İnsan, Anladığı ve Anlaşıldığı İnsanla Çiçek Açar

“İnsan, anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar” düşüncesinden hareketle, Anadolu Üniversitesi'nde fakülte sekreterleri ve şube müdürlerine yönelik gerçekleştirdiğim seminer üzerinden etkili iletişimin kurumsal yaşam için neden vazgeçilmez olduğunu ele aldım.


"Her insan biraz çiçek gibidir. Nasıl ki farklı çiçeklerin güneşle, suyla, toprakla ve havayla kurduğu ilişki aynı değilse, insanların da hayalleri, ihtiyaçları, beklentileri ve
duygusal hassasiyetleri birbirinden farklıdır."

Kendinizi ve Başkalarını Tanımaya Hazır mısınız? Davranış Tarzları Testine Katılın



NEDEN bazı insanlarla tek kelime etmeden anlaşırken, bazılarıyla sürekli "frekans hatası" yaşıyoruz? 

İş hayatında neden bazıları sonuca odaklanırken, bazıları sadece sürece ve ilişkilere önem veriyor?

Bu test, bir "etiketleme" aracı değil; sizin ve çevrenizdekilerin dünyayı hangi pencereden gördüğünü anlamanızı sağlayacak bir farkındalık haritasıdır.

🌿 İnsan, kendini tanıdığı kadar özgürdür.


Çok Yönlü Profil: İletişimin "Prizma" Etkisi


Çok yönlü profil, ayrı bir kişilik türü olmaktan çok; birden fazla eğilimin kişide birbirine yakın düzeyde bulunduğunu gösteren yorumlayıcı bir sonuçtur. Bu profil, aslında en "erdemli" ve esnek olmaya aday, ancak içsel çatışması da en yüksek olan profildir. Akademik dilde buna "Durumsal Esneklik" veya "Yüksek Uyumluluk", yaşam koçluğu dilinde ise "Denge Arayışı" diyoruz.

Genel olarak birinci ve ikinci profil arasındaki fark %10’dan azsa “çok yönlü eğilim” sizin için geçerli olabilir. Buna karşılık fark daha açıksa, ilk sırada yer alan profilin daha baskın olduğu düşünülebilir.

🌈 Çok Yönlü Profil: Prizma (Tüm Renkler / Işık)

Her durumun bir rengi, her insanın bir dili vardır. Sen hepsini bir ahenkle yansıtabilen bir denge insanısın.

  • Neden? Prizma, esnekliği ve dengeyi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; durumsal zekalarıyla çatışmaları çözebilir, ekipler arası köprü kurabilir ve her ortamda "dengeleyici güç" olabilirler.

  • Mottosu: "Erdem, hangi durumda hangi tarzı kullanman gerektiğini bilmektir."

  • Senin Tarzın: Koşullara göre şekil alabilen bir "Usta Sentezleyici" veya her enstrümana hakim bir "Orkestra Şefi".

  • Güçlü Yanın: Tek bir kalıba sığmıyorsun. Gerektiğinde bir Sürücü gibi kararlı, bir Analitik gibi titiz, bazen bir Dostçul gibi şefkatli, bazen de bir Ekspresif gibi ilham vericisin. Bu çok yönlülük, seni her türlü karmaşanın doğal "çözüm merkezi" yapıyor.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bu kadar çok role bürünmek seni yoruyor olabilir mi? Başkalarına ve durumlara uyum sağlama yeteneğini kullanırken, kendi "öz sesini" ve ihtiyaçlarını duymayı ihmal etme. Her şeye yetişmeye çalışmak yerine, hangi tarzı ne zaman kullanacağını bilinçli bir seçim (hikmet) haline getir. Bu hafta, dış etkilerden uzaklaşıp sadece kendi değerlerinle baş başa kalmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde "Yüksek Öz-Denetim" (High Self-Monitoring) ve "Durumsal Liderlik" olarak tanımlanan bu yetenek, sosyal zekanın (SQ) en ileri aşamalarından biridir. Öz-farkındalık ve değerler üzerine yapacağın okumalar, bu adaptasyon gücünü kalıcı, etik ve saygın bir liderlik başarısına dönüştürecektir.


Sevecen Profil: İletişimin "Güvercin" Huzuru


Bu profile yakın kişiler insan ilişkilerinde uyum, sıcaklık, kabul ve iş birliğini önemser.

