Up (Yukarı Bak) filmini izlediniz mi?
Harika bir animasyon “çocuk” filmi…
Ama bence çocuklarla birlikte izlenmesi gereken, aynı zamanda bir “olgun insan” filmi.
Carl ve Ellie daha çocukken tanışırlar.
İkisinin de ortak bir hayali vardır:
Güney Amerika’da, Paradise Falls denilen o büyük şelalenin yakınlarında bir evde yaşamak…
Evlenirler.
Bir evleri olur.
Birlikte güzel bir hayat kurarlar.
Ve hayallerini gerçekleştirmek için para biriktirmeye başlarlar.
Kavanoza para atarlar.
Ancak bir gün evin çatısı tamir ister.
Başka bir gün araba bozulur.
Başka masraflar çıkar.
Kavanoz açılır.
Yeniden para biriktirmeye başlarlar.
Sonra yine bir şey olur.
Yine kavanoz açılır.
Yıllar böylece geçer.
İkisinin de saçları ağarır.
Bir gün Carl artık o hayali daha fazla ertelememeye karar verir.
Paradise Falls’a gideceklerdir.
Biletleri alır.
Ama bu kez de hayatın başka bir planı ortaya çıkar.
Ellie hastalanır.
Ve bir süre sonra hayatını kaybeder.
Birlikte kurdukları o büyük hayal gerçekleşemez.
HAYATIN DA BİR PLANI VAR MI?
O şarkıyı belki hatırlarsınız.
John Lennon’ın Beautiful Boy şarkısını…
Şarkıdaki bir dize neredeyse atasözü hâline gelmiştir:
“Hayat, siz başka planlar yapmakla meşgulken başınıza gelen şeydir.”
Ne çok plan yaparız gelecekle ilgili…
Hani en basitinden yaz tatili için bile…
“Kesin şunu yapacağım.”
“Falan yere gideceğim.”
“Spor yapacağım.”
“Kilo vereceğim.”
“Dinleneceğim.”
Hatırlıyorum da en son geçen yıl bu zamanlarda hayal ettiklerimle yazın yaşadıklarım arasındaki fark, bana bu sözü defalarca hatırlatmaya yetti de arttı bile.
Hastalıklar…
Doktorlar…
Kontroller…
Yitirilenler…
Üzüntüler…
Şaşkınlıklar…
Beklenmedik gelişmeler…
Ne yaptım?
Nereye gittim?
Ne kadar tatil yaptım ve dinlendim?
Şimdi düşününce yüzümde yalnızca küçük bir tebessüm oluşuyor.
İnsan plan yaparken alabildiğine özgür.
Ama hayat…
Hayat, her sabah aynı güneş doğsa bile her gün başka türlü akabiliyor.
O ZAMAN PLAN YAPMAYALIM MI?
Peki hayat beklenmeyen sürprizlerle doluysa biz hiç mi plan yapmayalım?
Hiç mi hayal kurmayalım?
Öyle bir şey demiyorum.
Her şey bu kadar siyah ya da beyaz olmak zorunda da değil.
Hayatın türlü türlü renkleri var.
Bir önceki yazımda “En büyük hayaliniz nedir?” diye sormuştum.
Çünkü nereye gitmek istediğini bilmeyen bir gemi için hangi rüzgârın uygun olduğunu kestirmek de kolay değildir.
Yola çıkarken bir yönümüzün, bir hayalimizin olması gerekir.
Yoksa attığımız adımların bizi nereye götürdüğünü anlamamız da zorlaşır.
Ancak bu yazıda ikinci bir noktaya işaret etmek istiyorum:
Plan yapmak kadar, plan değiştiğinde yeniden rota çizebilmek de önemlidir.
Belki ruhsal dayanıklılığın önemli taraflarından biri de budur.
Her şey istediğimiz gibi giderken iyi olmak kolaydır.
Asıl mesele, gitmediğinde ne yaptığımızdır.
İnsan bazen aynı hedefe başka bir yoldan gider.
Bazen hedefini değiştirir.
