Sayfalar

20 Yıl Önce Geleceğin Medyasını Nasıl Hayal Etmiştik?


Yıl 2005…

Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde verdiğim İletişim Kuram ve Araştırmaları dersinde yüksek lisans öğrencilerime bir soru sordum:

“Bundan 10 ya da 20 yıl sonra medya nasıl olacak?”

Öğrenciler hazırlanıp geldiler.

Gazeteler ortadan kalkacak mı?

Televizyon nasıl olacak?

Radyo yaşayacak mı?

İnternet nereye gidecek?

Haberler nasıl hazırlanacak?

O gün sınıfta söylenenleri tahtaya yazdım. Tartışma öylesine ilgimi çekti ki birkaç gün sonra oturup bunları bir yazıya dönüştürdüm.

Yazının başlığı şuydu: “Yarın Nasıl Bir Medya Olacak?”

Aradan yirmi yılı aşkın zaman geçti.

Şimdi o yazıyı yeniden okudum.

Biraz güldüm, biraz şaşırdım, biraz da düşündüm.

Bakıyorum da…

Bazılarını tutturabilmişiz ama bazılarını hiç tahmin edememişiz.


NELERİ DOĞRU GÖRMÜŞÜZ?

Önce gazetelerden başlamışız.

Bir öğrencim, kâğıt gazetelerin ortadan kalkabileceğini ve her şeyin elektronik ortama taşınacağını söylemiş.

Başka öğrenciler gazetelerin yaşayacağını ancak değişmek zorunda kalacağını savunmuşlar. Günlük sıcak haber yerine daha fazla yorum, analiz ve ayrıntılı haber sunabileceklerini dile getirmişler.

Bir başkası gazetelerin günlük değil, belki haftalık yayımlanacağını düşünmüş.

Evet, günümüzde kâğıt gazete tamamen ortadan kalkmadı ama haber tüketimindeki ağırlığını önemli ölçüde kaybetti.

Kâğıt ekrana taşındı, haberin adresi değişti.

2026 Reuters Institute Digital News Report’a göre sosyal medya ve video ağları, araştırmanın kapsadığı 48 ülkede ilk kez ortalama olarak televizyonun ve haber kuruluşlarının kendi web siteleri ile uygulamalarının önüne geçmiş durumda.

Artık insanların yüzde 54’ü haber için sosyal medya ve video ağlarını kullanıyor.

Televizyon konusunda da ilginç tahminlerimiz varmış.

Öğrencilerim, gelecekte istediğimiz programı istediğimiz saatte izleyebileceğimizi söylemişler.

“Belki programları satın alır, istediğimiz zaman izleriz” diye konuşmuşuz.

Bugün Netflix’ten YouTube’a, dijital platformlardan isteğe bağlı yayınlara kadar düşünüldüğünde bunun fazlasıyla gerçekleştiğini görüyoruz.

Hatta 2026 verilerine göre insanların yüzde 77’si haftalık olarak çevrim içi haber videosu izliyor. Araştırmanın kapsadığı 48 ülkenin 45’inde çevrim içi haber videosu izleyenlerin oranı televizyon haberlerini izleyenlerden daha yüksek.

Gazete gibi televizyon da yok olmadı.

Ama o da değişti.


ASIL ŞAŞIRTICI OLAN

Yirmi yıl önce habercilik üzerine yaptığımız tartışma ise oldukça şaşırtıcı.

Bir öğrencim gelecekte “kişiye özel” haberciliğin gelişebileceğini söylemiş.

İnternetten haber okuyan kişinin ilgilendiği konuları seçebileceğini ve karşısına yalnız o tür haberlerin gelebileceğini düşünmüş.

Evet, günümüzde artık bunu “algoritma” kavramıyla tartışıyoruz.

“Yankı odaları”, “filtre balonları” gibi kavramların içindeyiz.

Artık sizin gördüğünüz internetle bir başkasının gördüğü internet aynı değil.

Sosyal medya akışımız, izlediğimiz videolar, arama sonuçlarımız ve önerilen içeriklerimiz; geçmiş davranışlarımız, tercihlerimiz ve platformların algoritmaları tarafından şekilleniyor.

Hangi içeriğin önümüze çıkıp hangisinin görünmez kalacağı üzerinde algoritmaların büyük etkisi var.

2005 yılında öğrencilerimden biri de farklı grupların kendi dünya görüşlerine uygun yayın organlarına yönelebileceğini söylemiş.

Bugün geldiğimiz noktada bu tahminin başka bir boyutunu yaşıyoruz.

İnsanlar yalnızca farklı gazeteleri okumuyor; farklı “haber evrenlerinde” yaşayabiliyor.

Aynı olay hakkında bütünüyle farklı anlatılarla karşılaşabiliyorlar.

Bugün tartıştığımız sorun artık bilgiye ulaşamamak değil; hangi bilginin doğru olduğunu anlayabilmekte yaşanan zorluk.


PEKİ NEYİ GÖREMEDİK?

2005 yılında cep telefonlarıyla internetin birleşeceğini konuşmuşuz.

Gazete, radyo ve televizyonun tek bir cihazda toplanabileceğini bile söylemişiz.

Bugünün akıllı telefonunu neredeyse tarif etmişiz.

Ama bir şeyi yeterince görememişiz:

İzleyicinin yalnızca izleyici olmaktan çıkacağını.

Bugün herkes yayıncı.

Telefonunu çıkaran bir insan birkaç saniye içinde görüntü çekebiliyor, yorum yapabiliyor ve binlerce, hatta milyonlarca insana ulaşabiliyor.

YouTuber’lar, podcast yayıncıları, TikTok ve Instagram içerik üreticileri artık haber ekosisteminin içinde.

Kurumsal medyanın karşısında yalnız başka medya kuruluşları yok.