🕊️ Sevecen: Güvercin (Yeşil / Toprak)

Barışın, uyumun ve sadakatin sembolüdür.

  • Neden? Güvercin barışı, uyumu ve sadakati sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; çatışmadan kaçınır, insanları bir arada tutar ve her ekibin görünmez "vicdanı" veya birleştirici tutkalı olurlar.

  • Mottosu: Huzur bağ kurmakla, güven sabırla başlar.

  • Senin Tarzın: Güvenilir bir liman, harika bir dinleyici ve vefalı bir dost.

  • Güçlü Yanın: İnsanlar arasındaki çatışmaları yumuşatma ve aidiyet hissi yaratma konusundaki doğal yeteneğin. Sabrın, sadakatin ve insanları yargılamadan karşılıksız destekleme gücün en büyük hazinen.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Başkalarını kırmamak için kendi sınırlarını ihlal ediyor olabilir misin? "Hayır" demek, karşı tarafa yapılan bir saldırı değil, kendine duyduğun bir saygıdır. Bu hafta, içine sinmeyen bir teklife nazikçe ama net bir "Hayır" demeyi dene.

  • Akademik Perspektif: Sosyal psikolojide "uyum odaklılık" olarak tanımlanan bu tarz, toplumsal barışın temelidir. Öz-şefkat (self-compassion) üzerine yapacağın okumalar, vericiliğini dengelemeni ve kendini korumanı sağlayacaktır.


Analitik Profil: İletişimin "Baykuş" Bilgeliği


Bu profile yakın kişiler daha ölçülü, sistematik, dikkatli ve analitik bir yaklaşım sergiler.

🦉 Analitik: Baykuş (Mavi / Hava)

Gözlemin, sessizliğin ve bilgeliğin sembolüdür.

  • Neden? Baykuş bilgeliği, keskin görüşü ve sessiz gözlemi sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; detayları herkesten önce fark eder, riskleri hesaplar ve süreçleri mükemmelleştirerek her ortama "kalite ve güvenilirlik" katarlar.

  • Mottosu: Bilgi güçtür, doğruluk esastır.

  • Senin Tarzın: Detaycı bir araştırmacı, kusursuz bir planlayıcı ve sistemli bir düşünür.

  • Güçlü Yanın: Hataları daha oluşmadan fark etme ve karmaşık süreçleri verimli hale getirme yeteneğin eşsiz. Kararlarını anlık duygularla değil, sağlam verilerle ve stratejik bir akılla alırsın.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Bazen "mükemmel", "iyinin" düşmanıdır. Detaylarda kaybolup büyük resmi veya insan faktörünü kaçırıyor olabilir misin? Bu hafta, bir kararı %100 veri beklemeden, sadece sezgilerine ve sürece güvenerek almayı dene.

  • Akademik Perspektif: Literatürde bu profil, "eleştirel düşünme" kapasitesi en yüksek gruptur. Ancak "analiz felci" riskine karşı çevik yönetim metodolojilerini incelemen sana esneklik katacaktır.


Dışadönük Profil: İletişimin "Tavus Kuşu" Coşkusu


Bu profile yakın kişiler genellikle enerjik, görünür, konuşkan ve hareketli bir iletişim tarzına sahiptir.

🦚 Dışadönük: Tavus Kuşu (Sarı / Su)

Görünürlüğün, sosyal enerjinin ve renklerin sembolüdür.

  • Neden? Tavus kuşu görünürlüğü, sosyal enerjiyi ve renkleri sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; tıpkı coşkulu bir su gibi girdikleri ortamı canlandırır, ilham verir ve ekiplerin "motivasyon kaynağı" olurlar.

  • Mottosu: Hayat paylaştıkça güzelleşir, heyecan bulaşıcıdır.

  • Senin Tarzın: İlham veren bir vizyoner, enerjik bir anlatıcı ve sosyal ortamların en renkli yüzü.

  • Güçlü Yanın: İnsanları bir ideal etrafında toplama ve en gri günleri bile renklendirme yeteneğin takdire şayan. Girdiğin her ortama kolayca adapte olur, yaratıcılığın ve iyimserliğinle çevrendekilere neşe aşılarsın.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Parlak fikirlerin çokluğu, coşkun bir nehir gibi bazen yatağından taşmana ve başladığın işi bitirmeden dağılmana neden olabilir mi? Ayrıca ilgi odağı olma ihtiyacın, başkalarının sessiz çığlıklarını duymanı zorlaştırabilir. Bu hafta, bir sohbette sadece 10 dakika boyunca soru soran ve tamamen "dinleyen" taraf olmayı dene.

