Rivayet odur ki, zamanın birinde bir derviş berbere gitmiş.
“Vur usturayı berber efendi,” demiş. Saçlarını kazıtmak istemiş.
Berber de başlamış tıraşa.
Tam tıraşın ortasındaymış ki kapıdan içeri, tüm heybetiyle, gürültüsüyle bir kabadayı girmiş. Doğruca yürümüş, dervişin usturaya vurulan başına bir şaplak indirip şöyle bağırmış:
“Çekil bakalım kabak efendi, sana yeter bu kadar.”
Berber susmuş.
Ustura kesmez olmuş.
Duvarlar bile çıt çıkarmamış.
Derviş yavaşça yerinden kalkıp arka taraftaki tabureye ilişmiş. Kabadayı tıraş koltuğuna kurulmuş.
Tıraş başlamış ama kabadayının ağzı hiç durmamış. Dervişe laf sokup durmuş. Aşağıladıkça aşağılamış, küçümsedikçe küçümsemiş.
'Kabak aşağı, kabak yukarı, kel, keltoş' diye alay etmiş.
Derviş biraz üzgün, biraz mahzun, biraz kırgın, yine de hiç ses çıkarmamış.
Derken kabadayının tıraşı bitmiş. Kalkmış koltuktan, çıkmış dükkândan. Daha birkaç adım atmış ki, yokuştan boşanmış bir at arabası gümbür gümbür gelip arkadan çarpmış kabadayıya…
Az önce dükkânı dolduran o heybet, bir anda sönüvermiş. Boyluboyunca, yüzükoyun serilivermiş kanlar içinde yola...
Toplanan kalabalığın arasından berber, kabadayının öldüğünü anlayınca, dönmüş dervişe ve sormuş:
“Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?”
Derviş demiş ki; “Vallahi ben gücenmedim. Hakkımı da helâl etmiştim. Ancak her kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş belli ki…”
HER ŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR
Sosyal medyada özetleyerek okuduğum bu rivayetin sonunda şu dizeler de yer alıyordu:
Olsun be aldırma Yaradan yardır.
Sanma ki zalimin ettiği kârdır.
Mazlumun ahı indirir şâhı.
Her şeyin bir vakti vardır. *
Şimdi de aklıma eski bir şarkıdan anımsadığım şu cümle geliyor:
“Zalimin zulmü varsa garibin Allah’ı var…”
Bu söz sanırım boşuna yer etmemiş halkın hafızasında. Çünkü insanlık tarihi biraz da aynı hikâyenin tekrarından ibaret değil mi?
Kimi zaman gücüne, makamına, sesinin yüksekliğine güvenenler çıkar. Karşısındakini ezer, küçümser, incitir. Bunu da marifet sayar.
Oysa asıl ölçü orada belli olur: Bir insan, kendinden zayıf olana nasıl davranır?
Ne demiş Yunus Emre:
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil.
Ne kadar sade, ne kadar derin bir ölçü…
Demek ki asıl mesele bir gönlü incitip incitmemektir.
Belki de her zalimin bir sonu vardır derken anlatılmak istenen tam da budur.
Kibirle, kabalıkla, korkutmayla kurulan saltanatın ömrü uzun olmaz.
İnsanı ayakta tutan şey korku salması değil, gönül alabilmesidir. Ve bu durum yalnızca kişiler için değil; topluluklar, toplumlar, hatta ülkeler için de geçerlidir.
SON SÖZ
Gönül kırmak kolaydır; bir sözle, bir bakışla, bir hoyratlıkla olur. Ama gönül yapmak emek ister, incelik ister, insanlık ister. Belki de tarih, en çok bu yüzden zalimi değil; insan olmayı bilenleri saygıyla hatırlar.
Ne dersiniz?
Prof. Dr. Erkan Yüksel
* Bu dizeler kimi paylaşımlarda Yunus Emre’ye aitmiş gibi sunulmaktadır. Oysa biraz araştırınca bunun Uğur Işılak’ın şiirinden bir alıntı olduğu anlaşılmaktadır.
**
09.03.2026 tarihinde şurada da yayınlanmıştır:
https://www.akademikakil.com/zalimin-zulmu-varsa-garibin-allahi-var-mi/erkanyuksel/