Sayfalar

İletişim ve İlişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim ve İlişkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En Büyük Hayaliniz Nedir?

Etkili İletişim Teknikleri dersinin ilk haftasında öğrencilerimden güzel bir defter almalarını isterim.

Dönem boyunca yaşadıklarını, derslerde öğrendiklerini, canları ne istiyorsa onu, bazen de verdiğim küçük ödevleri bu deftere yazmalarını söylerim.

Defterin en arkasında ise birkaç sayfayı ayırmalarını ve bu sayfalara bazı sorular yazmalarını isterim.

İlk soru şudur:

En büyük hayaliniz nedir?

Büyük Günahlardan Biri: KİBİR - Nedir, Ne Değildir?


 Âdem’e secde etmesi istendiğinde Şeytan itiraz eder:

“Ben ondan daha hayırlıyım.”

Şeytan, “Ben değerliyim” demez; kendisini Âdem’le kıyaslayarak ondan daha üstün, daha değerli olduğunu ileri sürer.

Ne de olsa o ateşten, Âdem ise topraktan yaratılmıştır.

Dinî anlatılardaki belki de en eski üstünlük iddialarından biridir bu.

İçimizdeki Aslanı Kim, Nasıl Öldürüyor?

Geçenlerde bizim köyden emekli Albay, Hüseyin Akkaya amcamızın WhatsApp grubumuzda paylaştığı bir hikâye dikkatimi çekti.

Fakir Baykurt’a atfedilen bir hikâye… Bir anne, bir çocuk, bir bardak sıcak çay ve yıllar sonra hatırlanan bir öğüt üzerine…

Anlatıya göre küçük Fakir, annesiyle birlikte bir köy kahvesine gider. Annesinden çay ister. Çay gelir ama sıcaktır. Çocuk aceleyle içmeye kalkışınca ağzı yanar. Can havliyle bardağı elinden bırakır.

Şimdi ne olacak?

Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?

Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.

Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.

İnsan yavaşlıyor.

Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.

Ama içim içimi de yemiyor değil:

Bu hafta ne yazsam?

Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:

“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”

Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.

Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.

“Niye?” Deyip Geçmeyin: Bir Kelimeyle Kavga Çıkar mı?


Masum gibi görünen tek bir kelime, çok büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyebilir mi?

Tek bir soru, güzel başlayan bir sohbeti bir anda başka bir yere götürebilir mi?

Ağzımızdan düşünmeden çıkan küçücük bir sözcük, karşımızdaki insanın yüzünü düşürebilir, sesinin tonunu değiştirebilir, onu savunmaya geçirebilir; hatta bir anda karşı cepheye itebilir mi?

Hayat Otobüsünüzün Direksiyonunda Kim Var?

Onun için kötü bir pazartesi sabahı...

İşler yolunda gitmiyor, işyerinde sorunlar bitmiyor, evlilikte işler bağırıp çağırma noktasına gelmiş; öfke, karamsarlık ve mutsuzluk birbirine karışmış. Tam bir kaosun ortasında, bir girdaba kapılmış gibi giderek daha derine çekildiğini, kimi zaman nefessiz kaldığını hissediyor.

Çok teşekkür ederim...

Bugün bizim için özel bir gün…

Yıllar önce başlayan hikâyemizde ne çok şey biriktirmişiz. Güzel günler, zor zamanlar, telaşlar, susmalar, kahkahalar, kırgınlıklar, yeniden birbirimizi bulmalar… Eskişehir’den Bodrum’a uzanan bir hayat ve hepsinin ortasında büyüttüğümüz bir yuva, kızımız, anılarımız…

Bir Sağlık Kurumunda Yaşananların Sorgulattıkları: İnsan Yüreği Giderek Taşlaşıyor mu?

Turgutreis'teyiz. Kızımın bir şikâyetini danışmak üzere misafir hasta olarak yakındaki bir ASM’ye gidelim dedik.

Saat 15.00 civarı...

Dışarısı yaklaşık 35 derece. İçeride klima çalışıyor. Salonda çoğu orta yaşın üzerinde insanlar, emekliler, kadınlar, birkaç genç ve çocuk... Girişte solda bir bilgisayar, önünde kimi yazılar... Ama masada sekreter ya da danışılacak bir görevli yok.

Erken Gidenlere Selam Olsun…

Halam Nimet Altun’u kaybettik.

Bir süredir amansız bir hastalıkla mücadele ediyordu. Acı haber, sabah telefonumda gördüğüm kardeşimin cevapsız aramasıyla geldi.

Sabah sabah aradığını görünce içime bir ürperti düştü. Geri aradığımda, hissettiğim gerçeği kulaklarımla duydum:

“Nimet Hala’mızı kaybettik…”

Sevgi Dilinizi Biliyor musunuz? Ya da Sevmeyi?

Yaz tatilinde kitap raflarını karıştırmaya devam...

Bugünlerde üzerinde konuşmaya değer olduğunu düşündüğüm ilginç ve önemli bir kitap var elimde: Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili...

Neden Hep Aynı Hikâyeyi Yaşıyoruz? Yoksa bugün aslında dün müydü?

Her sabah yatakta gözünüzü açtığınızda, ne yaparsanız yapın her şeyin dün sabahki gibi olduğunu ve aynı güne tekrar tekrar uyandığınızı düşünün…

Aynı oda, aynı saat, aynı sesler, aynı insanlar, aynı konuşmalar ve tekrar eden aynı olaylar…

1993 yapımı “Bugün Aslında Dündü” filmini izlediniz mi bilmiyorum; ancak filmin konusu tam da budur. Filmin kahramanı her gün aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Kopardığı takvim yaprağı bile ertesi sabah geri gelmiştir. Ne yaparsa yapsın, aynı günü yeniden yaşamaktan kurtulamaz.