Binlerce, yüz binlerce ve milyonlarca insana doğrudan ulaşabilen bireyler var.

Fenomenler var.

Aktivistler var.

Siyasetçiler var.

Troller var.

Örgütler, gruplar, kurum ve kuruluşlar var.

Reuters Institute’un 2025 ve 2026 raporları da geleneksel kurumsal gazetecilikten sosyal medya, video ağları, içerik üreticileri ve bireysel haber kaynaklarına doğru belirgin bir yönelime işaret ediyor.

Bir başka şeyi ise hiç öngörmemişiz:

Yapay zekâyı.

Bugün yapay zekâ; haber araştırmasından deşifreye, özetlemeden başlık önermeye ve içerik üretimine kadar haber merkezlerinin çeşitli süreçlerinde kullanılmaya başladı.

Hatta insanlar artık habere ulaşmak için yapay zekâ sohbet araçlarını da kullanıyor.

2026 araştırmasına göre yapay zekâ sohbet araçlarını haber amacıyla haftalık kullananların oranı yüzde 10’a, 35 yaş altındakilerde ise yüzde 16’ya ulaşmış durumda.

Yani artık gazetecinin karşısında yalnız sosyal medya algoritması yok.

Haberi bizim için okuyup özetleyen bir yapay zekâ da var.


BİR SORU İSE HÂLÂ ORTADA

2005’teki yazının sonlarına doğru şöyle sormuşum:

Bireyler bu kadar çok bilgi arasında “sağlıklı seçimlerde bulunabilecek düzeye nasıl ulaşacaklar?”

Ne kadar ilginç değil mi?

Çünkü yirmi yılı aşkın zaman sonra bile yanıtını aradığımız en önemli sorulardan biri bu.

2005’te “bilgi bombardımanı”ndan endişe etmişiz.

Bugün elimizde bilgi bombardımanından daha fazlası var.

Dezenformasyon…

Manipülasyon…

Deepfake görüntüler…

Algoritmik seçicilik…

Yankı odaları…

Sponsorlu içerikler…

Influencer ve içerik üreticisi haberciliği…

Yapay zekâ tarafından üretilmiş görüntüler, sesler ve metinler…

2026 Digital News Report’ta katılımcıların yüzde 62’si internette neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etme konusunda kaygı duyduğunu söylüyor.

Aynı araştırmada genel haber güveni yüzde 37 düzeyinde. Sosyal medyadaki haberlere güven yüzde 22, yapay zekâ sohbet araçlarından alınan haberlere güven ise yüzde 20 seviyesinde.

Demek ki teknoloji konusunda pek çok şeyi öngörmüşüz.

Ama belki de asıl mesele teknoloji değilmiş.

Mesele, o zaman da olduğu gibi insanmış…


TEKNOLOJİ DEĞİŞTİ, TEMEL SORU DEĞİŞMEDİ

2005’te geleceğin medyasını konuşurken daha küçük, daha hızlı ve daha güçlü cihazlar hayal etmişiz.

Evet, bunlar gerçekleşti.

Kişiye özel medya düşünmüşüz.

Bu da gerçekleşti.

İstediğimiz içeriği istediğimiz zaman izleyebileceğimiz bir televizyon hayal etmişiz.

O da artık bir gerçek.

Gazete, radyo, televizyon ve internetin tek bir cihazda birleşeceğini konuşmuşuz.

Belki şu anda bu yazıyı da öyle bir cihazdan okuyorsunuz.

Bu da gerçekleşti.

Ama bugün dönüp baktığımda geleceğin medyasına ilişkin en önemli soruların cihazlarla ilgili olmadığını görüyorum.

Şimdiki sorularımız başka:

Bu kadar çok bilgi içinde doğruyu nasıl bulacağız?

Kime güveneceğiz?

Gazeteciyi diğer içerik üreticilerinden ayıran şey ne olacak?

Algoritmalar bizim yerimize neyi bilmemiz gerektiğine karar verirken gündemimizi kim belirleyecek?

Yapay zekâ haber üretmeye başladığında gazetecinin asli görevi ne olacak?

Sanıyorum geleceğin gazeteciliğini de teknolojiden çok, bu sorulara vereceğimiz cevaplar belirleyecek.


SON SÖZ

Bu yazıda, 12 Aralık 2005 tarihinde Dördüncü Kuvvet Medya adlı internet sitesinde “Yarın Nasıl Bir Medya Olacak?” başlığıyla yayımladığım yazıyı yeniden ele aldım.

Dünden bugüne ne değişti, ne değişmedi, biraz ona bakmak istedim.

2005 yılındaki dersin sonunda saat dolmuş.

Hava kararmaya başlamış.

Ben de yazıyı eski bir sözle bitirmişim:

“Yarın ola, hayır ola…”

Yirmi yılı aşkın zaman sonra yeniden baktığımda görüyorum ki o gün konuştuğumuz “yarın”ın önemli bir kısmı bugün olmuş.

Şimdi ise başka bir “yarın”ın eşiğindeyiz.

Yapay zekâ, algoritmalar ve yeni platformlar medyayı yeniden şekillendiriyor.

Teknoloji değişse de doğru habere, güvenilir bilgiye ve onu sorgulayıp doğrulayacak gazeteciliğe duyduğumuz ihtiyaç değişmiyor.

Yirmi yıl önce nasıl bitirmişsem bugün de aynı sözle bitireyim:

Yarın ola, hayır ola…


Prof. Dr. Erkan Yüksel

17.10.2026



Yorum Gönder

Görüş, katkı ve sorularınızı paylaşabilirsiniz. Yorumlar, nezaket ve içerik bütünlüğünü korumak amacıyla onaylandıktan sonra yayımlanır.

Popüler İçerikler

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org