  • Akademik Perspektif: Retorik, iletişim ve ikna kabiliyeti en yüksek profildir. Ancak "dağınık dikkat" sendromuna karşı odaklanma teknikleri üzerine çalışmak, bu muazzam potansiyeli somut başarılara dönüştürmeni sağlar.


Yönlendirici Profil: İletişimin "Aslan" Kararlılığı

Bu profile yakın kişiler daha net, doğrudan, sonuç odaklı ve kontrol duygusu yüksek bir iletişim tarzı gösterebilir.

🦁 Yönlendirici: Aslan (Kırmızı / Ateş)

Gücün, hızın ve otoritenin sembolüdür.

  • Neden? Aslan cesareti, gücü ve doğal liderliği sembolize eder. Bu profile sahip kişiler; kriz anlarında sorumluluk alır, engelleri yıkar ve grupları hedefe doğru kararlılıkla sürükleyen "itici güç" olurlar.

  • Mottosu: Kararlılık güçtür, sonuç esastır.

  • Senin Tarzın: Dinamik bir lider, cesur bir uygulayıcı ve doğal bir öncü.

  • Güçlü Yanın: Hedeflerine ulaşma konusundaki sarsılmaz iraden ve kriz anlarında inisiyatif alma becerin eşsiz. Başkalarının takılıp kaldığı engelleri sen birer basamak olarak görür, karmaşık durumları hızla çözerek eyleme geçersin.

  • Erdemli Bir Yaşam İçin Koçluk Tavsiyesi: Hedefe koşarken ulaştığın yüksek hız, bazen yol arkadaşlarının yorulmasına veya duygusal ihtiyaçlarının gözden kaçmasına neden olabilir mi? "Hızlı bitirmek" yerine, süreci "birlikte inşa etmeyi" önceliğine alabilir misin? Bu hafta, bir karar almadan önce en az iki kişinin fikrini sormayı ve sadece dinlemeyi dene. Empati liderliğini zayıflatmaz, taçlandırır.

  • Akademik Perspektif: Örgütsel davranış literatüründe bu profil, "kriz yönetimi" ve "stratejik vizyon" kapasitesi en yüksek gruptur. Ancak güç zehirlenmesi riskine karşı Hizmetkar Liderlik (Servant Leadership) kuramlarını incelemen, etki alanını kalıcı bir saygınlığa dönüştürecektir.


Küçük Prens Hikâyesi Bize İlişkiler Hakkında Ne Söylüyor?


Küçük Prens’in hikâyesi, bana sevgi, emek, iletişim ve insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeyi hatırlattı. Birini özel yapan şeyin kusursuzluğu değil, onunla kurulan bağ olduğunu belki de en iyi bu küçük hikâye anlatıyor.

Küçük Prens’i okudunuz mu?

Geçenlerde bizim evde bu kitabın üç farklı nüshasının olduğunu fark ettim. İlginçtir, bunca zamandır elime almış ama birini bile sonuna kadar okumamıştım. Sonra merak ettim, başladım. Okudukça da durup düşündüm: Sevmek nedir, uzaklaşmak nedir, anlamak neden bu kadar zor, ilişkiler neden bu kadar çabuk yoruluyor? Küçük bir çocuk kitabı diye başladığım hikâyede kendimi; çağımızı, ilişkilerimizi ve sevgilerimizi sorgularken buldum.

İletişim Nedir ya da Biz Neyi Eksik Öğrendik?


İlkokulda bize çok şey öğrettiler.

Yazı yazmayı, kitap okumayı, hesap yapmayı, defter kullanmayı, sıraya girmeyi, öğretmen konuşurken susmayı mesela…

Peki bu arada, acaba atlanan bir şey oldu mu?

Kendimizi nasıl tanıyacağımızı, duygularımızı nasıl fark edeceğimizi, kendimizi nasıl anlatacağımızı, başkalarını nasıl anlayacağımızı, nasıl iletişim ve ilişki kuracağımızı bize kim öğretti?

Kırıldığımızda ne diyeceğimizi, kızdığımızda nasıl konuşacağımızı, birini gerçekten nasıl dinleyeceğimizi, “benim canım yandı” demenin yolunu, karşımızdakini ezmeden kendimizi nasıl ifade edeceğimizi, susmanın bile bazen bir mesaj taşıdığını bize anlatan oldu mu?

