Sabahları televizyon izleme şansım neredeyse hiç olmuyor. Gün, dersler, yazılar, toplantılar… Bir bakmışım akşam olmuş. Ama bugün, gündemdeki konularla ilgili olarak eşim “Bir bak, Hakan Ural’ın yorumları çok yerinde” deyince merak ettim. Kanal D’deki Neler Oluyor Hayatta programını geriye alıp izledim. Üçüncü sayfa haberleri ya da “marazi” diye etiketlediğimiz olayları konuşurlarken Ural’ın bir cümlesi bende bu yazının kıvılcımını çaktı:
“Artık her
şey yozlaştı… Her konuyu insanın yozlaşık olduğunu bilerek değerlendirelim.”
Sert bir
cümle. Hatta biraz “düşürücü” bir cümle. İnsan, böyle bir cümleyi duyunca ya
savunmaya geçiyor ya da içinden “Evet, galiba haklı” deyip bir tür yorgun
kabullenişe kayıyor. Ben ikisinin ortasında kaldım. Çünkü uzun süredir ana
haber bültenlerinde bu tür olayları özellikle izlemiyordum. Toplumun “bu kadar”
yozlaştığı tespiti bana ağır geliyordu. Çoğu kişinin yaptığı gibi, belki de
görmezden gelmeyi tercih ediyordum.
Ama bugün
izlediklerim şunu düşündürdü: Biz neyi konuşuyoruz? Sadece olayları mı, yoksa
bir “yeni normal”i mi?




