Sayfalar

Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel Gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?

Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.

Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.

İnsan yavaşlıyor.

Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.

Ama içim içimi de yemiyor değil:

Bu hafta ne yazsam?

Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:

“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”

Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.

Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.

“Niye?” Deyip Geçmeyin: Bir Kelimeyle Kavga Çıkar mı?


Masum gibi görünen tek bir kelime, çok büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyebilir mi?

Tek bir soru, güzel başlayan bir sohbeti bir anda başka bir yere götürebilir mi?

Ağzımızdan düşünmeden çıkan küçücük bir sözcük, karşımızdaki insanın yüzünü düşürebilir, sesinin tonunu değiştirebilir, onu savunmaya geçirebilir; hatta bir anda karşı cepheye itebilir mi?

Hayat Otobüsünüzün Direksiyonunda Kim Var?

Onun için kötü bir pazartesi sabahı...

İşler yolunda gitmiyor, işyerinde sorunlar bitmiyor, evlilikte işler bağırıp çağırma noktasına gelmiş; öfke, karamsarlık ve mutsuzluk birbirine karışmış. Tam bir kaosun ortasında, bir girdaba kapılmış gibi giderek daha derine çekildiğini, kimi zaman nefessiz kaldığını hissediyor.

Sevgi Dilinizi Biliyor musunuz? Ya da Sevmeyi?

Yaz tatilinde kitap raflarını karıştırmaya devam...

Bugünlerde üzerinde konuşmaya değer olduğunu düşündüğüm ilginç ve önemli bir kitap var elimde: Gary Chapman’ın Beş Sevgi Dili...

Neden Hep Aynı Hikâyeyi Yaşıyoruz? Yoksa bugün aslında dün müydü?

Her sabah yatakta gözünüzü açtığınızda, ne yaparsanız yapın her şeyin dün sabahki gibi olduğunu ve aynı güne tekrar tekrar uyandığınızı düşünün…

Aynı oda, aynı saat, aynı sesler, aynı insanlar, aynı konuşmalar ve tekrar eden aynı olaylar…

1993 yapımı “Bugün Aslında Dündü” filmini izlediniz mi bilmiyorum; ancak filmin konusu tam da budur. Filmin kahramanı her gün aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Kopardığı takvim yaprağı bile ertesi sabah geri gelmiştir. Ne yaparsa yapsın, aynı günü yeniden yaşamaktan kurtulamaz.

Tekrar Eden Düşünce ve İlişki Örüntülerinizi Keşfedin: Yedi Adımlı Kişisel Farkındalık Çalışması

İnsanlar değişir, olaylar değişir, yaşadığımız ortamlar değişir… Fakat bazen içimizde yaşanan şey pek değişmez.

Bir ilişkide yeniden terk edileceğimizden korkarız. İhtiyacımızı söylemekten yine çekiniriz. Başkalarının yükünü tekrar üzerimize alırız. İnsanların niyetlerinden kuşkulanırız. Hata yapmamak için kendimize ağır bir baskı uygularız. Başarılı olduğumuz hâlde yaptığımızı yeterli bulmayız.

Kişiler ve olaylar farklı olsa da benzer düşünceler, duygular ve ilişki biçimleri hayatımızda tekrar ediyor olabilir.

Peki, neden?

Bir Balıkçı Kafede Kütüphane Olur mu?

Sabahları balık tezgâhlarının kurulduğu, gelenin geçenin bir bardak çay içip iki çift söz ettiği, balıkçı barınağının kıyısında mütevazı bir mekân burası.

Turgutreis Meydan’da…

Çayı da harika!

İHTİYAR BİR DELİKANLIYLA SOHBETLER: İnsan İlla İz Bırakmak Zorunda mı?

“Macron’a Eskişehir’i gezdiremedin ama,” dedi Kemal amca, “sanıyorum bana, ona göstereceğinden daha fazla yer gösterdin…”

Gülüştük.

Geçen yaz o bizi Frankfurt’ta oradan oraya gezdirmişti. Bu yaz da biz onu Eskişehir’de misafir etmek, şehrimizi elimizden geldiğince tanıtmak istedik.

YKS’de İstediğimiz Olmadıysa Her Şey Bitti mi?

“Kaç puan aldın?”

Belki de bugünlerde gençler arasında en çok sorulan soru bu.

Kimilerinin gururla yanıtladığı, kimilerinin ise duyulmasından bile endişe ettiği bir soru…

Yalnızca gençler değil, ebeveynler de birbirlerine soruyor:

“Seninki kaç puan aldı?”

