Sayfalar

TÜBİTAK 1001 Projeleri neden reddediliyor?


Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik Bölümü'ndeki arkadaşlarımızla 21 Kasım 2025 günü gerçekleştirdiğimiz söyleşide "TÜBİTAK 1001 Projeleri Neden Reddediliyor?" sorusuna kişisel değerlendirmelerim çerçevesinde yanıt vermeye çalıştım. 

İyi bir araştırma fikrine sahip olmak, iyi bir proje yazmış olmak anlamına geliyor mu?

Ne yazık ki hayır.

Akademisyenlerle proje önerileri üzerine çalışırken ya da değerlendirme süreçlerini incelerken karşılaştığım temel sorunlardan biri tam da bu: Araştırmacının zihninde son derece değerli olan bir fikir, proje metnine aynı açıklık ve ikna gücüyle yansımayabiliyor.

Hatta bazen araştırmacı şu düşünceye kapılabiliyor: “Konu çok önemli. Bunun desteklenmesi gerekir.”

Oysa değerlendirme yalnızca konunun önemli olup olmadığı üzerinden yapılmıyor. TÜBİTAK 1001 Programı’nın amacı; yeni bilgi üretmeye, bilimsel yorum geliştirmeye veya teknolojik problemlerin çözümüne yönelik, bilimsel esaslara uygun araştırma projelerini desteklemek. 

Proje önerileri de güncel sistemde dört temel boyut üzerinden değerlendiriliyor: Özgün Değer, Yöntem, Proje Yönetimi ve Yaygın Etki.

Dolayısıyla asıl soru şudur: “Benim araştırmak istediğim konu önemli mi?” değil; “Önerdiğim araştırma, bu dört boyutta bilimsel olarak yeterince güçlü ve ikna edici mi?”


İyi bir konu neden iyi bir projeye dönüşmeyebilir?

Bir proje önerisinin desteklenmemesi her zaman araştırma konusunun değersiz olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman sorun, fikrin projelendirilememesidir.

Bir makale başka türlü yazılır, bir tez başka türlü kurgulanır, bir proje önerisi ise başka bir mantık gerektirir.

Projede araştırmacının yalnızca “Ben bunu araştırmak istiyorum” demesi yetmez. Şunları birbirine bağlı biçimde gösterebilmesi gerekir:
  • Ne biliyoruz?
  • Ne bilmiyoruz?
  • Tam olarak hangi problemi çözeceğiz?
  • Bunu hangi yöntemle yapacağız?
  • Kim, neyi, ne zaman yapacak?
  • Ortaya ne çıkacak?
  • Bu çıktının bilimsel ya da toplumsal karşılığı ne olacak?
Bu zincirin halkalarından biri zayıfladığında bütün proje zayıflayabilir.

1. Araştırma problemi yeterince açık değilse

En temel sorunlardan biri, çok geniş bir konunun araştırma problemi gibi sunulmasıdır.

Örneğin: “Türkiye'de sosyal medya kullanımını araştıracağız.”

Bu bir araştırma alanıdır; henüz güçlü biçimde tanımlanmış bir araştırma problemi değildir.

Proje önerisinin, literatürdeki bilgi birikiminden hareketle hangi boşluğu dolduracağını açık biçimde ortaya koyması gerekir.

Hakemin zihninde şu sorunun yanıtı oluşmalıdır: “Bu araştırma yapılmazsa bilimsel olarak neyi bilmeye devam etmeyeceğiz?”

Bu soruya güçlü bir yanıt verilemiyorsa özgün değer bölümünde sorun çıkması şaşırtıcı değildir.

2. “Bu konuda Türkiye'de çalışma yok” demek özgünlük için yeterli olmayabilir

Sık karşılaşılan başka bir yaklaşım da şudur: “Bu konu Türkiye'de daha önce araştırılmamıştır.”

Bu önemli olabilir ama tek başına özgün değer oluşturmaz.

Bir araştırmanın başka bir ülkede yapılmış olması ve aynı çalışmanın Türkiye örnekleminde tekrarlanması bazen anlamlıdır; ancak bunun neden bilimsel olarak gerekli olduğunun gösterilmesi gerekir.

