yanlışın mutlaka anında cezalandırılması değil.

Kuralların açık, altyapının yaygın, atık türlerinin belli, toplama sisteminin düzenli ve yaptırım ihtimalinin inandırıcı olması…


GERİ DÖNÜŞÜM KÜLTÜRÜ MAKİNEDEN BÜYÜKTÜR

Ben meseleyi yalnızca geri dönüşüm makinelerinden ibaret görmüyorum.

Çünkü bu sistemin arkasında doğaya, hayvana, ortak yaşam alanlarına ve başkalarının hakkına saygı bulunuyor.

Sokağa çöp atan…

Sigara izmaritini kaldırıma fırlatan…

Denize girdiği yerde şişe kıran…

Piknik yaptığı yerde poşetlerini ve ambalajlarını bırakan…

Arabada biriktirdiği çöpleri camdan dışarı atan…

Çöp poşetini konteynerin içine koymak yerine yanına bırakan…

Evindeki kâğıdı, camı, pili ve plastik ambalajı ayırmayı gereksiz bulan…

Çöpünü konteynere uzaktan fırlatıp nereye düştüğüne dönüp bakmayan…

Sahilde yediğini, içtiğini ve kullandığını arkasında bırakan…

Bir topluma yalnızca birkaç makine kurarak geri dönüşüm kültürü kazandırmak elbette kolay değildir.

Belki de en büyük yanılgımız, çevre bilincini yalnızca “doğayı sevmek” olarak görmemizdir.

Doğayı sevmek bir duygu olabilir.

Çevreyi korumak ise bilgi, alışkanlık, sorumluluk ve özdenetim gerektiren bir davranıştır.

Evet, işe biraz daha küçük yaşlardan ve aileden başlamalıyız.

Çocuklara yalnızca “Çevreyi sevin” demek yerine atığını nasıl azaltacağını, nasıl ayıracağını ve nereye bırakacağını öğretmeliyiz.

Çocuğuna “Çöpünü yere atma” diyen yetişkin, sigara izmaritini kaldırıma bırakmamalı.

Okulda çevre dersi veren öğretmen, plastik bardağını sınıfta unutmamalı.

Çevre kampanyası yapan kurum, kendi binasında atıkları ayrı toplamadan vatandaşa öğüt vermemeli.

Çünkü çocuklar çevre kültürünü yalnızca söylenenlerden değil, gördüklerinden öğrenir.

Okullarda eğitim vermeli, belediyelerde sistemi kolaylaştırmalı, işletmelerin sorumluluklarını açıkça belirlemeli ve kurallara uymayanlar için tutarlı denetim uygulamalıyız.

Ne yalnızca ceza yeterlidir ne de yalnızca kampanya ve slogan.

Eğitim, kolaylaştırıcı altyapı, toplumsal örneklik ve tutarlı denetim birlikte yürümelidir.

Örnek ülkelerde başarının nedeni yalnızca insanların bizden daha çevreci olması değildir.

Sistem, alışkanlık, altyapı, denetim ve yaptırımın birbirini tamamlamasıdır.

İnsan davranışı çoğu zaman karakterden önce koşullarla şekillenir.

Çöp kutusu yoksa, iade noktası uzaktaysa, makine doluysa, uygulama hata veriyorsa ve arızayı bildirmek bile eziyete dönüşüyorsa yalnızca vatandaşa “Bilinçli olun” demek kolaycılık değil midir?


SON SÖZ

DOA gerekli, değerli ve desteklenmesi gereken bir sistem. Gelecekte çok daha başarılı olacağına da inancım tam.

İlk günlerde toplanan milyonlarca ambalaj, vatandaşın bu sisteme katılmaya hazır olduğunu fazlasıyla gösteriyor.

Şimdi sıra sistemin vatandaşa yetişmesinde.

Makinelerin doluluk ve arıza durumları merkezden gerçek zamanlı izlenmeli; boşaltma ve bakım ekipleri otomatik biçimde yönlendirilmeli; yoğun bölgelere ek kapasite kurulmalı ve uygulamadaki bilgiler sahadaki durumla birebir örtüşmelidir.

İnsanlardan çevre için alışkanlıklarını değiştirmelerini isterken onların zamanına, emeğine ve güvenine de saygı göstermeliyiz.

Çünkü geri dönüşüm vatandaşın iyi niyetiyle başlar ama yalnızca iyi niyetle yürümez.

İyi niyetin arkasına iyi işleyen bir sistem koymak gerekir.

Yoksa şişeler elimizde, poşetler bagajımızda, çevre bilincimiz de dolu makinelerin önünde beklemeye devam eder.

Benden, bir kullanıcı ve iletişimci olarak söylemesi…


27.07.2026

Prof. Dr. Erkan Yüksel



Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org