Eskişehir Bahçeşehir Koleji'nde “Meslek Uzmanları ile Kariyer Söyleşileri” kapsamında lise öğrencileriyle çok keyifli ve gerçekten “canlı” bir buluşma gerçekleştirdik: Medya Dedektifliği.
Başlık ilginç değil mi?
Bazen bir kavramın kendisi bile insanı düşünmeye çağırıyor.
“Dedektiflik” deyince akla suç, gizem, ipuçları geliyor. Oysa bugün, sosyal medyada ve gündelik hayatta karşımıza çıkan içerikler için de benzer bir şeye ihtiyacımız var: İpucu toplamak, kanıt aramak, kaynak sorgulamak ve acele karar vermemek.
Sunum değil, küçük bir atölye-show...
Bu buluşmayı en baştan “klasik bir sunum” gibi değil, 45 dakikalık mini bir atölye-show gibi tasarladım. Çünkü özellikle lise çağında dinleyici olmak kolay; ama katılımcı olmak daha öğretici.
Telefonların okulda kullanılmıyor olması da bence avantajdı: dikkatimiz bölünmedi, göz göze geldik, konuşabildik, tartışabildik.
Söyleşinin ilk kısmında biraz “insan tarafına” dokundum. Her zaman olduğu gibi "En büyük hayaliniz nedir?" sorusuyla başladım.
Ardından kendi öğrencilik yıllarımdan, o yıllardaki hayallerimden, tercihlerimden, deneyimlerimden, edindiğim tecrübelerden söz ettim.
Sonra sohbete koyulduk. "İletişim ve medya" sorularıyla devam ettik.
Önce kendini, sonra çevreni ve başkalarını, sonra da medyayı anlamanın ne demek olduğunu konuştuk.
Ardından hafif bir ısınma yaptık:
Benin çok sevdiğim "Sağ beyin–sol beyin mini testi" onların da büyük ilgisini çekti. El kaldırarak cevaplanan sorular, gençlerin enerjisini yükseltti.
Bu tür başlangıçlar, hem buzları eritiyor hem de öğrencilerin dikkatini çekerek aktif katılımlarını sağlıyor.
Asıl mesele: Medya ve sosyal medyada dedektiflik
"Medya Dedektifliği" kısmında temel sorumuz şuydu:
📌 Sosyal medyada gördüğümüz içerikler bize bilgi mi veriyor, duygu mu üretiyor, yoksa bizi bir yere mi yönlendiriyor?
Bu soru aslında her şeyi toparlıyor. Çünkü sosyal medya çoğu zaman içerikten çok tepki üretmeye çalışıyor. Tepki ürettiğinde de hız devreye giriyor. Hız devreye girdiğinde kontrol düşüyor. Kontrol düştüğünde yanlış bilgi büyüyor, yanlış kararlar çoğalıyor, hatta bazen ilişkiler zedeleniyor.
Bu yüzden söyleşinin omurgasını, liseli gençlerin zihninde kalacak kadar basit ama etkisi büyük şu üç soruya oturttuk:
🔎 Kim söylüyor?
🔎 Hangi kanıtla?
🔎 Benden ne istiyor?
Bu üç soru, medya içerikleri karşısında bir “dedektif refleksi” üretiyor.
Medyada bir içerik gördüğümüzde, beynimiz otomatik olarak inanma/tepki verme/yorum yapma eğiliminde iken bu üç soru bu refleksi biraz yavaşlatıyor:
"Bir saniye... önce şu soruları soralım..."
Oyunlaştırma: Öğrenciyi sahneye çıkaran yöntem
Söyleşide en çok sevdiğim kısım, öğrencilerin uygulamalı sorulara el kaldırarak yanıt vermeleriydi. Hem de harikaydılar; çünkü neredeyse hepsini büyük bir içtenlikle doğru şekilde yanıtladılar.
Aslında burada önemli olan örnek haber ya da paylaşımlara verilen doğru ya da yanlış yanıtlardan çok medya dedektifliğinin mantığını kavramaktı. Öğrencilerin karşılaştıkları içerikler üzerinden soru sormalarını sağlamaktı.
