Sayfalar

Akademik Akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akademik Akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En Büyük Hayaliniz Nedir?

Etkili İletişim Teknikleri dersinin ilk haftasında öğrencilerimden güzel bir defter almalarını isterim.

Dönem boyunca yaşadıklarını, derslerde öğrendiklerini, canları ne istiyorsa onu, bazen de verdiğim küçük ödevleri bu deftere yazmalarını söylerim.

Defterin en arkasında ise birkaç sayfayı ayırmalarını ve bu sayfalara bazı sorular yazmalarını isterim.

İlk soru şudur:

En büyük hayaliniz nedir?

Büyük Günahlardan Biri: KİBİR - Nedir, Ne Değildir?


 Âdem’e secde etmesi istendiğinde Şeytan itiraz eder:

“Ben ondan daha hayırlıyım.”

Şeytan, “Ben değerliyim” demez; kendisini Âdem’le kıyaslayarak ondan daha üstün, daha değerli olduğunu ileri sürer.

Ne de olsa o ateşten, Âdem ise topraktan yaratılmıştır.

Dinî anlatılardaki belki de en eski üstünlük iddialarından biridir bu.

Gazetecilik Nedir? Ve, Ne Değildir?

 

Gazetecilik nedir? Gazeteci kimdir? Ne iş yapar? Kime karşı sorumludur?

Gazetecinin görevi yalnızca olup bitenleri aktarmak mıdır? Yoksa olayların perde arkasını araştırmak, görünmeyeni görünür kılmak, sorular sormak ve kamuoyunu bilgilendirmek de bu görevin bir parçası mıdır?

Peki, gazetecilik ile propaganda, reklamcılık ve siyasi militanlık arasındaki sınır nerededir?

İyi Bir Fikir Neden İyi Bir Araştırma Projesine Dönüşmüyor?

Bilimsel araştırma projesi değerlendirmelerinde karşılaştığımız ilginç durumlardan biri, akademik açıdan önemli bir konunun yeterince güçlü bir proje önerisine dönüşememesidir.

Araştırmacı konusuna hâkimdir. Alanında yayınları, araştırma deneyimi ve belirli bir akademik birikimi vardır. Ele aldığı sorun günceldir, bilimsel açıdan önemlidir. Buna rağmen hazırladığı proje önerisi değerlendirme sürecinden beklediği sonucu alamaz.

Peki, neden?

20 Yıl Önce Geleceğin Medyasını Nasıl Hayal Etmiştik?


Yıl 2005…

Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde verdiğim İletişim Kuram ve Araştırmaları dersinde yüksek lisans öğrencilerime bir soru sordum:

“Bundan 10 ya da 20 yıl sonra medya nasıl olacak?”

Öğrenciler hazırlanıp geldiler.

Gazeteler ortadan kalkacak mı?

Televizyon nasıl olacak?

İçimizdeki Aslanı Kim, Nasıl Öldürüyor?

Geçenlerde bizim köyden emekli Albay, Hüseyin Akkaya amcamızın WhatsApp grubumuzda paylaştığı bir hikâye dikkatimi çekti.

Fakir Baykurt’a atfedilen bir hikâye… Bir anne, bir çocuk, bir bardak sıcak çay ve yıllar sonra hatırlanan bir öğüt üzerine…

Anlatıya göre küçük Fakir, annesiyle birlikte bir köy kahvesine gider. Annesinden çay ister. Çay gelir ama sıcaktır. Çocuk aceleyle içmeye kalkışınca ağzı yanar. Can havliyle bardağı elinden bırakır.

Şimdi ne olacak?

Çocuklarımızı Sosyal Medyadan Korumak mı, Sosyal Medyaya Hazırlamak mı?


 “Anne, baba, ama herkesin hesabı var; bir tek benim yok!”

Bu cümleyi duydunuz mu? Yoksa henüz böyle bir konuşma yapmadınız mı?

Belki de yakında yapacaksınız.

Ancak zihninizde dönüp duran sorular var: Sosyal medyaya girdiğinde nelerle karşılaşacak? Neler izleyecek? Kimlerle yazışacak? Dersleri, uykusu, arkadaşlıkları bundan nasıl etkilenecek?

Haber Nasıl Bulunur?

“Hocam, haber yapacak bir şey bulamıyorum…”

Haber Toplama ve Yazma derslerinde yıllardır en sık duyduğum cümlelerden biri bu.

Öğrencilerin bir kısmı haber konusunun bir anda akıllarına gelmesini bekliyor. Belki kantinde çay içerken, belki arkadaşlarıyla sohbet ederken güzel bir fikir içlerine doğacak… Ya da hoca bir konu verecek, onlar da gidip haberini yapacak.

Günler geçiyor. Ödev tarihi yaklaşıyor.

Ama hâlâ haber yok.

Gazetecilik Eğitimi Nasıl Olmalı?

Bu hafta tam da bu yazıyı yazmaya hazırlanıyordum. Bölüm başkanımızın odasına uğradım. Elindeki bir kâğıdı bana uzattı.

