O videoları siz de görmüşsünüzdür.
Bir insanın sesini alıp, hiç söylemediği cümleleri
“kendi ağzından” söyletmek artık birkaç dakikalık iş.
Görüntüyü de ekleyince, o kişi hiç bulunmadığı bir
yerde, hiç yapmadığı bir şeyi yapıyormuş gibi karşımıza çıkabiliyor.
Eskiden “fotoğraf yalan söylemez” derdik. Şimdi
fotoğraf da video da ses kaydı da; tek başına, eskisi kadar güçlü bir kanıt
değil.
Daha tuhafı şu: Gerçekle gerçek dışı arasındaki çizgi,
her yeni dijital teknoloji hamlesiyle biraz daha bulanıklaşıyor. Hatta
zaman zaman, yapay zekâ bile bu ayrımı yapmakta zorlanıyor.
Bu yeni medya düzeninde artık herkes birer yayıncı.
Algoritmalar da her birimize ayrı bir “dünya” gösteriyor.
Geleneksel medyaya dair bildiklerimiz bu ortamı açıklamakta giderek yetersiz
kalıyor.
O yüzden iletişim bilimi olarak biriktirdiklerimizi yeniden gözden geçirmek,
yeni koşullara göre yeniden yorumlamak zorundayız.
Tam da bu ihtiyaçla, Prof. Dr. Süleyman
Karaçor, Prof. Dr. Zeynep Karaçor ve Burcu Güvenek’in
editörlüğünde yayımlanan “Blockchain ve Nesnelerin İnterneti Ekseninde
Dijital Ekosistemler” kitabında bir bölüm kaleme aldım:
“Gündem Mühendisliği:
Dijital Çağda
Gündem–Algı–Gerçeklik Döngüsü Üzerine Bir Model Önerisi.”
Bu bölümde iki şey yaptım: Birincisi, “gündem
mühendisliği” kavramını tartışmaya açtım.
İkincisi, uzun yıllar daha çok doğrusal bir çizgi gibi anlatılan gündem belirleme
sürecini, dijital çağın ruhuna daha uygun döngüsel bir modelle düşünmeyi
önerdim.