Örneğin şu uygulamaları yaptık:
✅ Haber mi / yorum mu / reklam mı?
Bir cümleyi gördüğümüzde, bu cümlenin bize doğrulanabilir bilgi mi verdiğini, yoksa kanaat mi taşıdığını, ya da bizi ikna etmeye mi çalıştığını sınıfça ayırt etmeye çalıştık.
Özellikle “örtülü reklam” örnekleri liseliler için çok öğretici oluyor; çünkü reklam artık “reklam gibi” görünmüyor. Bazen haber gibi, bazen samimi bir tavsiye gibi, bazen de influencer diliyle geliyor.
✅ Yanıltıcı içerik türleri:
Tık tuzağı (clickbait), yanlış bağlam, kırpma/eksik alıntı, sahte otorite, sahte hesap, dolandırıcılık…
Bu türleri “ezber listesi” gibi değil, örnekler üzerinden “türünü bul” oyunu olarak çalıştık. Bir örnek veriyorum, sınıf el kaldırıyor: “Bu hangi tür?” Sonra ikinci soru geliyor: “Hangi kırmızı bayrak var?”
İşte o an, öğrencilerin zihninde teori değil refleks oluşuyor.
✅ Paylaşmadan önce 20 saniye kuralı: Dur-düşün-kontrol et
Bu, günün en pratik çıktısıydı.
İçerik gördüğümüzde “hemen paylaş” yerine 20 saniye durup şu üç soruyu sormak gerekiyor:
(1) Kim söylüyor? (2) Kanıt ne? (3) Benden ne istiyor?
Kısa ama etkili.
Bir “zihin emniyet kemeri” gibi.
Haberin etkisi: Dalga dalga yayılan şey sadece bilgi değil
Haberler ve sosyal medya içerikleri yalnızca bilgi taşımaz; aynı zamanda etki üretir.
Bazen panik üretir.
Bazen öfke üretir.
Bazen bir kişiyi hedefe koyar, bir grubu etiketler, bir sınıfta gereksiz gerilim çıkarır.
Bazen de “ben bunu gördüm, demek gerçek” yanılsamasıyla yanlış kararlar aldırır.
Bu yüzden medya okuryazarlığı sadece “yalanı yakalamak” değil; aynı zamanda sorumluluk meselesidir. Çünkü paylaştığımız her şey, bizimle sınırlı kalmaz. Dalga dalga büyür.
Medyada gördüğümüz her şey doğru olmayabilir; tamamen yanlış da olmayabilir.
En güzel taraf: Liseli gençlerin enerjisi
Söyleşinin en güzel tarafı, liseli gençlerin hızlı cevabı, aktif katılımı ve enerjisiydi. Bir noktadan sonra “hocam bu tık tuzağı!” diye reflekslerin devreye girdiğini görmek gerçekten iyi geldi.
Çıkışta, koridorda "kim sağ, kim sol beyin" tartışması vardı.
Bir de onlara ödev verdim: "Araştırın bakalım, bu söylediklerim ne kadar doğru, ne kadar bilimsel, ne kadar geçerli?"
Teşekkür
Bu buluşmayı mümkün kılan Eskişehir Bahçeşehir Koleji yönetimine, Müdür Yardımcısı Semih Göktekin'e ve tüm kıymetli öğretmenlerimize teşekkür ediyorum.
Ayrıca merakı, dikkati, katılımı ve enerjisiyle sınıfı “canlı bir laboratuvara” çeviren sevgili gençlere gönülden teşekkür ediyorum.
Derslerinde ve geleceklerinde başarılar diliyorum. 🌿
Bu arada, kendi okulunda benzer bir etkinlik yapmak isteyen öğretmen arkadaşlar olursa, içerik akışını ve örnek uygulama setlerini memnuniyetle paylaşırım. Davet ederseniz de uygun bir zaman ayarlayabilirsek gelirim.
Medya dedektifliği yapmaya ne dersiniz?
Prof. Dr. Erkan Yüksel
24.02.2026, Salı