Yani okuma yazmayı öğrendik; ama insan okuma, insanla anlaşma ve ilişki kurma konusunda çoğumuz “alaylı” kalmadık mı?

Belki de bugün evde, okulda, iş yerinde, trafikte, sosyal medyada bu kadar çok konuşup bu kadar az anlaşabilmemizin nedeni biraz da budur. Medyada gördüğümüz öfkenin, tahammülsüzlüğün, şiddetin, cinnetin arkasında biraz da iletişim eksikliğinin izi yok mudur?

“Zalimin Zulmü Varsa Garibin Allah’ı Var” mı?

Rivayet odur ki, zamanın birinde bir derviş berbere gitmiş.

“Vur usturayı berber efendi,” demiş. Saçlarını kazıtmak istemiş.
Berber de başlamış tıraşa.

Tam tıraşın ortasındaymış ki kapıdan içeri, tüm heybetiyle, gürültüsüyle bir kabadayı girmiş. Doğruca yürümüş, dervişin usturaya vurulan başına bir şaplak indirip şöyle bağırmış:

“Çekil bakalım kabak efendi, sana yeter bu kadar.”

Çocukça Tepkileri Bırakıp Nasıl Olgunlaşırız?

Fıkrayı bilirsiniz; ama ben bugünlük biraz değiştireyim.

Efendim… bunu Nasreddin Hoca’ya “yakıştırmak” için değil; bugün ekranlarda sık gördüğümüz o çocuk modunu daha görünür kılmak için yapıyorum.

Tarlada çalışırken davul sesini duyan Nasreddin Hoca, düğün evine gider ama kimse ona “buyur” etmez.
Bunun üzerine Hoca öfkelenir, etrafına bağırıp çağırmaya başlar: “Siz benim kim olduğumu bilmiyor musunuz?” diye haykırır.
Etraftan biri “Ayıp oluyor ama Hocam…” diyecek olur; o da ağzının payını alır.
Düğünün keyfi kaçar. Hoca küser ve söylene söylene evine gider.

Liselilerle Bir Söyleşi: Medya Dedektifliği Yapmak İster Misiniz?

Eskişehir Bahçeşehir Koleji'nde “Meslek Uzmanları ile Kariyer Söyleşileri” kapsamında lise öğrencileriyle çok keyifli ve gerçekten “canlı” bir buluşma gerçekleştirdik: Medya Dedektifliği.

Başlık ilginç değil mi?

Bazen bir kavramın kendisi bile insanı düşünmeye çağırıyor. 

“Dedektiflik” deyince akla suç, gizem, ipuçları geliyor. Oysa bugün, sosyal medyada ve gündelik hayatta karşımıza çıkan içerikler için de benzer bir şeye ihtiyacımız var: İpucu toplamak, kanıt aramak, kaynak sorgulamak ve acele karar vermemek.


Yetişkin Çocuklar: Koca koca insanlar neden çocuk gibi davranır?



Bazen yetişkinlerin aynen çocuklar gibi davrandıklarına şahit oluyor musunuz? Bazen yetişkin bir insanın ağzından çıkan sözlere hayret ediyor musunuz? Bazen insanların çocukça tavırlar takındıklarını gözlemliyor musunuz?

Mesela, şu haber başlıklarına bir bakın:

  • “Meclis’te yumruklu kavga… oturuma ara verildi.”
  • “Görüşmede tansiyon yükseldi; taraflar birbirinin üzerine yürüdü.”
  • “Tartışma arbedeye dönüştü.”
  • “Komşunun balkonuna çöp atma tartışmasında iki aile birbirine girdi”
  • “Yol vermeme yüzünden başlayan tartışmada cadde boks ringine döndü”
  • “Düğün eğlencesi faciayla bitti.”

Ve daha nicesini ekranlarda görüp “koca koca insanlar, yaşlı başlı adamlar, çocuk gibiler” dediğiniz türlü türlü olaylar, büyük büyük sözler, bir yetişkine yakışmadığınız hareketler, hal ve tavırlar…

Bu yazımda günlük hayatta pek çok yerde karşılaştığımız, haberlerde ve sosyal medyada gördüğümüz, tanıdığımız, tanımadığımız “yetişkin çocuk” örüntülerinden söz etmek istiyorum. 