Özgünlük; 
  • yeni bir soru sormaktan,
  • yeni bir kuramsal ilişki önermekten,
  • bilinen bir ilişkiyi farklı koşullar altında sınamaktan,
  • yeni veri üretmekten,
  • yeni bir yöntem ya da ölçüm yaklaşımı kullanmaktan,
  • var olan bilgideki önemli bir çelişkiyi çözmekten kaynaklanabilir.

Dolayısıyla önemli olan yalnızca “daha önce yapılmadı” demek değil, “yapıldığında bilimsel bilgiye ne ekleyecek?” sorusunu yanıtlamaktır.

3. Amaç, araştırma soruları ve yöntem birbirini karşılamıyorsa

Proje önerilerinde en kritik meselelerden biri iç tutarlılıktır.

Başlangıçta oldukça iddialı bir amaç tanımlanıp bunun çok sınırlı bir veri setiyle cevaplanmaya çalışılması sık rastlanan sorunlardan biridir.

Örneğin araştırmacı, “Türkiye'deki gençlerin siyasal davranışlarını açıklamayı” amaçladığını söyleyip araştırmasını tek bir üniversitedeki birkaç yüz öğrenci üzerinde yürütüyorsa amaçla yöntem arasındaki mesafe büyüyebilir.

Projedeki her araştırma sorusunun yöntem içinde bir karşılığı bulunmalıdır.

Basit bir kontrol yapılabilir: Araştırma sorusu → veri → analiz → bulgu

Her araştırma sorusunun bu zincirde nereye bağlandığı açık mı?

Açık değilse yöntemde sorun vardır.

4. Yöntemin adını yazmak, yöntemi açıklamak değildir

  • “İçerik analizi yapılacaktır.”
  • “Derinlemesine görüşme kullanılacaktır.”
  • “Anket uygulanacaktır.”
  • “Deneysel yöntem kullanılacaktır.”
Bunların hiçbiri tek başına yeterli bir yöntem açıklaması değildir.

Hakemin bilmek istediği çok daha fazlasıdır: Kimlerden veri toplanacak? Neden onlardan? Örneklem nasıl belirlenecek? Kaç kişi olacak? Kullanılacak araç nasıl geliştirilecek? Geçerlik ve güvenirlik nasıl sağlanacak? Veriler nasıl analiz edilecek? Değişkenler nasıl ölçülecek? Nitel veriler nasıl kodlanacak? Araştırmanın olası sınırlılıkları nelerdir?

Bir yöntem bölümünün temel görevi şudur: Araştırmayı başka bir bilim insanının zihninde uygulanabilir hâle getirmek.

Okuyan kişi “Peki bunu tam olarak nasıl yapacaklar?” diye düşünüyorsa yöntem henüz yeterince açıklanmamış olabilir.

5. Çok şey vaat etmek projeyi her zaman güçlendirmez

Proje yazarken bazen araştırmacı projeyi güçlü göstermek için kapsamı büyütmeye çalışır.
  • Daha fazla şehir...
  • Daha fazla yöntem...
  • Daha fazla örneklem...
  • Daha fazla değişken...
  • Daha fazla çıktı...
Ancak büyüklük her zaman güç anlamına gelmez. 

Bazen tam tersine hakemde şu soruyu doğurabilir: “Bu ekip, bu bütçe ve bu süreyle bütün bunları gerçekten yapabilir mi?”

İyi proje mümkün olduğunca fazla iş yapan değil; araştırma sorusunu cevaplamak için gerekli işi, bilimsel olarak yeterli düzeyde yapan projedir.

6. İş paketleri yalnızca takvimi doldurmak için hazırlanmamalı

Proje yönetimi bölümü zaman zaman bilimsel kısımlara göre daha az önemli görülüyor. Oysa TÜBİTAK 1001 değerlendirmesinde Proje Yönetimi dört ana değerlendirme boyutundan biridir.

İş paketlerinin; 
  • projenin amaçlarıyla ilişkili,
  • birbirleriyle bağlantılı,
  • gerçekçi sürelerde tamamlanabilir,
  • sorumluları belirlenmiş,
  • başarı ölçütleri tanımlanmış olması gerekir.
“Literatür taraması”, “verilerin toplanması”, “raporun yazılması” şeklinde oluşturulan genel bir takvim tek başına güçlü bir proje yönetimi ortaya koymayabilir.

