Sayfalar

Okullarımızı Şiddetten Nasıl Koruyacağız?

2000’li yılların başlarıydı. Bir gün aracımı servise bakım için vermiştim. Bir hocamız, “Ben seni çarşıya bırakayım” dedi. Hocamızın bir oğlu kreşte, diğeri ilkokulda öğrenciydi. Kampüste uğrayıp onları aldık. Sonra hocamız, “Şu fırından da iki ekmek alayım” diyerek arabayı yol kenarına park etti. Ben ön koltukta, çocuklar arka koltukta yalnız kaldık. Baktım çocuklar kendi aralarında kavga gürültü ediyor, birbirleriyle boğuşuyorlar. Belki konu değişir diye sordum:

“Büyüyünce ne olacaksınız?”

Biraz soluklanır gibi oldular. Büyük olan, “Ben Polat Alemdar olacağım, bu da Memati” dedi. Sonra yeniden boğuşmaya başladılar.

Daha iyi iletişim ve daha iyi ilişkiler için ‘insanları okumak’ mümkün mü?


Bu yazıda, önce kendimizi tanımanın, sonra başkalarını anlamanın önemini ve iletişim tarzlarımızın ilişkilerimize etkisini ele alıyorum.

Bazen birini görür ve ilk birkaç dakikada yakınlık kurarız. Onu anlamak ve onunla anlaşmak için fazla çabalamaya ihtiyaç duymayız. Bazen de tam tersi olur. Daha ortada hiç bir şey yokken bir huzursuzluk çöker; sesinden, sözünden, üslubundan hatta sessizliğinden bile rahatsız oluruz. Sonra küçük meseleler bile büyük sorunlara dönüşür; biz de söylenip dururuz: Niye bir türlü anlaşamıyoruz?

İnsan, Anladığı ve Anlaşıldığı İnsanla Çiçek Açar

“İnsan, anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar” düşüncesinden hareketle, Anadolu Üniversitesi'nde fakülte sekreterleri ve şube müdürlerine yönelik gerçekleştirdiğim seminer üzerinden etkili iletişimin kurumsal yaşam için neden vazgeçilmez olduğunu ele aldım.


"Her insan biraz çiçek gibidir. Nasıl ki farklı çiçeklerin güneşle, suyla, toprakla ve havayla kurduğu ilişki aynı değilse, insanların da hayalleri, ihtiyaçları, beklentileri ve
duygusal hassasiyetleri birbirinden farklıdır."

Kendinizi ve Başkalarını Tanımaya Hazır mısınız? İletişim ve Davranış Tarzları Testine Katılın



NEDEN bazı insanlarla tek kelime etmeden anlaşırken, bazılarıyla sürekli "frekans hatası" yaşıyoruz? 

İş hayatında neden bazıları sonuca odaklanırken, bazıları sadece sürece ve ilişkilere önem veriyor?

Bu test, bir "etiketleme" aracı değil; sizin ve çevrenizdekilerin dünyayı hangi pencereden gördüğünü anlamanızı sağlayacak bir farkındalık haritasıdır.

Çok Yönlü Profil: İletişimin "Prizma" Etkisi


Çok yönlü profil, ayrı bir kişilik türü olmaktan çok; birden fazla eğilimin kişide birbirine yakın düzeyde bulunduğunu gösteren yorumlayıcı bir sonuçtur. Bu profil, aslında en "erdemli" ve esnek olmaya aday, ancak içsel çatışması da en yüksek olan profildir. Akademik dilde buna "Durumsal Esneklik" veya "Yüksek Uyumluluk", yaşam koçluğu dilinde ise "Denge Arayışı" diyoruz.

Genel olarak birinci ve ikinci profil arasındaki fark %10’dan azsa “çok yönlü eğilim” sizin için geçerli olabilir. Buna karşılık fark daha açıksa, ilk sırada yer alan profilin daha baskın olduğu düşünülebilir.

🌈 Çok Yönlü Profil: Prizma (Tüm Renkler / Işık)

Her durumun bir rengi, her insanın bir dili vardır. Sen hepsini bir ahenkle yansıtabilen bir denge insanısın.