“Değersizlik” davranışlarımızı nasıl yönetir?

 

Uzun süredir “neden insanlar böyle davranıyor?” diye düşündüğüm bir konuyu bu yazıda ele almak istedim.

Hem bireysel hayatlarımızda hem de toplumsal ilişkilerimizde, birçok şeyi anlamamıza ve açıklamamıza yardımcı olabilecek önemli bir kavram var: Değersizlik.

Niyetim kimseyi etiketlemek ya da bir şeylere teşhis koymak değil. Yalnızca değersizliğin getirdiklerine ve götürdüklerine bir ayna tutmak istiyorum. Kendimize, başkalarına ve toplumsal hayatımıza bir de bu açıdan bakmanın önemli olabileceğini düşünüyorum.

Akışta olmak için ne gerekir?

 

Son zamanlarda sıkça duyduğum ama yanlış kullanıldığını da gördüğüm bir kavram üzerinde durmak istiyorum bu yazımda: Akışta olmak ne demektir?

Akışta olmak; en basit anlamıyla, su gibi akmak demektir.

Ama bunun anlamı; “boş ver”, “bırak gitsin”, “incindiği yerden kopsun”, “ne olacaksa olsun” demek değildir.

Çünkü suyun bir hedefi vardır. Gökten düşen yağmur damlasının hayali denize ulaşmaktır. Bunun için önüne çıkan engellere takılıp kalmaz; altından geçer, yanından dolanır, hedefine varmaya çalışır.

Akıştaki insanın da bir hedefi vardır. Buna ulaşmak için önüne çıkan engelleri gücü yettiğince aşmaya çalışır; gücü yetmiyorsa onunla oyalanmaz, asıl hedefinden şaşmaz. Gücünü artırır, becerisini büyütür ve engeli aşabilecek hâle gelir.

Doğu bilgeliği buna “wu-wei” der: Zorlamadan ama vazgeçmeden; gereksiz savaşı bırakıp gerekli adımı atmak…

Denetim gidince, düzen neden gider?



Okula yeni bir müdür geldi.

Tanışma ve veli toplantısında dedi ki:

“Okulun önüne çocuklarını almaya gelen araçlar ikinci sıra park ederek yaya geçişini engellemesinler, trafiği kilitlemesinler. Ben her okul giriş ve çıkışında kontrol edeceğim, yolda olacağım.”

Bir yıl boyunca her gün—kar demeden, kış demeden—sabah, öğlen, akşam dediğini yaptı da.

Yaza doğru okulun hoparlöründen hâlâ şu ses duyuluyordu:

“Trafiğe engel olan araç sahiplerinin araçlarını…”

Neyse, yeni dönem başladı.

Okul müdürü değişti.

Şimdi isteyen istediği şekilde araçlarını park edip çocuklarını okulun kapısından içeriye teslim edebiliyor.

Kimsenin kimseye aldırdığı, umursadığı, kaale aldığı yok.

Herkes kendi rahatına sonunda erdi…

'Nihilist Penguen' nereye gidiyor? Sürüden ayrılmak özgürlük mü, kaçış mı?

Son günlerde sosyal medyada bir penguen var; ama bildiğimiz penguenlerden değil.

Bir bakıyorsunuz Eskişehir’de bir çay bahçesinde… Bir bakıyorsunuz Ankara’da Kızılay’da… Bir bakıyorsunuz bir ünlünün yanında… Hepsi “tatlı”, “cool”, “sürüyü reddeden” bir karakter gibi paketlenmiş.

Bu kısım önemli: Görüntülerin önemli bir kısmı kurgu/kolaj, bazıları da doğrudan yapay zekâ üretimi; yani penguen “elbette” o şehirlerde gezmiyor ama “kesinlikle” bizim zihinlerimizde gezdiriliyor.

Bazen bir görsel gerçeği anlatmaz; ama bir ruh hâlini çok iyi anlatır.

Ve bu penguen, tam da oraya dokunuyor.

Uyuşturucuyla Mücadelede Medyanın Rolü Nedir? Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlerimizle uyuşturucu ve medya konusunu konuştuk

Nasrettin Hoca bir akşamüstü, evinin önünde telaşla bir şeyler arar.