Liseler kaç öğrencisinin dereceye girdiğini duyuruyor. Üniversiteler başarılı öğrencileri kendilerine çekmek, yeni bölümlerini tanıtmak ve tercih döneminden pay almak için reklam yarışına giriyor.

Bu yazıda kazananları değil, istediği sonucu alamayanları anlatmak istiyorum.

Eskişehir’de Başka Gezilecek Yer Yok mu?

1989’dan beri Eskişehir’deyim.

Özel yetenek sınavlarına girmek için geldiğim o ilk günden bu yana bu şehirde öğrencilik yaptım, gazetecilik yaptım, radyoculuk yaptım, televizyonculuk yaptım. Hocalık yaptım, yöneticilik yaptım, dostluklar biriktirdim. Sokaklarında yürüdüm, kahvelerinde oturdum, fakültelerinde yaşlandım.

En büyük zenginlik: Bir İpin Hesabı Nasıl Verilir?


Yaz kapıya dayanınca insanın içinde tuhaf bir toparlanma isteği beliriyor.

Dolapları topluyoruz. Bavulları çıkarıyoruz. Evin eksiklerine bakıyoruz. Arabaya bakım yaptırıyoruz. Gideceksek yol planı yapıyoruz. Kalacaksak evin serin köşelerini düşünüyoruz. Bir yerlere yetişme telaşı biraz azalsın, takvim biraz seyrelsin, telefon biraz sussun istiyoruz.

Ama galiba insan bazen eşyasını toplarken içini toplamayı unutuyor.

Tam da böyle bir zamanda, şöyle bir hikaye çıktı karşıma…

Rivayet odur ki çok eski zamanlarda epey zengin bir adam varmış.

Kurumsal İletişim mi, Liderin Vitrini mi?



Bugüne kadar üç farklı üniversitede kurumsal iletişim alanında pek çok çalışmanın içinde bulundum. Farklı dönemlerde pek çok rektörle, yöneticiyle, akademisyenle ve iletişim ekibiyle birlikte çalıştım. Kimi zaman bir etkinliğin hazırlığında, kimi zaman bir basın duyurusunun yazımında, kimi zaman bir strateji toplantısında, kimi zaman da kurumun dış dünyaya nasıl göründüğünü tartıştığımız uzun değerlendirmelerde yer aldım.

Yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da pek çok üniversitenin kurumsal iletişim birimini ve medya kuruluşunu ziyaret etme; oradaki işleyişi, yaklaşımı ve iletişim kültürünü yerinde gözlemleme imkânım oldu.

Bütün bu deneyimler bana şunu gösterdi: Kurumsal iletişim, yıllar içinde yalnızca kullanılan araçlar bakımından değil, bakış açısı bakımından da önemli bir dönüşüm geçirdi.

Ne Kadar Zenginsiniz?


Bugüne kadar kaç kitap okudunuz?

Banka hesabınızda ne kadar para var?

Evinizi, arabanızı, birikiminizi ve sahip olduğunuz her şeyi yan yana koysanız toplam servetiniz ne eder?

Peki cep telefonunuzda kayıtlı kaç kişi var?

Bu kişilerden kaçını gerçekten arayabilirsiniz?

Bir sıkıntınız olduğunda, “Beni dinler, bana el verir, beni yargılamadan anlar” diyebileceğiniz kaç insan var hayatınızda?

Bir de bu yönünü görelim: Atatürk Nasıl Bir İletişimciydi?




Bugün 19 Mayıs. 

Ülkemizin kuruluş yolculuğunun başlangıç anı diyebileceğimiz tarihî bir gün.

Böyle bir günde Mustafa Kemal Atatürk’ü çoğu zaman büyük komutan, devlet kurucusu, devrimci lider ve fikir adamı olarak anarız. Elbette bunların her biri doğrudur. Ancak bu yazıda Atatürk’ün biraz daha az konuşulan bir yönüne, iletişim ve ilişki ustalığına dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü Atatürk’ün hayatına baktığımızda onun yalnızca karar veren, emir veren, yöneten bir lider olmadığını görürüz. O, insanları dinleyen, zamanı okuyan, ortamı çözen, sözü doğru yerde kullanan, gerektiğinde susan, gerektiğinde çok net konuşan, gerektiğinde ikna eden, gerektiğinde de sınır koyan bir liderdir.

Bir liderin büyüklüğü de zaten yalnızca ne söylediğinde değil; kime, ne zaman, hangi dille ve hangi amaçla söylediğinde saklıdır.

Nedir Bu 'Liyakat Liyakat' Dedikleri?


