Bugüne kadar kaç kitap okudunuz?
Banka hesabınızda ne kadar para var?
Evinizi, arabanızı, birikiminizi ve sahip olduğunuz her şeyi yan yana koysanız toplam servetiniz ne eder?
Peki cep telefonunuzda kayıtlı kaç kişi var?
Bu kişilerden kaçını gerçekten arayabilirsiniz?
Bir sıkıntınız olduğunda, “Beni dinler, bana el verir, beni yargılamadan anlar” diyebileceğiniz kaç insan var hayatınızda?
Peki, hayattaki en büyük başarınız nedir?
En büyük başarısızlığınız hangisidir?
Nelerle gurur duyuyorsunuz?
Hangi pişmanlıklar hâlâ içinizde ince bir sızı gibi duruyor?
Neleri seçtiniz?
Nelerden vazgeçtiniz?
Neleri ertelediniz?
Neleri ihmal ettiniz?
Belki de en önemlisi: Bugüne kadar farkında bile olmadan hangi zenginliklerin yanından geçip gittiniz?
ZENGİNLİK NEYLE ÖLÇÜLÜR?
Bu yazıyı tatilimi geçirdiğim Bodrum’dan yazıyorum. Bakıyorum da yalnızca çok zenginler değil, insanların çoğu da zenginliği çoğu zaman para ile ölçüyor.
Maaşına, banka hesabına, evine, arabasına, makamına, unvanına, sosyal medya takipçi sayısına bakıyor. “Ben ne kadar zenginim?” sorusuna çoğunlukla sahip oldukları üzerinden cevap vermeye çalışıyor.
Oysa hayat, bize bazen çok daha sessiz ama çok daha derin bir yerden başka sorular soruyor:
“Senin yanında kim var?”
Hatta belki daha da önemlisi:
“Sen kimin yanında varsın?”
Hayattaki İzlerimiz Neler?
İnanıyorum ki, insanın gerçek serveti yalnızca sahip oldukları değildir. Dokunduğu kalpler, biriktirdiği dostluklar, okuduğu kitaplar, aldığı dersler, paylaştığı iyilikler ve geride bıraktığı izler de insanın hayat zenginliğine dâhildir.
Bu düşünceden hareketle web sitemde Hayat Zenginliği Testi adıyla bir farkındalık testi hazırladım.
Bu testte sağlık ve iyi oluş, kendilik değeri, ilişkisel zenginlik, üretkenlik ve katkı, maddi denge, yaşam amacı ve içsel doyum gibi hayatın farklı yönlerine ilişkin bazı ifadeler yer alıyor.
Çünkü hayat zenginliği, yalnızca sahip olduklarımızla değil; kendimize, ilişkilerimize, emeğimize, sağlığımıza ve anlam dünyamıza ne kadar özen gösterdiğimizle de ilgilidir.
Bu testin amacı elbette kendimizi “başarılı”, “başarısız”, “zengin” ya da “yoksul” diye etiketlemek değildir. Amaç; sahip olduklarımızı, ihmal ettiğimiz alanları, güçlü yanlarımızı ve gelişime açık yönlerimizi daha görünür hâle getirmektir.
Daha önce Kızım Sana Söylüyorum kitabımda da insanın kendini, başkalarını, ilişkilerini ve hayattaki yürüyüşünü anlamasına dönük pek çok örnek üzerinde durmuştum.
Orada anlatmak istediğim temel duygulardan biri şuydu: İnsan yalnızca kendisi için yaşadığında büyümüyor. Başkalarının hayatında iyi bir iz bıraktığında, bir gönle dokunduğunda, bir öğrencinin yolunu aydınlattığında, bir dostun yükünü hafiflettiğinde, bir çocuğun gözlerindeki güveni çoğalttığında büyüyor.
Bazen bir insanın ne kadar zengin olduğunu anlamak için banka hesabına değil, ardından kimlerin yürüdüğüne bakmak gerekiyor.
BİR CENAZENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Yıllar önceydi.
Bir hafta sonu, gayriihtiyari olarak bilgisayarımı açıp e-postalarıma baktım. Üniversiteden gelen bir vefat haberi gözüme çarptı. Yakın bir arkadaşımızın, Erdal’ın, cenazesi duyuruluyordu.
Erdal, doktora tezimi yazarken bana en büyük katkılardan birini sağlayan insandı. Tezimin istatistikleri konusunda yardımcı olmuş, bana SPSS’i öğretmiş, bilgisayarını ve odasını kullanmam için açmıştı. Kimseden görmediğim bir yardımı ondan görmüştüm.