Komşusu görür, yaklaşır: “Hoca, hayırdır, ne arıyorsun?”
Hoca der ki: “Anahtarımı kaybettim.”
Komşu da insanlık hâli; eğilir, beraber ararlar.
Ararlar, tararlar… Anahtar yok!
Bir süre sonra komşu sorar: “Hoca, emin misin burada kaybettiğine?”
Hoca hiç bozulmadan cevap verir: “Yok, ahırın orada kaybettim.”
Komşu şaşırır: “E hocam, o zaman niye burada arıyoruz?”
Hoca sakince der ki: “Orası karanlık, burada lamba yanıyor.”

Bazen bir konuyu uzun uzun anlatmak yerine bir fıkra anlatmak, meseleyi daha iyi görünür kılar. Çünkü fıkra, insanın zihnindeki savunma duvarlarını indirir; gerçeği sertleştirmeden söyler.

Uyuşturucuyla mücadelede de benzer bir durum yaşıyoruz. Birçok kişi riskin farkında; “ne yapılabilir?” diye düşünmüş olanlar da az değil. Ama farkındalık ile uygulama arasındaki mesafe bazen açılıyor. Çünkü “ışığın altında” konuşmak kolay; “karanlıkta” çalışmak zor. Oysa anahtar çoğu zaman tam da o “karanlık” yerde duruyor.

Benim derdim “kimse bir şey yapmıyor” demek değil. Sahada emek veren, risk alan, gece gündüz çalışan çok insan var. Derdim şu: "Doğru yerde mi arıyoruz? Enerjimizi en etkili yere mi harcıyoruz?" Bu soruyu sormadan, iyi niyet tek başına “sonuç” üretmiyor.

 

Narsist Bir Patronla Çalışmak Nasıldır? Ve insan, orada kendini nasıl korur?



Son yılların popüler konularından biri “narsist insanlar” ve onlardan korunma yolları. Bu yazıda konuya biraz daha özel bir noktadan bakmak istiyorum: Narsist bir patronla çalışmak nasıldır ve insan, böyle bir ortamda kendini nasıl korur?
Kimi işyerlerinde iş yükü ağırdır ama içeriye girdiğinizde pozitif bir hava hissedersiniz. Çalışanlar yorulurlar ama kendilerini değersiz, akılsız, işe yaramaz ya da “yarın kapının önündeyim” diye görmezler.

TEST: Benim yöneticimde narsistik örüntü ne kadar güçlü?


Aşağıdaki “2 dakikalık pratik tarama testi”, yöneticinizde narsistik örüntülerin ne ölçüde baskınlaştığına dair hızlı bir fikir verir. 

Amaç “etiketlemek” ya da “tanı koymak” değil; işyerindeki risk düzeyini görüp, yazıda önerilen kayıt–netlik–sınır stratejilerini ne kadar sıkı uygulamanız gerektiğini anlamaktır. 

Testten önce bile işyerinin “havası” çoğu zaman gerçeği fısıldar; bu ölçek, o hissi ölçülü bir çerçeveye oturtmaya yardımcı olur. 

Bu bir “teşhis” testi değil; işyerindeki narsistik liderlik örüntüsü riskini tarayan bir araçtır.

Test, Prof. Dr. Erkan Yüksel tarafından yapay zeka desteğiyle hazırlanmıştır.


Gündem Belirleme Kuramı Dijital Çağda Nasıl Güncellenmeli: Algoritmalar Gündemi Yönetirken Ortak Gerçekliğimizi Nasıl Korumalıyız?

  

O videoları siz de görmüşsünüzdür.

Bir insanın sesini alıp, hiç söylemediği cümleleri “kendi ağzından” söyletmek artık birkaç dakikalık iş.

Görüntüyü de ekleyince, o kişi hiç bulunmadığı bir yerde, hiç yapmadığı bir şeyi yapıyormuş gibi karşımıza çıkabiliyor.

Eskiden “fotoğraf yalan söylemez” derdik. Şimdi fotoğraf da video da ses kaydı da; tek başına, eskisi kadar güçlü bir kanıt değil.

Daha tuhafı şu: Gerçekle gerçek dışı arasındaki çizgi, her yeni dijital teknoloji hamlesiyle biraz daha bulanıklaşıyor. Hatta zaman zaman, yapay zekâ bile bu ayrımı yapmakta zorlanıyor.