Hafta sonu bir ilköğretim öğrencisinden beklemediğim kadar ciddi bir röportaj teklifi aldım. Aynı yaşlardayken ben de merhum hâkim amcam Şemsettin Yüksel ile ilk röportajımı gerçekleştirmiştim. O anı hatırladım ve gülümsedim…

Konu ne, diye sordum.

“Liyakat” dedi.

Hani medya dese, haber dese, iletişim ve ilişkiler dese neyse de; liyakat nereden çıktı diye anlık olarak düşündüm.

Yani tarihin ilk çağlarından beri tartışılan bir konuda; ne de olsa “Sussan Olmaz; Susmasan Olmaz” kitabımın adını aklımdan geçirdim.

“Peki” dedim.

İnsan, Anladığı ve Anlaşıldığı İnsanla Çiçek Açar

“İnsan, anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar” düşüncesinden hareketle, Anadolu Üniversitesi'nde fakülte sekreterleri ve şube müdürlerine yönelik gerçekleştirdiğim seminer üzerinden etkili iletişimin kurumsal yaşam için neden vazgeçilmez olduğunu ele aldım.


"Her insan biraz çiçek gibidir. Nasıl ki farklı çiçeklerin güneşle, suyla, toprakla ve havayla kurduğu ilişki aynı değilse, insanların da hayalleri, ihtiyaçları, beklentileri ve
duygusal hassasiyetleri birbirinden farklıdır."

Liselilerle Bir Söyleşi: Medya Dedektifliği Yapmak İster Misiniz?

Eskişehir Bahçeşehir Koleji'nde “Meslek Uzmanları ile Kariyer Söyleşileri” kapsamında lise öğrencileriyle çok keyifli ve gerçekten “canlı” bir buluşma gerçekleştirdik: Medya Dedektifliği.

Başlık ilginç değil mi?

Bazen bir kavramın kendisi bile insanı düşünmeye çağırıyor. 

“Dedektiflik” deyince akla suç, gizem, ipuçları geliyor. Oysa bugün, sosyal medyada ve gündelik hayatta karşımıza çıkan içerikler için de benzer bir şeye ihtiyacımız var: İpucu toplamak, kanıt aramak, kaynak sorgulamak ve acele karar vermemek.


Denetim gidince, düzen neden gider?



Okula yeni bir müdür geldi.

Tanışma ve veli toplantısında dedi ki:

“Okulun önüne çocuklarını almaya gelen araçlar ikinci sıra park ederek yaya geçişini engellemesinler, trafiği kilitlemesinler. Ben her okul giriş ve çıkışında kontrol edeceğim, yolda olacağım.”

Bir yıl boyunca her gün—kar demeden, kış demeden—sabah, öğlen, akşam dediğini yaptı da.

Yaza doğru okulun hoparlöründen hâlâ şu ses duyuluyordu:

“Trafiğe engel olan araç sahiplerinin araçlarını…”

Neyse, yeni dönem başladı.

Okul müdürü değişti.

Şimdi isteyen istediği şekilde araçlarını park edip çocuklarını okulun kapısından içeriye teslim edebiliyor.

Kimsenin kimseye aldırdığı, umursadığı, kaale aldığı yok.

Herkes kendi rahatına sonunda erdi…

Narsist Bir Patronla Çalışmak Nasıldır? Ve insan, orada kendini nasıl korur?



Son yılların popüler konularından biri “narsist insanlar” ve onlardan korunma yolları. Bu yazıda konuya biraz daha özel bir noktadan bakmak istiyorum: Narsist bir patronla çalışmak nasıldır ve insan, böyle bir ortamda kendini nasıl korur?
Kimi işyerlerinde iş yükü ağırdır ama içeriye girdiğinizde pozitif bir hava hissedersiniz. Çalışanlar yorulurlar ama kendilerini değersiz, akılsız, işe yaramaz ya da “yarın kapının önündeyim” diye görmezler.

TEST: Benim yöneticimde narsistik örüntü ne kadar güçlü?


Aşağıdaki “2 dakikalık pratik tarama testi”, yöneticinizde narsistik örüntülerin ne ölçüde baskınlaştığına dair hızlı bir fikir verir. 

Amaç “etiketlemek” ya da “tanı koymak” değil; işyerindeki risk düzeyini görüp, yazıda önerilen kayıt–netlik–sınır stratejilerini ne kadar sıkı uygulamanız gerektiğini anlamaktır. 

Testten önce bile işyerinin “havası” çoğu zaman gerçeği fısıldar; bu ölçek, o hissi ölçülü bir çerçeveye oturtmaya yardımcı olur. 

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org