Sayfalar

Hep Şikayet Etmek Yerine Ne Yapabiliriz?

Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.

Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.

İnsan yavaşlıyor.

Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.

Ama içim içimi de yemiyor değil:

Bu hafta ne yazsam?

Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:

“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”

Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.

Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.


DERVİŞİN EKŞİ NARLARI

Efendim, vaktiyle huzursuz bir derviş, ömrünü geçirebileceği sakin bir yer ararken yemyeşil bir dağ yamacında terk edilmiş küçük bir kulübe bulmuş.

Kulübenin bahçesinde de tek bir nar ağacı varmış.

Ağaç öylesine büyümüş ki dalları kulübenin penceresine kadar uzanıyor, üzerindeki narlar uzaktan kıpkırmızı parlıyormuş.

Derviş burayı çok sevmiş.

Yerleşmiş.

Ağaca bakmış, toprağını bellemiş, sulamış.

Derken güz gelmiş.

Narlar olgunlaşınca büyük bir hevesle birini koparıp tatmış.

Ama yüzü bir anda ekşimiş.

Nar öylesine ekşiymiş ki yemek neredeyse mümkün değilmiş.

Derviş başlamış ağaca söylenmeye:

“Bunca güzelliğin içinde bu nasıl meyve? Neden tatlı değilsin? Neden diğer bahçelerin narları gibi değilsin?”

Günler geçmiş.

Derviş her gün ağacın altında oturuyor, o ekşi narlardan yiyor, ardından da ağaca kızıyormuş.

Bir gün bu durum, oradan geçen yaşlı bir adamın dikkatini çekmiş.

Dervişi bir süre dinledikten sonra sormuş:

“Önünde üç yol varken neden dördüncü yolu seçiyorsun?”

Derviş şaşırmış.

Bilge anlatmış:

“İstediğin tatlı narsa gider sevdiğin narın fidanını bulur, getirir buraya dikersin. Sevdiğini ararsın.

Yok, bu ağacı seviyorsan onun ekşi nar verdiğini kabul eder, meyvesini ona göre değerlendirirsin. Nar ekşisi yaparsın. Elindekini olduğu hâliyle seversin.

İkisini de yapamıyorsan bu ağacın altındaki kulübeni bırakır, başka bir bahçeye gidersin. Gitmeyi seçersin.

Ama sen ne istediğin narın peşine düşüyorsun, ne bu ağacın verdiği meyveyi kabul ediyorsun, ne de buradan gidiyorsun.

Her gün aynı ekşi narı yiyip ağaca kızıyorsun.

Belki de seni asıl tüketen narın ekşiliği değil; önündeki seçeneklerden hiçbirini seçmeyip sürekli şikâyet ediyor olman.”


BİZ HANGİSİNİ SEÇİYORUZ?

Hikâye böyle…

Şimdi biraz kendi hayatımıza bakalım.

İlişkilerimize, dostluklarımıza, çalışma hayatımıza…

Bazen bir şeyden ya da birilerinden memnun olmuyoruz.

Söyleniyoruz.

Yakınıyoruz.

Sosyal medyada tanıdık tanımadık kim varsa anlatıyoruz.

Bazen sabahtan akşama aynı meseleyi konuşuyor, aynı şeylerden şikâyet ediyoruz.

Ama değiştirmek için ne yapıyoruz?

Gerçekten istediğimiz şeye ulaşmak için gereken adımı atıyor muyuz?

Bazen elimizdekini olduğu hâliyle değerlendirmeyi bilmiyoruz.

Bazen de artık bize iyi gelmediğini düşündüğümüz bir yerde kalmaya devam ediyoruz.

Sonra aynı ekşi narı her gün yeniden tadıp:

“Niye böyle?” diye soruyoruz.

Belki de bazen bizi en fazla yoran yaşadığımız sorun değil, sorun karşısında sürekli aynı yerde kalmamızdır.

Elbette hayat, “sev, değiştir ya da git” kadar basit değil.

İlişkilerimiz, sorumluluklarımız, ailemiz, çocuklarımız, emeğimiz, geçmişimiz var.

Her şey bir çırpıda değiştirilemiyor.

Her kapı hemen kapatılıp gidilemiyor.

Ama yine de zaman zaman kendimize şu soruyu sormakta yarar var:

Ben şu anda çözüm için bir şey mi yapıyorum, yoksa yalnızca aynı ekşi narı yiyip ağaca mı kızıyorum?


SON SÖZ

Hastalığın bana verdiği bu mecburi molada benim payıma düşen hikâye bu oldu.

Belki hepimizin hayatında tadını değiştiremediğimiz birkaç “ekşi nar” vardır.

Mesele onların varlığı değil belki de.

Mesele, onların karşısında ne yapmayı seçtiğimiz…

Yeni dönemin hepimize neyi değiştirebileceğimizi, neyi olduğu gibi kabul edebileceğimizi ve gerektiğinde hangi yoldan yürüyüp gidebileceğimizi biraz daha berrak görebileceğimiz bir zihin açıklığı getirmesi dileğiyle…

Sağlıkla kalın.


Prof. Dr. Erkan YÜKSEL


Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org