Kırgızistan’da İnsan, Kültür ve İletişim: Neler Farklı?


Kırgızistan denilince aklınıza ne geliyor? Geleneksel kıyafetler, atlar, meralar, Tanrı Dağları, Manas Destanı… Peki, Cengiz Aytmatov’un bu toprakların yetiştirdiği büyük bir yazar olduğunu biliyor musunuz? Onun eserlerinden herhangi birini okudunuz mu mesela? Ya da Türk sinemasının unutulmaz filmlerinden Selvi Boylum Al Yazmalımın, aslında Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı eserinden uyarlandığını? Hani o filmle hafızalarımıza kazınan “sevgi emektir” sözünü…

Neyse, çok uzatmayayım…

Benim zihnimde de Kırgızistan denildiğinde bu bilgi kırıntıları dışında, yeni, güncel ve bugüne ait pek fazla şey olmadığını itiraf etmeliyim.

Evet, bu kez yolum Kırgızistan’a, Bişkek’e düştü. Bu yazıda orada gördüklerimden, hissettiklerimden, beni düşündüren bazı küçük sahnelerden söz etmek istiyorum.

ÖNCE TEŞEKKÜRLER…


Geçen hafta Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde “Görsel iletişim çağında etkili iletişim: Anlamak, anlaşılmak ve iz bırakmak” başlıklı bir konferans verdim. Ardından Manas TV’de, konferansta ele aldığımız bazı başlıkları daha geniş bir izleyici kitlesiyle paylaşma imkânı buldum. Bu arada 14. Uluslararası Kısa Film Festivali’ne de konuk oldum.

Bu güzel ziyaretin benim için daha anlamlı hale gelmesinde, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin içten ev sahipliğinin özel bir yeri olduğunu belirtmeliyim. Başta kıymetli Rektörümüz Prof. Dr. Alpaslan Ceylan olmak üzere, ziyaretin gerçekleşmesine vesile olan kıymetli dostum, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Besim Yıldırım’a gönülden teşekkür ediyorum.

 
(Rektör Prof. Dr. Alparslan Ceylan ve Dekan Prof. Dr. Besim Yıldırım ile birlikte)


Alpaslan Hocamızın üniversiteye kazandırdığı kurumsal vizyonu, Türk dünyası yükseköğretimine yönelik samimi gayretlerini ve misafirlerine gösterdiği zarif ilgiyi yakından gördüm. Ziyaretim sırasında Rektörümüzün takdim ettiği geleneksel Kırgız yeleği ise yalnızca güzel bir hediye değil; bu coğrafyanın kültürünü, misafirperverliğini ve gönül bağını üzerinde taşıyan anlamlı bir hatıra oldu.

Besim Hocamızın da akademik ve mesleki birikimiyle; öğrencilerine, fakültesine ve üniversitesine duyduğu içten adanmışlıkla, Manas Üniversitesi’nde güzel işler yaptığına ve daha iyi, daha önemli işler ortaya koyma azmiyle çalıştığına yakından tanık oldum. Her zamanki dostluğu, muhabbeti, yakın ilgisi, gönülden ev sahipliği ve güzel hediyeleri için kendisine ayrıca müteşekkirim. Daha önce olduğu gibi bundan sonra da ortak çalışmalarımızın artarak ve güçlenerek devam edeceğine inanıyorum.

Ziyaretim boyunca sık sık birlikte olduğumuz İletişim Fakültesi Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Erdoğan Akman ve Doç. Dr. Gülzada Stanaliyeva’ya, özellikle Radyo, TV ve Sinema Bölümü Başkanı Doç. Dr. Gökçe Yoğurtçu'ya ve ayrıca Manas TV’deki içten ev sahipliği için Radyo-Televizyon Müdürü Dr. Bülent Namal’a da çok teşekkür ediyorum.

Üniversitede tanıştığım her bir kişinin bir kültür elçisi, bir eğitim neferi ve örnek bir akademisyen gibi gece-gündüz çalışarak bugünü ve geleceği aydınlatan bir meşale taşıdığını görmek beni fazlasıyla mutlu etti.

TAHMİNLERİMİN ÖTESİNDE BİR ŞEHİR…

(Tanrı Dağlarının önünde, Aytmatov'un anıt mezarının yanında)

Aslında Kırgızistan’ın, zihnimdeki imajından çok daha güzel, çok daha etkileyici ve keşfedilmeyi hak eden bir ülke olarak karşıma çıktığını belirtmeliyim.

Bişkek’te ilk dikkatimi çeken şeylerden biri, sokakların temizliği, geniş parkların bakımlı ve yemyeşil hali, eski binaların görkemli ve bakılası mimarisi oldu.

Şehirde sanatla iç içe bir hayat hissediliyor. Her yerde heykeller, güzel müzikler, geniş ağaçlı yollar, parklarda koşuşturan sincaplar, yol kenarlarında şehir boyunca uzanan su kanalları ve arkada bir duvar gibi yükselen Tanrı Dağları…

Türk ve dünya edebiyatının unutulmaz ismi Cengiz Aytmatov’un mezarını ziyaret etmek ise bu yolculuğun en anlamlı anlarından biriydi.