Projenin nasıl işleyeceği görünür olmalıdır.

7. Risk yazmak yetmez; B planı gerekir

Araştırmacıya bazen şöyle sorulur: “Bu aşama gerçekleşmezse ne yapacaksınız?”

“Gerçekleşeceğini düşünüyoruz” yanıtı risk yönetimi değildir.
  • Katılımcıya ulaşılamazsa?
  • Beklenen veri miktarı elde edilemezse?
  • Bir kurum izin vermezse?
  • Kullanılacak veri tabanı erişilemez hâle gelirse?
  • Teknik araç çalışmazsa?
Projenin kritik aşamalarında olası risklerin ve bunlara karşı uygulanabilecek alternatiflerin önceden düşünülmesi projenin yapılabilirliğine duyulan güveni artırır.

8. Yaygın etki “makale yayımlayacağız” demek değildir

Projelerin yaygın etki bölümlerinde sık karşılaşılan ifadelerden biri: “Proje sonunda ulusal ve uluslararası makaleler yayımlanacaktır.”

Elbette akademik yayın değerlidir. Fakat yaygın etki bundan daha geniş düşünülmelidir.
  • Araştırmanın sonucundan kim yararlanacak?
  • Hangi akademik tartışmaya katkı sunacak?
  • Başka araştırmalara nasıl veri sağlayacak?
  • Politika yapıcı, sektör, kamu kurumu, sivil toplum kuruluşu ya da belirli bir toplumsal grup için karşılığı olacak mı?
  • Ortaya çıkan bilginin proje bittikten sonra yaşayacağı bir alan var mı?
Yaygın etki bölümünün güçlü olabilmesi için önce projenin gerçekten ne üreteceğinin açık olması gerekir.

9. Bütçenin her kaleminin araştırmayla konuşması gerekir

Bütçe bir alışveriş listesi değildir. İstenen her harcamanın araştırmanın hangi aşamasında ve neden gerekli olduğunun anlaşılabilmesi gerekir.

TÜBİTAK da makine-teçhizat taleplerinin toplam bütçeyle dengeli olmasını gözetiyor ve altyapı oluşturmaya yönelik projelerin 1001 kapsamında desteklenmediğini açıkça belirtiyor.

Burada temel soru basittir: “Bu harcama yapılmazsa projenin hangi bilimsel faaliyeti gerçekleştirilemez?”

Yanıt belirsizse bütçe gerekçesi de zayıftır.

10. Projenin bölümleri ayrı ayrı iyi, bütünü zayıf olabilir

Bence en önemli sorunlardan biri budur. Literatür bölümü iyi olabilir. Yöntem iyi olabilir. Ekip güçlü olabilir. Yaygın etki güzel yazılmış olabilir. Ancak bunların hepsi aynı projeyi anlatmıyorsa sorun vardır.

İyi bir proje önerisinin temel özelliklerinden biri bütünlüktür: Problem → özgün değer → amaç → araştırma sorusu → yöntem → iş paketi → çıktı → yaygın etki

Birbirinin doğal devamı olmalıdır.

Hakem proje metninin farklı bölümlerinde farklı araştırmalar okuyormuş hissine kapılmamalıdır.

Peki başarılı bir TÜBİTAK 1001 projesi nasıl yazılmalı?

Bunun sihirli bir formülü yok. Ancak proje metnini teslim etmeden önce şu yedi soruya açık yanıt verebiliyorsanız önemli bir mesafe alınmış demektir:
  • Tam olarak hangi bilimsel problemi çözmeye çalışıyorum?
  • Literatürde bunun gerçekten bir karşılığı ve boşluğu var mı?
  • Benim projem bu boşluğa ne ekleyecek?
  • Önerdiğim yöntem bütün araştırma sorularımı cevaplayabilecek mi?
  • Bu çalışma, bu ekip ve bu süre içinde gerçekten gerçekleştirilebilir mi?
  • Projenin sonunda somut olarak ne üretmiş olacağım?
  • Bu sonuçların bilimsel, toplumsal ya da uygulamaya dönük etkisi ne olacak?
Bu soruların birine bile “Bunu biraz daha açıklamamız gerekir” diyorsanız, proje henüz bitmemiş olabilir.

