LÖSEV’in nasıl bir gönüllü topluluk olduğunu, LÖSEV ve kanser h
akkında doğru bildiğimiz yanlışları, gönüllülük faaliyetleriyle bir can’a dokunmanın değerini, topluma katkı sunmanın önemini ve insana yaşattığı mutluluğu dile getirdiler.
LÖSEV’in nasıl bir gönüllü topluluk olduğunu, LÖSEV ve kanser h
akkında doğru bildiğimiz yanlışları, gönüllülük faaliyetleriyle bir can’a dokunmanın değerini, topluma katkı sunmanın önemini ve insana yaşattığı mutluluğu dile getirdiler.
Kendinizi ne kadar şanslı hissediyorsunuz?
Ne kadar şanslı olduğunuzu değerlendirecek olsanız, kendinize 10 üzerinden kaç
verirdiniz?
Bu yazıda şans, kader ve
tercihlerimiz üzerinde durmak istiyorum.
Yukarıdaki soruya verdiğiniz yanıtı aklınızda tutun ve yazıyı öyle okuyun…
Bir çocuk için bu masal biraz korkutucu; bir yetişkin içinse oldukça düşündürücüdür.
Peki, günümüzün fareleri, kavalı, kavalcısı, köylüleri ve çocukları ne ya da kimler? Hiç düşündünüz mü?
Yakın zamanda bir restorana ya da kafeye gittiniz mi?
Çoğumuzun artık dikkatini bile çekmiyor; hatta fark etmiyoruz. Mekâna orta
kapıdan giriliyor; sağ taraf sigara içilen, sol taraf içilmeyen bölüm… Veya ön
taraf sigaralı, arka taraf dumansız. İki bölümü birbirinden ayıran herhangi bir
bölme yok. Camlı bir bölme varsa da aradaki kapılar ardına kadar açık.
Hayatında hiç sigara içmeyen biri
olarak böyle bir mekâna girdiğimde (ki genellikle girmemeyi tercih etsem de),
her ne kadar sigarasız bölüme otursam da bir süre sonra aldığım nefeste
rahatsızlık hissetmeye başlıyorum.
İşte böyle mekânlardan birinde geçen
gün garsona şaka yollu sordum:
“Evli misin, çoluk çocuk var mı? Evde sigara içiyor musun?”
“Evet,” dedi.
“Nerede içiyorsun?”
“Evde.”
“Evin neresinde?”
“Balkonda.”
“Peki burada niye bu kural yok?”
Kısık sesle fısıldadı: “Patron…”
Nasreddin Hoca’nın “Ye kürküm ye”
fıkrasını bilirsiniz. Hoca, tarladan çıkıp düğün evine gider, kimse yüzüne
bakmaz. Eve gidip kürkünü giyer gelir, herkes sofrasına ‘buyur’ eder. Hoca da ‘rağbet
kürke’ diye hayıflanır.
Bu nükteli hikâye bize, insanların
dış görünüşe verdiği önemi anlatır. Etkili İletişim Teknikleri dersinde bunu
söyler ve sorarım:
Peki, burada Hoca haklı mı; haksız
mı? Nerede doğru, nerede yanlış?
Dün Ankara Elmadağ’da, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Şehit Mustafa Büyükpoyraz Koruma Eğitim Akademisi’nde; Türkiye’nin dört bir yanından gelen narkotik birimlerinin temsilcileriyle bir araya geldim. "Narkorehber Eğitimcilerinin Eğitimi" programında “Etkili Sunum Teknikleri” başlıklı bir eğitim verdim.
Adnan Oktar’ın “kedicikleri”ni hatırlarsınız. Hepsi birbirine benzeyen kadınlar, kimilerine göre birer estetik “harikasıydı.”
Fark ettiniz mi bilmem ama son zamanlarda televizyon ekranlarında, sokakta ya da AVM’lerde gördüğümüz birçok kadın aynı şekilde birbirine benzemeye başladı. Saçlar, kaşlar, kirpikler, elmacık kemikleri, burunlar, dudaklar, dişler, tırnaklar tek bir elden çıkmış gibi.
Kıyafet modası gibi yüzün de modası mı oluşmaya başladı diye düşünüyor insan.
Hayır, sadece kadınlar değil elbette. Erkeklerde de durum farklı değil. Saç ektirmek artık sıradanlaştı. Ama orada da bitmiyor. Kaş, saç, sakal, tırnak derken erkek kuaförlerinin önü yüzleri maskeli gençlerle dolmaya başladı. Erkekler için de kremler, bakımlar, enjeksiyonlar söz konusu.
Kısacası bir güzellik, bakım ve estetik çılgınlığı yaşıyor gibiyiz. Sağlık programı adı altında ekranlarda en çok bu konuşuluyor: “mucize bakım kürleri”, “sihirli dokunuşlar”, “minik dolgular”, “gençlik aşıları”, “parlak ciltler”…
Neticeyi de Instagram üzerinden görmek mümkün. Sosyal medya, adeta “pazarın” vitrini…