Sayfalar

Bir Balıkçı Kafede Kütüphane Olur mu?

Sabahları balık tezgâhlarının kurulduğu, gelenin geçenin bir bardak çay içip iki çift söz ettiği, balıkçı barınağının kıyısında mütevazı bir mekân burası.

Turgutreis Meydan’da…

Çayı da harika!

Bu yıl da o güzel çaydan içmek üzere oraya gittim.

Bu kez gözüme hemen içerideki kitaplık çarptı. Daha çayımı yudumlamadan kalkıp raflara baktım. Sonra hikâyesini sordum.

Önce işletmeciler bir kitaplık getirmişler. Evlerinden birkaç kitap koymuşlar. Ardından kafeye gelenler, okuyup bitirdikleri kitapları bırakmaya başlamış.

Zamanla tek kitaplık yetmemiş. Bugün iki kitaplık da neredeyse yer kalmayacak kadar dolu.

Ortada ne bir kütüphane görevlisi var ne üyelik kartı ne de uzun bir ödünç alma işlemi…

İsteyen istediği kitabı alıyor, yan taraftaki deftere adını ve soyadını yazıyor.

Hepsi bu.

Ben de raflara bakarken Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Mesnevi Terapi kitabını gördüm. Tarhan’ın pek çok kitabını daha önce okumuştum. Bu kitabını da biliyor, ancak okumaya fırsat bulamıyordum.

Kitabı aldım, masama geçtim ve çayımı içerken sayfalarını karıştırmaya başladım.

Bir çay daha söyledim.


DUBAİ’DE GÖRÜP İMRENDİĞİM ŞEY

Benzer bir uygulamayı pandeminin başladığı günlerde gittiğimiz Dubai’de görmüştüm.

Sahilde camlı küçük dolaplar vardı. Kapakları açık, içleri kitap doluydu. Kitap okumak isteyen gelip bir kitap alıyor, okuduktan sonra yeniden yerine bırakıyordu.

Fotoğraflarını da çekmiştim ama şimdi bulamadım.

O gün imrenerek bakmış, ardından kendi kendime şöyle sormuştum:

“Bizde de olsa kitaplar yerinde kalır mı?”

Bugün Balıkçı Kafe’deki raflara bakarken o sorunun yanıtını gördüm.

Demek ki isteyince bir şekilde oluyormuş.


BİLDİKÇE NEDEN SUSARIZ?

Ben Mesnevi Terapi’yi karıştırırken, daha önce tanımadığım Özgür Bey masamıza geldi.

Biraz kitaplardan, yazarlardan ve okuduklarımızdan konuştuk. Tasavvufa ilgili olduğumu görünce bunun nereden geldiğini sordu.

“Benim biraz Konya, biraz da Eskişehir deneyimim var,” dedim.

Belki Mevlâna ve Yunus Emre’ye ilgim ve sevgim bundandır. 

Tasavvufta şöyle denir:

“İlk ders incitmemek, son ders incinmemektir.”

Biraz da hiçlik ve insanın kendini bilmesi üzerine konuştuk.

Bir kitap okuyan bir şey bilir.

İki kitap okuyan iki şey…

Boyu kadar kitap okuyan, çok şey bildiğini düşünebilir. Fakat sonra bir kütüphaneye girer ve bilmediklerinin raflar boyunca uzandığını görür.

Ardından başka şehirlerin, ülkelerin ve dillerin kütüphanelerini düşünür.

İnsan bildikçe büyüdüğünü zannederken aslında ne kadar az bildiğini fark etmeye başlar.

Turgutreis’te Bayrak Tepe’ye çıktığınızda kendinizi en yüksekte sanabilirsiniz. Oysa ötede daha yüksek dağlar vardır.

Ağrı Dağı vardır.

Everest vardır.

Everest’in tepesine çıksanız bu kez gözünüz gökyüzüne takılır. Uzayın büyüklüğünü düşündüğünüzde dünyanın bile ne kadar küçük olduğunu anlarsınız.

Bilgi de biraz böyledir.

İlk öğrendiklerimiz bize konuşma cesareti verir. Daha çok öğrendikçe sorularımız artar. Bir süre sonra neyi, nereden başlayarak anlatacağımızı bilemez oluruz.

Belki insan en çok o zaman susar.

Kızım Sana Söylüyorum Okurum Sen Anla kitabımda da bunları yazmıştım:

Bilmek yalnızca cevap sahibi olmak değil, cevaplayamadığımız soruların büyüklüğünü de görebilmektir.

Boş başağın dik, dolu başağın eğik durması belki de bundandır.

İnsan kendisini aştıkça sesi yükselmez; biraz daha yumuşar.

Çenesi açılmaz, biraz da susar.


SON SÖZ

Belki Özgür Bey’le yeniden karşılaşırız.

Belki yolu kitaptan, kitaplıktan ve kütüphaneden geçen başka insanlarla tanışırız.

Ne demişler:

“Hacı hacıyı tekkede, hoca hocayı Mekke’de, deli deliyi bir dakikada bulur.”

Kitapsever de kitapseveri rafların arasında buluyor galiba.

Kısa günün kârı:

Bir kitap, güzel bir sohbet ve insanlara güvenmenin hâlâ mümkün olduğunu gösteren iki kitaplık dolusu umut…

Dilerim bu küçük kitaplık başka kafelere, iş yerlerine, apartmanlara, okullara ve mahallelere örnek olur.

Okuduklarımız yalnızca kitaplıklarımızı değil; düşüncelerimizi, sohbetlerimizi ve insanlığımızı da çoğaltsın.

Ve bir gün okuduklarımız boyumuzu aşsın.


24.07.2026

Prof. Dr. Erkan Yüksel



Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org