Bazen de bir zamanlar çok istediği şeyin artık kendisi için o kadar önemli olmadığını fark eder.
Bu başarısızlık değildir.
Olsa olsa hayatın ve insanın değişebildiğini kabul etmektir.
Belki biraz da olgunlaşmaktır.
BAZEN HAYALİ DEĞİŞTİRMEK GEREKİR
Hayaller konusunda bazen kendimize gereğinden fazla sert davranıyoruz.
“Ben bunu istemiştim.”
“O hâlde mutlaka yapmalıyım.”
“Vazgeçersem başarısız olurum.”
Gerçekten öyle mi?
20 yaşındaki insanın hayali ile 40 yaşındaki insanın hayalinin aynı olması şart mı?
İnsan değişiyor.
Hayat değişiyor.
Değerler değişiyor.
Sorumluluklarımız değişiyor.
Önceliklerimiz değişiyor.
Belki “hayal” dediğimiz şeyi bir sözleşme gibi değil, bir yön duygusu gibi görmek gerekir.
Bizi bir yere doğru götürür.
Ama yol boyunca ara sıra durup yeniden bakabiliriz:
“Ben hâlâ bunu istiyor muyum?”
“Bu bana hâlâ iyi geliyor mu?”
“Bunun bedeli ne?”
Ve belki daha önemlisi:
“Bu gerçekten benim hayalim mi, yoksa benden beklenen hayatın hayali mi?”
Bence bunlar da önemli sorular.
PEKİ MUTLU MUYUZ?
Aslında bir başka önemli soru daha var.
Bir de şu yönden bakın:
Hayatı sürekli geleceğe ertelerken başka tehlikeler de çıkmıyor mu ortaya?
“Şu işi bitireyim, sonra rahat edeceğim.”
“Şu parayı kazanayım, sonra mutlu olacağım.”
“Şu evi alalım…”
“Çocuklar büyüsün…”
“Emekli olayım…”
“Şu dönem bir geçsin…”
Derken hayat hep “sonra”ya kalıyor.
Sonra bir gün dönüp baktığımızda, o “sonra”ların arasında geçen şeyin aslında hayatın kendisi olduğunu fark ediyoruz.
Şimdi size özel bir anımdan söz edeyim.
30’lu yaşlarımın başında oldukça meşgul bir akademisyen, idareci, gazeteci ve pek çok işi bir arada yapmaya çalışan biriydim.
(Hâlâ da biraz öyle gibiyim ya, neyse…)
Avustralya’dan bir arkadaşım gelmişti ziyaretime.
Ona Eskişehir’i gezdirdim.
Yaptığım işleri anlattım heyecanla.
Şahin Tepesi’nden Eskişehir’i kuşbakışı seyredip sohbet ettiğimiz bir sırada bana şunu sordu:
“Peki, mutlu musun?”
O yaşıma kadar kendime sormadığım, aklıma hiç gelmemiş bir soruydu bu.
Düşünsenize…
Birçok iş yapıyorsunuz.
Başarılısınız.
Heyecanlısınız.
Coşkulusuunuz.
Memnunsunuz.
Yorgunsunuz.
Ama kendinize hiç sormamışsınız:
Bütün bu yaptıklarımın içinde gerçekten mutlu muyum?
Donup kaldığım, şaşırdığım, yıllarca aklımdan çıkaramadığım bir soruydu bu:
“Are you happy?”
Belki insanın zaman zaman kendisine bu soruyu sorması gerekiyor:
Ben şu anda mutlu muyum?
Mutluluk kelimesi fazla büyük geliyorsa, belki şöyle de sorabiliriz:
Huzurlu muyum?
Yaşadığım hayat bana iyi geliyor mu?
Benim için önemli olan insanlara yeterince zaman ayırıyor muyum?
Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırken neleri kaçırıyorum?
Ne bileyim…
Bazen insanın yeni bir hedefe, hayale, işe, başarıya değil; bu sorulara daha çok ihtiyacı olabilir diye düşünüyorum.
