Sayfalar

Dışadönük Profil: İletişimin "Tavus Kuşu" Coşkusu


Bu profile yakın kişiler genellikle enerjik, görünür, konuşkan ve hareketli bir iletişim tarzına sahiptir.

🦚 Dışadönük: Tavus Kuşu (Sarı / Su)

Görünürlüğün, sosyal enerjinin ve renklerin sembolüdür.

  • Neden? Tavus kuşu görünürlüğü, sosyal enerjiyi ve renkleri sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; tıpkı coşkulu bir su gibi girdikleri ortamı canlandırır, ilham verir ve ekiplerin "motivasyon kaynağı" olurlar.

  • Mottosu: Hayat paylaştıkça güzelleşir, heyecan bulaşıcıdır.

  • Senin Tarzın: İlham veren bir vizyoner, enerjik bir anlatıcı ve sosyal ortamların en renkli yüzü.

  • Güçlü Yanın: İnsanları bir ideal etrafında toplama ve en gri günleri bile renklendirme yeteneğin takdire şayan. Girdiğin her ortama kolayca adapte olur, yaratıcılığın ve iyimserliğinle çevrendekilere neşe aşılarsın.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Parlak fikirlerin çokluğu, coşkun bir nehir gibi bazen yatağından taşmana ve başladığın işi bitirmeden dağılmana neden olabilir mi? Ayrıca ilgi odağı olma ihtiyacın, başkalarının sessiz çığlıklarını duymanı zorlaştırabilir. Bu hafta, bir sohbette sadece 10 dakika boyunca soru soran ve tamamen "dinleyen" taraf olmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Retorik, iletişim ve ikna kabiliyeti en yüksek profildir. Ancak "dağınık dikkat" sendromuna karşı odaklanma teknikleri üzerine çalışmak, bu muazzam potansiyeli somut başarılara dönüştürmeni sağlar.


Yönlendirici Profil: İletişimin "Aslan" Kararlılığı

Bu profile yakın kişiler daha net, doğrudan, sonuç odaklı ve kontrol duygusu yüksek bir iletişim tarzı gösterebilir.

🦁 Yönlendirici: Aslan (Kırmızı / Ateş)

Gücün, hızın ve otoritenin sembolüdür.

  • Neden? Aslan cesareti, gücü ve doğal liderliği sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; kriz anlarında sorumluluk alır, engelleri yıkar ve grupları hedefe doğru kararlılıkla sürükleyen "itici güç" olurlar.

  • Mottosu: Kararlılık güçtür, sonuç esastır.

  • Senin Tarzın: Dinamik bir lider, cesur bir uygulayıcı ve doğal bir öncü.

  • Güçlü Yanın: Hedeflerine ulaşma konusundaki sarsılmaz iraden ve kriz anlarında inisiyatif alma becerin eşsiz. Başkalarının takılıp kaldığı engelleri sen birer basamak olarak görür, karmaşık durumları hızla çözerek eyleme geçersin.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Hedefe koşarken ulaştığın yüksek hız, bazen yol arkadaşlarının yorulmasına veya duygusal ihtiyaçlarının gözden kaçmasına neden olabilir mi? "Hızlı bitirmek" yerine, süreci "birlikte inşa etmeyi" önceliğine alabilir misin? Bu hafta, bir karar almadan önce en az iki kişinin fikrini sormayı ve sadece dinlemeyi dene. Empati liderliğini zayıflatmaz, taçlandırır.

  • Akademik Perspektif: Örgütsel davranış literatüründe bu profil, "kriz yönetimi" ve "stratejik vizyon" kapasitesi en yüksek gruptur. Ancak güç zehirlenmesi riskine karşı Hizmetkar Liderlik (Servant Leadership) kuramlarını incelemen, etki alanını kalıcı bir saygınlığa dönüştürecektir.


Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?


Küçük Prens’in hikâyesi, bana sevgi, emek, iletişim ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi hatırlattı. Birini özel yapan şeyin kusursuzluğu değil, onunla kurulan bağ olduğunu belki de en iyi bu küçük hikâye anlatıyor.

Küçük Prens’i okudunuz mu?