  • Neden? Prizma, esnekliği ve dengeyi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; durumsal zekalarıyla çatışmaları çözebilir, ekipler arası köprü kurabilir ve her ortamda "dengeleyici güç" olabilirler.

  • Mottosu: "Erdem, hangi durumda hangi tarzı kullanman gerektiğini bilmektir."

  • Senin Tarzın: Koşullara göre şekil alabilen bir "Usta Sentezleyici" veya her enstrümana hakim bir "Orkestra Şefi".

  • Güçlü Yanın: Tek bir kalıba sığmıyorsun. Gerektiğinde bir Sürücü gibi kararlı, bir Analitik gibi titiz, bazen bir Dostçul gibi şefkatli, bazen de bir Ekspresif gibi ilham vericisin. Bu çok yönlülük, seni her türlü karmaşanın doğal "çözüm merkezi" yapıyor.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bu kadar çok role bürünmek seni yoruyor olabilir mi? Başkalarına ve durumlara uyum sağlama yeteneğini kullanırken, kendi "öz sesini" ve ihtiyaçlarını duymayı ihmal etme. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine, hangi tarzı ne zaman kullanacağını bilinçli bir seçim (hikmet) haline getir. Bu hafta, dış etkilerden uzaklaşıp sadece kendi değerlerinle baş başa kalmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde "Yüksek Öz-Denetim" (High Self-Monitoring) ve "Durumsal Liderlik" olarak tanımlanan bu yetenek, sosyal zekanın (SQ) en ileri aşamalarından biridir. Öz-farkındalık ve değerler üzerine yapacağın okumalar, bu adaptasyon gücünü kalıcı, etik ve saygın bir liderlik başarısına dönüştürecektir.


Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?


Küçük Prens’in hikâyesi, bana sevgi, emek, iletişim ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi hatırlattı. Birini özel yapan şeyin kusursuzluğu değil, onunla kurulan bağ olduğunu belki de en iyi bu küçük hikâye anlatıyor.

Küçük Prens’i okudunuz mu?

Geçenlerde bizim evde bu kitabın üç farklı nüshasının olduğunu fark ettim. İlginçtir, bunca zamandır elime almış ama birini bile sonuna kadar okumamıştım. Sonra merak ettim, başladım. Okudukça da durup düşündüm: Sevmek nedir, uzaklaşmak nedir, anlamak neden bu kadar zor, ilişkiler neden bu kadar çabuk yoruluyor? Küçük bir çocuk kitabı diye başladığım hikâyede kendimi; çağımızı, ilişkilerimizi ve sevgilerimizi sorgularken buldum.

İletişim Nedir ya da Biz Neyi Eksik Öğrendik?


İlkokulda bize çok şey öğrettiler.

Yazı yazmayı, kitap okumayı, hesap yapmayı, defter kullanmayı, sıraya girmeyi, öğretmen konuşurken susmayı mesela…

Peki bu arada, acaba atlanan bir şey oldu mu?

Kendimizi nasıl tanıyacağımızı, duygularımızı nasıl fark edeceğimizi, kendimizi nasıl anlatacağımızı, başkalarını nasıl anlayacağımızı, nasıl iletişim ve ilişki kuracağımızı bize kim öğretti?

Kırıldığımızda ne diyeceğimizi, kızdığımızda nasıl konuşacağımızı, birini gerçekten nasıl dinleyeceğimizi, “benim canım yandı” demenin yolunu, karşımızdakini ezmeden kendimizi nasıl ifade edeceğimizi, susmanın bile bazen bir mesaj taşıdığını bize anlatan oldu mu?

Yani okuma yazmayı öğrendik; ama insan okuma, insanla anlaşma ve ilişki kurma konusunda çoğumuz “alaylı” kalmadık mı?

Belki de bugün evde, okulda, iş yerinde, trafikte, sosyal medyada bu kadar çok konuşup bu kadar az anlaşabilmemizin nedeni biraz da budur. Medyada gördüğümüz öfkenin, tahammülsüzlüğün, şiddetin, cinnetin arkasında biraz da iletişim eksikliğinin izi yok mudur?

Popüler İçerikler

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org