Bu yeni medya düzeninde artık herkes birer yayıncı.
Algoritmalar da her birimize ayrı bir “dünya” gösteriyor.
Geleneksel medyaya dair bildiklerimiz bu ortamı açıklamakta giderek yetersiz kalıyor.
O yüzden iletişim bilimi olarak biriktirdiklerimizi yeniden gözden geçirmek, yeni koşullara göre yeniden yorumlamak zorundayız.

Tam da bu ihtiyaçla, Prof. Dr. Süleyman Karaçor, Prof. Dr. Zeynep Karaçor ve Burcu Güvenek’in editörlüğünde yayımlanan “Blockchain ve Nesnelerin İnterneti Ekseninde Dijital Ekosistemler” kitabında bir bölüm kaleme aldım: 

“Gündem Mühendisliği:
Dijital Çağda Gündem–Algı–Gerçeklik Döngüsü Üzerine Bir Model Önerisi.”

Bu bölümde iki şey yaptım: Birincisi, “gündem mühendisliği” kavramını tartışmaya açtım.
İkincisi, uzun yıllar daha çok doğrusal bir çizgi gibi anlatılan gündem belirleme sürecini, dijital çağın ruhuna daha uygun döngüsel bir modelle düşünmeyi önerdim.

 

TÜBİTAK 1001 Projeleri neden reddediliyor?



Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Gazetecilik Bölümü'ndeki arkadaşlarımızla 21 Kasım 2025 günü gerçekleştirdiğimiz söyleşide "TÜBİTAK 1001 Projeleri Neden Reddediliyor?" sorusuna kişisel değerlendirmelerim çerçevesinde yanıt vermeye çalıştım. 

Seminerin öğrencilerimize ve başka akademisyen arkadaşlarımıza da ulaşması için video kaydını kişisel YouTube kanalıma ekledim. 

Seminerin lisans üstü öğrencilerimize tez araştırması süreçlerinde, bilimsel araştırma projesi hazırlayan öğretim üyelerine proje yazma süreçlerinde ve TÜBİTAK projesi yazmak isteyenlere bu süreçte yardımcı olabilecek bazı püf noktalarını içerdiğini düşünüyorum. 

Hem derslerdan hem projelerden hem de yaptığım hakemliklerden hareketle önemli bazı hususların altını çizmeye çalıştım. 

Video kaydına şurada erişebilirsiniz: TÜBİTAK 1001 PROJELERİ NEDEN REDDEDİLİYOR?

Seminerin ilk bölümü "biraz sıkıcı" gelebilir. Ancak soru-yanıt bölümündeki kişisel deneyimlerim ve görüşlerimi ifade ettiğim bölüm sanırım daha fazla ilgi çekecektir. 

Burada aktardığım bilgiler kişisel görüş, değerlendirme ve önerilerimdir. Dolayısıyla, doğrudan TÜBİTAK'ı ve TÜBİTAK proje süreçlerini tanımlamak ve bağlamaz. Güncel ve kesin bilgi ve hükümler için TÜBİTAK web sayfasını ve TÜBİTAK'ın resmi bilgilendirmelerini takip ediniz.

Araştırma ve projelerinizde başarılar dilerim.


Gazetecilik Bölüm Başkanımız Prof. Dr. İncilay Cangöz,
seminer dolayısıyla teşekkür belgesi takdim ederken...

Bugün 2025’in son günü…

 

Bugün 2025’in son günü…

Ne çabuk da geçti bu yıl; sanki hiç anlayamadım…

Ama biraz düşününce aklıma geliyor yaşadıklarım…

Öğrendiğim ise şu: Neyi ne kadar bilirsen bil, bildiklerinle hayata dokunabildiğinde yaşamak çok daha anlamlı…

Hayat, öyle değil mi zaten; yaşadığımız anlardan ve biriktirdiğimiz anılardan ibaret…

Anlamak, anlaşılmak ve anlaşmak…

Hep buna gayret…

Bu yüzden mottomu bu yeni yıla da not düşeyim: 

Bilimle yol aç, eğitimle el ver, rehberlikle iz bırak ve her adımda bireye ve topluma değer kat…

Yeni yılda daha çok üretmek değil dileğim; daha çok fayda üretmek…

Herkese neşe, mutluluk, huzur, saygı, sevgi, sağlık, afiyet ve güzellikten yana ne varsa insanlık için bunlarla dolu bir yıl diliyorum…

Tüm dileklerimizin gerçekleştiği bir yıl olsun…

İyi yıllar✨

Prof. Dr. Erkan YÜKSEL