Geçenlerde bizim evde bu kitabın üç farklı nüshasının olduğunu fark ettim. İlginçtir, bunca zamandır elime almış ama birini bile sonuna kadar okumamıştım. Sonra merak ettim, başladım. Okudukça da durup düşündüm: Sevmek nedir, uzaklaşmak nedir, anlamak neden bu kadar zor, ilişkiler neden bu kadar çabuk yoruluyor? Küçük bir çocuk kitabı diye başladığım hikâyede kendimi; çağımızı, ilişkilerimizi ve sevgilerimizi sorgularken buldum.

İletişim Nedir ya da Biz Neyi Eksik Öğrendik?


İlkokulda bize çok şey öğrettiler.

Yazı yazmayı, kitap okumayı, hesap yapmayı, defter kullanmayı, sıraya girmeyi, öğretmen konuşurken susmayı mesela…

Peki bu arada, acaba atlanan bir şey oldu mu?

Kendimizi nasıl tanıyacağımızı, duygularımızı nasıl fark edeceğimizi, kendimizi nasıl anlatacağımızı, başkalarını nasıl anlayacağımızı, nasıl iletişim ve ilişki kuracağımızı bize kim öğretti?

Kırıldığımızda ne diyeceğimizi, kızdığımızda nasıl konuşacağımızı, birini gerçekten nasıl dinleyeceğimizi, “benim canım yandı” demenin yolunu, karşımızdakini ezmeden kendimizi nasıl ifade edeceğimizi, susmanın bile bazen bir mesaj taşıdığını bize anlatan oldu mu?

Yani okuma yazmayı öğrendik; ama insan okuma, insanla anlaşma ve ilişki kurma konusunda çoğumuz “alaylı” kalmadık mı?

Belki de bugün evde, okulda, iş yerinde, trafikte, sosyal medyada bu kadar çok konuşup bu kadar az anlaşabilmemizin nedeni biraz da budur. Medyada gördüğümüz öfkenin, tahammülsüzlüğün, şiddetin, cinnetin arkasında biraz da iletişim eksikliğinin izi yok mudur?

“Zalimin Zulmü Varsa Garibin Allah’ı Var” mı?

Rivayet odur ki, zamanın birinde bir derviş berbere gitmiş.

“Vur usturayı berber efendi,” demiş. Saçlarını kazıtmak istemiş.
Berber de başlamış tıraşa.

Tam tıraşın ortasındaymış ki kapıdan içeri, tüm heybetiyle, gürültüsüyle bir kabadayı girmiş. Doğruca yürümüş, dervişin usturaya vurulan başına bir şaplak indirip şöyle bağırmış:

“Çekil bakalım kabak efendi, sana yeter bu kadar.”

Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?

Fıkrayı bilirsiniz; ama ben bugünlük biraz değiştireyim.

Efendim… bunu Nasreddin Hoca’ya “yakıştırmak” için değil; bugün ekranlarda sık gördüğümüz o çocuk modunu daha görünür kılmak için yapıyorum.

Tarlada çalışırken davul sesini duyan Nasreddin Hoca, düğün evine gider ama kimse ona “buyur” etmez.
Bunun üzerine Hoca öfkelenir, etrafına bağırıp çağırmaya başlar: “Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?” diye haykırır.
Etraftan biri “Ayıp oluyor ama Hocam…” diyecek olur; o da ağzının payını alır.
Düğünün keyfi kaçar. Hoca küser ve söylene söylene evine gider.

Liselilerle Bir Söyleşi: Medya Dedektifliği Yapmak İster Misiniz?

Eskişehir Bahçeşehir Koleji'nde “Meslek Uzmanları ile Kariyer Söyleşileri” kapsamında lise öğrencileriyle çok keyifli ve gerçekten “canlı” bir buluşma gerçekleştirdik: Medya Dedektifliği.

Başlık ilginç değil mi?

Bazen bir kavramın kendisi bile insanı düşünmeye çağırıyor. 

“Dedektiflik” deyince akla suç, gizem, ipuçları geliyor. Oysa bugün, sosyal medyada ve gündelik hayatta karşımıza çıkan içerikler için de benzer bir şeye ihtiyacımız var: İpucu toplamak, kanıt aramak, kaynak sorgulamak ve acele karar vermemek.


Popüler Yayınlar

© Prof. Dr. Erkan Yüksel | www.erkanyuksel.org