Nasrettin Hoca bir akşamüstü, evinin önünde telaşla bir şeyler arar.
Komşusu görür, yaklaşır: “Hoca, hayırdır, ne arıyorsun?”
Hoca der ki: “Anahtarımı kaybettim.”
Komşu da insanlık hâli; eğilir, beraber ararlar.
Ararlar, tararlar… Anahtar yok!
Bir süre sonra komşu sorar: “Hoca, emin misin burada kaybettiğine?”
Hoca hiç bozulmadan cevap verir: “Yok, ahırın orada kaybettim.”
Komşu şaşırır: “E hocam, o zaman niye burada arıyoruz?”
Hoca sakince der ki: “Orası karanlık, burada lamba yanıyor.”
Bazen bir konuyu uzun uzun anlatmak yerine bir fıkra anlatmak, meseleyi
daha iyi görünür kılar. Çünkü fıkra, insanın zihnindeki savunma duvarlarını
indirir; gerçeği sertleştirmeden söyler.
Uyuşturucuyla mücadelede de benzer bir durum yaşıyoruz. Birçok kişi riskin
farkında; “ne yapılabilir?” diye düşünmüş olanlar da az değil. Ama farkındalık
ile uygulama arasındaki mesafe bazen açılıyor. Çünkü “ışığın altında” konuşmak
kolay; “karanlıkta” çalışmak zor. Oysa anahtar çoğu zaman tam da o “karanlık”
yerde duruyor.
Benim derdim “kimse bir şey yapmıyor” demek değil. Sahada emek veren, risk
alan, gece gündüz çalışan çok insan var. Derdim şu: "Doğru yerde
mi arıyoruz? Enerjimizi en etkili yere mi harcıyoruz?" Bu soruyu
sormadan, iyi niyet tek başına “sonuç” üretmiyor.