Hani liderlik eğitimlerinde anlatılır ya…
Kurmay yetkideki kişi bir ormandaki ağaçları keser, odun hâline getirir, tasnif eder, kamyonlara yükler ve gönderirmiş.
Tüm gün bu işlerle öyle titiz uğraşırmış ki…
Bir gün gelen birisi ona şunu sormuş:
“Ya, bu kestiğiniz orman doğru orman mı? Karşı dağdaki orman olmasın kesilecek orman?”
UP’TA ASIL HAYAL NEYDİ?
Filmin sonlarına doğru Carl, Ellie’nin eski macera defterini açar.
Paradise Falls’a hiç gidemedikleri için defterin geri kalanının boş olduğunu düşünür.
Ama değildir.
Ellie birlikte yaşadıkları yılların fotoğraflarını o sayfalara yapıştırmıştır.
Evleri…
Piknikleri…
Gülüşleri…
Beraber yaşadıkları sıradan günler…
Ve sonunda Carl’a kısa bir not bırakmıştır:
“Macera için teşekkürler. Şimdi git ve kendine yeni bir macera bul.”
Carl o anda belki de filmin en önemli şeylerinden birini fark eder.
Paradise Falls onların büyük hayaliydi.
Ama birlikte geçirdikleri hayat da zaten büyük bir maceraydı.
Belki mesele yalnızca bir şelaleye ulaşmak değildi.
Birlikte geçirilen onca yıl…
Bir evin içinde yaşanan küçük anlar…
Piknikler…
Kahkahalar…
Sıradan günler…
Bunların hepsi o maceranın kendisiydi.
Evet, hayaller önemli.
Ama hayale giderken geçirilen zaman da önemli.
Çünkü hayat o sürecin içinde yaşanıyor.
Hayat, hedefe vardığımız gün başlamıyor.
Ve bitmiyor da…
HAYAL KURUN AMA HAYATI DA KAÇIRMAYIN
Bir önceki yazımda öğrencilere sorduğum sorudan söz etmiştim:
En büyük hayaliniz nedir?
Bu sorunun hâlâ çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Ama galiba yanına birkaç soru daha eklemem gerekiyor:
Bu hayal uğruna bugünümü sürekli erteliyor muyum?
Hayat bana başka bir yol gösterirse bunu görebilecek kadar esnek miyim?
Bir şeyler değiştiğinde hayallerimi yeniden gözden geçirebilir miyim?
Ve belki hepsinden önemlisi:
Hayalime doğru giderken yaşadığım hayatın da farkında mıyım?
Çünkü her hayal gerçekleşmeyebilir.
Her plan tutmayabilir.
Her yol bizi düşündüğümüz yere çıkarmayabilir.
Ama bu, o yol boyunca yaşadıklarımızın değersiz olduğu anlamına gelmez.
Bazen yıllarca ulaşmaya çalıştığımız yerden çok, giderken yanımızda kimlerin olduğu kalır aklımızda.
SON SÖZ
Up filmini henüz izlemediyseniz önemle tavsiye ederim.
Çocuklarla izleyebileceğiniz ama filmi bitirdiğinizde belki de çocuklardan daha çok sizin üzerinde düşüneceğiniz bir film.
Hayaller, kayıplar, sevgi, yaşlanmak, yeniden başlamak ve hayatın aslında nerede saklı olduğu üzerine…
Filmi izledikten sonra belki siz de hayatınızın balonlarını şişirip kendi hayallerinizin iplerine tutunarak uçmak isteyebilirsiniz.
Ama bu kez yalnızca nereye uçacağınızı değil, yol boyunca neler yaşadığınızı da düşünerek…
Belki kendimize şu soruları sorabiliriz:
Nereye gitmek istiyorum?
Şu anda nasıl yaşıyorum?
Böyle yaşamaktan memnun muyum?
Ve bir soru daha:
Benim için başka neler mümkün?
Ne dersiniz?
6.11.2026
Prof. Dr. Erkan Yüksel

Yorum Gönder
Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.