Bir de biçimsel nedenler var

İçerik çok güçlü olsa bile güncel başvuru koşullarına uyulmaması projenin bilimsel değerlendirmeye ulaşmadan iade edilmesine neden olabilir.

Örneğin TÜBİTAK, güncel başvuru formunun kullanılmasını açıkça şart koşuyor. 2026 itibarıyla 1001 başvuru formunun mevcut formatının değiştirilmemesi, Arial 9 puntoyla hazırlanması ve EK-1 ile EK-2 hariç 25 sayfayı aşmaması gerekiyor. Güncel olmayan formlarla yapılan başvurular da değerlendirmeye alınmadan iade edilebiliyor.

Dolayısıyla proje teslim edilmeden hemen önce mutlaka TÜBİTAK'ın güncel çağrı sayfası ve başvuru kılavuzu yeniden kontrol edilmeli.

Sonuç: Proje hakemi ikna etmeye değil, soruları cevapsız bırakmamaya çalışmalı

Proje yazımını bazen bir “hakemi ikna etme” faaliyeti olarak düşünüyoruz.

Ben bunu biraz farklı görüyorum.

Asıl mesele güzel cümleler kurmak değil; hakemin zihninde oluşabilecek makul soruları mümkün olduğunca proje metninin içinde cevaplamaktır.
  • “Bunun özgünlüğü nerede?”
  • “Neden bu örneklem?”
  • “Neden bu yöntem?”
  • “Bu ekip bunu yapabilir mi?”
  • “Bu veri bu sonucu verir mi?”
  • “Proje bittiğinde elimizde ne olacak?”
  • “Bunun kime ne yararı olacak?”
İyi hazırlanmış bir proje, bu soruların önemli bölümünü hakemin sormasına gerek bırakmadan cevaplar.

Ve belki en önemli nokta: İyi bir fikir projenin başlangıcıdır; iyi bir proje ise o fikrin bilimsel olarak gerekçelendirilmiş, yöntemsel olarak sınanabilir ve yönetilebilir hâle getirilmiş biçimidir.



Gazetecilik Bölüm Başkanımız Prof. Dr. İncilay Cangöz,
seminer dolayısıyla teşekkür belgesi takdim ederken...

Seminer kaydını YouTube kanalımdan izleyebilirsiniz

Seminerin öğrencilerimize ve başka akademisyen arkadaşlarımıza da ulaşması için video kaydını kişisel YouTube kanalıma ekledim. 

Seminerin lisans üstü öğrencilerimize tez araştırması süreçlerinde, bilimsel araştırma projesi hazırlayan öğretim üyelerine proje yazma süreçlerinde ve TÜBİTAK projesi yazmak isteyenlere bu süreçte yardımcı olabilecek bazı püf noktalarını içerdiğini düşünüyorum. 

Hem derslerdan hem projelerden hem de yaptığım hakemliklerden hareketle önemli bazı hususların altını çizmeye çalıştım. 

Video kaydına şurada erişebilirsiniz: TÜBİTAK 1001 PROJELERİ NEDEN REDDEDİLİYOR?

Seminerin ilk bölümü "biraz sıkıcı" gelebilir. Ancak soru-yanıt bölümündeki kişisel deneyimlerim ve görüşlerimi ifade ettiğim bölüm sanırım daha fazla ilgi çekecektir. 


TÜBİTAK 1001 hakkında kısa bilgi

1001 – Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında projeler Özgün Değer, Yöntem, Proje Yönetimi ve Yaygın Etki boyutlarında değerlendiriliyor. Proje süresi en fazla 36 ay. 2026 yılı itibarıyla destek üst limiti, burs dâhil; PTİ ve kurum hissesi hariç 3.000.000 TL olarak belirtiliyor. Başvuru koşulları ve bütçe limitleri dönemsel olarak değişebildiğinden güncel bilgiler TÜBİTAK'ın resmi program sayfasından kontrol edilmeli.


Araştırma ve projelerinizde başarılar dilerim.

Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org