Güler yüzlü, tombul yanaklı, hoş sohbet, gönlü zengin bir arkadaşımızdı.
Daha birkaç gün önce ayaküstü sohbet etmiştik. Apandisit ameliyatına gireceğini söylemişti. Bunun için kilo verdiğini, ama yine de biraz endişeli olduğunu anlatmıştı. O kısa konuşmamızı hatırladım. İçimde ince bir sızıyla, onun için son görevimi yapmak üzere hemen camiye gittim.
Avlu oldukça kalabalıktı.
Yaşım, mesleğim ve gazetecilik geçmişim nedeniyle pek çok cenaze törenine katıldım diyebilirim. Erdal, doktorasını yeni tamamlamış genç bir akademisyendi. Ancak cenazesinde rektörler, dekanlar, hocalar, arkadaşlar ve onu tanıyan büyük bir kalabalık toplanmıştı.
Gözü yaşlı, hüzünlü bakışlı insanlar Erdal’ın kendilerine yaptığı iyiliklerden söz ediyordu. Herkesin, neredeyse benim gibi, Erdal ile ilgili bir anısı vardı. O, pek çok hayata bir şekilde dokunmuştu.
“Nasıl bilirdiniz?” diye sorulduğunda, herkesin yüreğinden gelen ve emin bir sesle söyleyecek pek çok güzel sözü vardı.
İnsan gider; geride eşyaları, fotoğrafları, birkaç belge, belki birkaç hatıra kalır. Ama asıl kalan, insanların içindeki duygudur.
“İyi insandı” cümlesi bazen, belki de bütün servetlerden daha değerlidir.
Çünkü bazı insanlar arkasında yalnızca mal mülk bırakmaz. İyilik bırakır. Güven bırakır. Hatır bırakır. “Şerefli, haysiyetli, onurlu, iyi bir insandı” sözünü bırakır.
“Hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sorulduğunda, ağızlardan “Helal olsun” dışında bir söz çıkmaz.
İşte bana göre hayat zenginliği biraz da budur.
İNSAN NEYE YÖNELİRSE ONA YAKLAŞIR
İnanıyorum ki hayatta istediğimiz her şeye, isteğimizin şiddeti oranında yaklaşırız.
Elbette yalnızca istemek yetmez. İstemek, bir tohumu toprağa ekmek gibidir. Ama o tohumu ekmekle iş bitmez. Toprağı çapalamak, suyunu vermek, güneşini sağlamak, gerektiğinde ilaçlamak, bakımını yapmak ve emek vermek gerekir ki istediğimiz kıpkırmızı, mis gibi kokan domateslere kavuşalım.
Yine de hayatın yağmuru var, rüzgârı var, engelleri var; vakti var, imkânı var, nasibi var.
Ama bütün bunlara rağmen insanın yöneldiği şey, zamanla onun hayatının biçimini belirler.
Bilgi isteyen bilgiye yaklaşır.
Para isteyen paraya yaklaşır.
Makam isteyen makama yaklaşır.
Sevgi isteyen sevgiye yaklaşır.
Anlam isteyen anlama yaklaşır.
Bu yüzden “Ne kadar zenginsiniz?” sorusu, aslında biraz da “Neye yöneldiniz?” sorusudur.
Hayatınız boyunca neyin peşinden gittiniz?
Hayatın bir de ihmal edilenleri vardır bu koşuşturmaca arasında.
Aramadığımız dostlar…
Ertelediğimiz ziyaretler…
Söylemediğimiz teşekkürler…
Geciktirdiğimiz özürler…
Okumadığımız kitaplar…
Dinlemediğimiz çocuklar…
İhmal ettiğimiz anne babalar…
Kendimize bile göstermediğimiz şefkat…
Belki de asıl yoksulluk, bütün bunları fark etmeden yaşamaktır.
SON SÖZ
Sonuç olarak asıl mesele, ne kadar zengin olduğumuzdan önce, zenginliği neyle ölçtüğümüzdür.
Bu nedenle sizi küçük bir iç yolculuğa davet ediyorum.
Hayat Zenginliği Testi’ni çözün.
Sonucunuza bakın.
Sonra kendinize dürüstçe sorun:
Sandığımdan daha mı zenginim?
Yoksa bazı yönlerimle fark etmediğim bir yoksulluk mu taşıyorum?
Ve belki en önemlisi:
Bugünden sonra hayatımda hangi zenginliği çoğaltmak istiyorum?
Çünkü insan, yöneldiği yere doğru yürür.
Ve her insan, isterse, kendi hayatının servetini yeniden tanımlayabilir.
Prof. Dr. Erkan YÜKSEL

Yorum Gönder
Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.