Sizin adınıza yüksek lisans ya da doktora tezinizi ben yazsam…
Hatta jürinin önünde göstereceğiniz slaytları da hazırlayıp elinize versem…
Siz de tezinizi şöyle bir okuyup jüri önünde savunsanız…
Bu tez savunmasından geçebilir misiniz?
Sizin adınıza yüksek lisans ya da doktora tezinizi ben yazsam…
Hatta jürinin önünde göstereceğiniz slaytları da hazırlayıp elinize versem…
Siz de tezinizi şöyle bir okuyup jüri önünde savunsanız…
Bu tez savunmasından geçebilir misiniz?
Bu dönem Gazetecilik Bölümünde yürüttüğüm Kariyer Planlaması dersinde öğrencilerimizi mesleğin içinden gelen isimlerle buluşturmaya devam ediyoruz.
Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz ilk “Mesleğin İçinden – Kariyer Sohbetleri” buluşmasının konuğu, fakültemizin mezunlarından, gazeteci-yazar Emre Aygen oldu.
Çalışmayı öğrencilerimiz Ekmel Kılıç, Zeynep Ayna ve Barış Göksel ile birlikte hazırladık.
Önceki yazımda “Gazetecilik Ölüyor mu?” diye sormuştum.
Vardığım nokta kabaca şuydu:
Gazetecilik ölmüyor. Ama gazete kan kaybediyor; haberin üretildiği, dağıtıldığı ve tüketildiği mecralar değişiyor.
Şimdi de bu noktadan hareketle, başka bir soruyu gündeme getirmek istiyorum:
Üniversitelerdeki “Gazetecilik” bölümlerinin adı, bugün verdiğimiz eğitimi ve mezunlarımızın yaptığı işi hâlâ doğru anlatıyor mu?
Yeni bir eğitim-öğretim yılının telaşı başlamışken sonbaharın kaçınılmaz sürprizi erkenden benim de kapımı çaldı: Grip oldum.
Öyle olunca da insanın oturup uzun uzun düşünmeye, derin meseleleri tahlil etmeye pek mecali kalmıyor.
İnsan yavaşlıyor.
Söyleyecek sözüm bile gramla çıkıyor ağzımdan.
Ama içim içimi de yemiyor değil:
Bu hafta ne yazsam?
Bu arada yatakta terlemeye çalışırken sosyal medyada şöyle bir söze takıldı gözüm:
“Ya sevdiğini al, ya aldığını sev ya da oradan ayrıl.”
Hazır bugün ağır konulara girecek hâlim yokken bu sözün bana hatırlattığı bir hikâyeyi sizinle paylaşmak istedim.
Belki benim gibi biraz yorulanlara da iyi gelir.
İlkokulun ilk yıllarında bir çocuktum.
O gün sokaklar boştu. Dükkânlar kapalıydı. Her zamankinden farklı, tuhaf bir sessizlik vardı.
Biz yine sokakta oynuyorduk.
Sonra birileri “Haydi, artık içeri girin!” dedi.
"Sokağa çıkma yasağı" ilan edilmişti.
“Gazetecilik de öldü be hocam!”
Tatilde yeni tanıştığım biri, gazetecilik bölümü öğretim üyesi olduğumu öğrenince ilk olarak bunu söyledi.
Gülümsedim.
Ama cümle aklımda kaldı.