Tekrar Eden Düşünce ve İlişki Örüntülerinizi Keşfedin: Yedi Adımlı Kişisel Farkındalık Çalışması

İnsanlar değişir, olaylar değişir, yaşadığımız ortamlar değişir… Fakat bazen içimizde yaşanan şey pek değişmez.

Bir ilişkide yeniden terk edileceğimizden korkarız. İhtiyacımızı söylemekten yine çekiniriz. Başkalarının yükünü tekrar üzerimize alırız. İnsanların niyetlerinden kuşkulanırız. Hata yapmamak için kendimize ağır bir baskı uygularız. Başarılı olduğumuz hâlde yaptığımızı yeterli bulmayız.

Kişiler ve olaylar farklı olsa da benzer düşünceler, duygular ve ilişki biçimleri hayatımızda tekrar ediyor olabilir.

Peki, neden?

DOA Depozito İade Sistemi: Bir Şişeyi İade Etmek Neden Bu Kadar Zor?

“Koskoca profesör olmuşum; geri dönüşüm sistemi başlamış, öncülük etmek bana düşmez mi?” dedim kendi kendime.

Yıllardır Kalabak suyu damacanalarının ağzından çıkan plastik parçaları, pet şişe kapaklarını ve kullanılmış pilleri ayrı ayrı biriktirip teslim eden sorumlu bir vatandaş sayılırım.

Bir Balıkçı Kafede Kütüphane Olur mu?

Sabahları balık tezgâhlarının kurulduğu, gelenin geçenin bir bardak çay içip iki çift söz ettiği, balıkçı barınağının kıyısında mütevazı bir mekân burası.

Turgutreis Meydan’da…

Çayı da harika!

İHTİYAR BİR DELİKANLIYLA SOHBETLER: İnsan İlla İz Bırakmak Zorunda mı?

“Macron’a Eskişehir’i gezdiremedin ama,” dedi Kemal amca, “sanıyorum bana, ona göstereceğinden daha fazla yer gösterdin…”

Gülüştük.

Geçen yaz o bizi Frankfurt’ta oradan oraya gezdirmişti. Bu yaz da biz onu Eskişehir’de misafir etmek, şehrimizi elimizden geldiğince tanıtmak istedik.

YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?

“Kaç puan aldın?”

Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.

Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…

Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:

“Seninki kaç puan aldı?”

Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.

Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.

İletişim Becerileri Testi: Ne Kadar İyi Dinliyor, Anlıyor ve Anlaşılıyorsunuz?

İletişim yalnızca konuşmak değildir. Dinlemek, anlamak, anlaşılmak, duyguları yönetebilmek, çatışmaları büyütmeden konuşabilmek ve farklı insanlarla uygun bir dil kurabilmektir.

Bazen evde çok rahat konuşuruz ama iş yerinde kendimizi ifade etmekte zorlanırız. Bazen arkadaşlarımızla açık bir iletişim kurarız ama aile içinde aynı açıklığı gösteremeyiz. Bazen de iyi niyetle söylediğimiz bir söz, karşı tarafta bambaşka bir anlama dönüşebilir.

Bu test, iletişim becerilerinize bireysel, ilişkisel ve kurumsal açıdan bakmanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır.

Eskişehir’de Başka Gezilecek Yer Yok mu?

1989’dan beri Eskişehir’deyim.

Özel yetenek sınavlarına girmek için geldiğim o ilk günden bu yana bu şehirde öğrencilik yaptım, gazetecilik yaptım, radyoculuk yaptım, televizyonculuk yaptım. Hocalık yaptım, yöneticilik yaptım, dostluklar biriktirdim. Sokaklarında yürüdüm, kahvelerinde oturdum, fakültelerinde yaşlandım.

En büyük zenginlik: Bir İpin Hesabı Nasıl Verilir?


Yaz kapıya dayanınca insanın içinde tuhaf bir toparlanma isteği beliriyor.

Dolapları topluyoruz. Bavulları çıkarıyoruz. Evin eksiklerine bakıyoruz. Arabaya bakım yaptırıyoruz. Gideceksek yol planı yapıyoruz. Kalacaksak evin serin köşelerini düşünüyoruz. Bir yerlere yetişme telaşı biraz azalsın, takvim biraz seyrelsin, telefon biraz sussun istiyoruz.

Ama galiba insan bazen eşyasını toplarken içini toplamayı unutuyor.

Tam da böyle bir zamanda, şöyle bir hikaye çıktı karşıma…

Rivayet odur ki çok eski zamanlarda epey zengin bir adam varmış.

Şeytan Bunun Neresinde?

Hikâyeyi kayınpederim Aydın Nefesoğlu anlattı…

Şeytanın yolu bir gün bir köye düşer. “Nereden, nasıl bir fesatlık çıkarsam?” diye düşünürken gözü, inek sağan genç bir kadına takılır. Az ötede de ineğin buzağısı, yani yavrusu, bir ağaca bağlı durmaktadır.

Şeytan bir süre onları izler. Sonra usulca gider, buzağının ipini azıcık gevşetir.

Annesinin sütüne hasret kalan buzağı, çekiştire çekiştire sonunda gevşetilmiş olan yularını koparır. Koşarak annesini emmeye giderken süt kovasına çarpar ve kovayı devirir.

Sağdığı süt ziyan olan genç kadın öfkeye kapılır. Eline geçirdiği odunla buzağıya vurur. Buzağı ağır biçimde yaralanır.

Duruma sinirlenen inek, bir tekmeyle kadını yere yıkar. Kadın oracıkta can verir.

Popüler İçerikler

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org