Bir öğrencinin ders talebiyle ilgili dilekçesi…

Telli bir defterden koparılmış sarı, kareli bir sayfa. Üzerine güçlükle okunan birkaç cümle karalanmıştı. Ne bildiğimiz anlamda bir dilekçe düzeni vardı ne de resmî bir makama sunulacak yazının gerektirdiği özen.

Bölüm Başkanımız Prof. Dr. İncilay Cangöz, yarı şaka yarı ciddi sordu:

Tezinizi Başkası Yazarsa O Tez Hâlâ Sizin midir?

Sizin adınıza yüksek lisans ya da doktora tezinizi ben yazsam…

Hatta jürinin önünde göstereceğiniz slaytları da hazırlayıp elinize versem…

Siz de tezinizi şöyle bir okuyup jüri önünde savunsanız…

Bu tez savunmasından geçebilir misiniz?

Gazetecilik Bölümlerinin Adı Değişmeli mi?

Önceki yazımda “Gazetecilik Ölüyor mu?” diye sormuştum.

Vardığım nokta kabaca şuydu:

Gazetecilik ölmüyor. Ama gazete kan kaybediyor; haberin üretildiği, dağıtıldığı ve tüketildiği mecralar değişiyor.

Şimdi de bu noktadan hareketle, başka bir soruyu gündeme getirmek istiyorum:

Üniversitelerdeki “Gazetecilik” bölümlerinin adı, bugün verdiğimiz eğitimi ve mezunlarımızın yaptığı işi hâlâ doğru anlatıyor mu?

Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?

Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.

Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.

İnsan yavaşlıyor.

Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.

Ama içim içimi de yemiyor değil:

Bu hafta ne yazsam?

Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:

“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”

Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.

Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.

12 Eylül’ü Nasıl Hatırlıyoruz? Medya Bize Nasıl Anlattı?

İlkokulun ilk yıllarında bir çocuktum.

O gün sokaklar boştu. Dükkânlar kapalıydı. Her zamankinden farklı, tuhaf bir sessizlik vardı.

Biz yine sokakta oynuyorduk.

Sonra birileri “Haydi, artık içeri girin!” dedi.

"Sokağa çıkma yasağı" ilan edilmişti.

Gazetecilik Ölüyor mu?

“Gazetecilik de öldü be hocam!” 

Tatilde yeni tanıştığım biri, gazetecilik bölümü öğretim üyesi olduğumu öğrenince ilk olarak bunu söyledi.

Gülümsedim. 

Ama cümle aklımda kaldı.

“Niye?” Deyip Geçmeyin: Bir Kelimeyle Kavga Çıkar mı?


Masum gibi görünen tek bir kelime, çok büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyebilir mi?

Tek bir soru, güzel başlayan bir sohbeti bir anda başka bir yere götürebilir mi?

Ağzımızdan düşünmeden çıkan küçücük bir sözcük, karşımızdaki insanın yüzünü düşürebilir, sesinin tonunu değiştirebilir, onu savunmaya geçirebilir; hatta bir anda karşı cepheye itebilir mi?

Hayat Otobüsünüzün Direksiyonunda Kim Var?

Onun için kötü bir pazartesi sabahı...

İşler yolunda gitmiyor, işyerinde sorunlar bitmiyor, evlilikte işler bağırıp çağırma noktasına gelmiş; öfke, karamsarlık ve mutsuzluk birbirine karışmış. Tam bir kaosun ortasında, bir girdaba kapılmış gibi giderek daha derine çekildiğini, kimi zaman nefessiz kaldığını hissediyor.

Bir Sağlık Kurumunda Yaşananların Sorgulattıkları: İnsan Yüreği Giderek Taşlaşıyor mu?

Turgutreis'teyiz. Kızımın bir şikâyetini danışmak üzere misafir hasta olarak yakındaki bir ASM’ye gidelim dedik.

Saat 15.00 civarı...

Dışarısı yaklaşık 35 derece. İçeride klima çalışıyor. Salonda çoğu orta yaşın üzerinde insanlar, emekliler, kadınlar, birkaç genç ve çocuk... Girişte solda bir bilgisayar, önünde kimi yazılar... Ama masada sekreter ya da danışılacak bir görevli yok.

Sevgi Dilinizi Biliyor musunuz? Ya da Sevmeyi?

Yaz tatilinde kitap raflarını karıştırmaya devam...

Bugünlerde üzerinde konuşmaya değer olduğunu düşündüğüm ilginç ve önemli bir kitap var elimde: Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili...

YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?

“Kaç puan aldın?”

Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.

Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…

Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:

“Seninki kaç puan aldı?”

Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.

Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.

'Media and Health Literacy in the Digital Age' kitabımız yayımlandı

 

Günümüzde sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay. Bir hastalık belirtisini, bir tedavi önerisini, bir ilacın yan etkisini, bir beslenme tavsiyesini ya da bir sağlık iddiasını birkaç saniye içinde arayabiliyoruz. Fakat aynı kolaylık, beraberinde çok daha zor bir soruyu getiriyor:

Ulaştığımız bilgi doğru mu?
Güvenilir mi?
Bilimsel mi?
Kim tarafından, hangi amaçla, hangi bağlamda üretilmiş?

Popüler İçerikler

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org