Dinler tarihi alanındaki çalışmalarıyla tanıdığımız hocamız Prof. Dr. Kemal Polat’ın, “Burayı görmeden Bişkek’e gittim sayılmazsınız” diyerek bizi götürdüğü Ata-Beyit’i, yani “Ataların Mezarı”nı birlikte ziyaret etmek eşsiz bir anıydı. Bu anlamlı geziyi organize ettiği ve hoş muhabbeti için kendisine çok teşekkür ediyorum.

Anıt mezarın duvarında yazan şu sözü sanırım ömür boyu unutmayacağım ve eğitimlerimde de sık sık tekrarlayacağım:

“Bir insan için en zor şey, her gün insan kalabilmektir.”

Öyle değil mi?

FARKLI GELENEKLER

  
(Ala-Too Meydanında ulusal kahraman Manas'ı temsil eden anıt ve Devlet Tarihi Müzesi)


Dikkatimi çeken kimi kültürel farklılıklardan da söz edeyim.

Mesela, daha havaalanında dikkatimi çeken bir olay vardı. Umreden döndüklerini tahmin ettiğim bir kafilede genç bir adam, elindeki cep telefonuyla kayıt alırken yaşlılara bir şeyler söylüyor, onlar da avuçlarını açıp dua ediyordu. Onların duasına kafiledekiler, hatta onların avuç açtığını gören etraftakiler ve uzaktan bakanlar bile eşlik ediyordu. Neredeyse tüm kafile aynı şekilde dua etti. Onları gören uzak yakın, tanıdık, tanımadık, pek çok kişi de ne dediklerini duymasa bile oturduğu yerden bu duaya ortak oldu.

Üniversitedeki hocalarımıza bu gördüklerimin ne olduğunu sordum.

Öğrendiğim kadarıyla Kırgızistan’da yaşlılara “ak sakallı” deniliyor. Bu tanım yalnızca yaşlılığı değil, bilgelik, tecrübe, arabuluculuk, saygınlık ve toplumsal rehberlik gibi anlamları da içeriyor. Kırgız toplumunda aksakallar; gelenekleri bilen, adil, sağduyulu ve toplum içinde sözü dinlenen kişiler olarak görülüyor. Kırgız kültüründe büyüklerden, aksakallardan ve bilge yaşlı kadınlardan dua almak önemli sayılıyor. Buna “bata” deniliyor; yani dua ve hayır duası geleneği. Bu duanın yalnızca dini değil, aynı zamanda ahlaki, eğitici ve toplumsal bir işlev taşıdığı da belirtiliyor. Yani bu dua, yalnızca “uçak düşmesin, sağ salim varalım” duasından ibaret değil. Daha derinlerde, yaşlılardan hayır duası alma, o duaya ortak olma ve bir topluluk duygusu içinde aynı iyi dilekte buluşma geleneğini ifade ediyor.

Dikkatimi çeken bir başka gelenek ise çocukların ve gençlerin toplumdaki söz hakkı oldu. Anlatıldığına göre kutlamalarda, dualarda, aile toplantılarında yalnızca büyükler değil, çocuklar da söz alabiliyor. Aile ve toplum içinde her bir bireyin ayrı ayrı konuşması, kendini ifade etmesi değerli görülüyor. Bu sayede çocuklar küçük yaşlardan itibaren söz almayı, selam vermeyi, teşekkür etmeyi, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilmeyi öğreniyor. Dinlemeyi ve dinlenilmeyi, konuşmayı ve konuşulanları anlayabilmeyi deneyimliyor.

Ne güzel değil mi?

Bir küçük gözlemimi daha aktarayım. Bir akşam kampüste açık havadaki kafeteryada otururken küçük ama çok güzel bir sahneye tanık oldum. Bir grup kız öğrenci, yaklaşık 8-10 kişi, ellerinde beyaz bir pasta ve kocaman bir beyaz papatya buketiyle geldi. Bir arkadaşlarının doğum günüymüş. Ona sürpriz yaptılar. Hediyelerini verdiler, doğum günü pastasının mumunu üflediler.

Sonra ne oldu biliyor musunuz?

Kafeteryadaki diğer öğrenciler de “İyi ki doğdun” şarkısına eşlik etmeye başladı. Başka bir masada gitarı olan bir öğrenci, gitarıyla şarkıya katıldı. Alkışlar yükseldi.

Tabi biz de onlara eşlik ettik…

Bir öğrencinin doğum günü, bir anda orada bulunan herkesin; tanısın ya da tanımasın, ortak sevincine dönüştü.

Güzel bir duyguydu.

  (Kırgızistan'da bir vitrinden çiçekler)


Bu arada Bişkek’te çiçek ve çiçekçilik kültüründen de söz edeyim. Gerek doğum günü kutlamasında, gerekse çiçekçilerde gördüğüm buketler gerçekten çok büyük, çok canlı, çok renkli ve hepsi birbirinden güzeldi. Şehirde çok sayıda çiçekçi bulunması, hatta bazı çiçekçilerin gece geç saatlere kadar ve belki de 24 saat hizmet vermesi, hediyeleşme kültürünün gündelik yaşamda önemli bir yer tuttuğunu düşündürüyor.

Ayrıca yaptığımız sohbetlerde, Kırgızistan’da özel günlerde çiçek vermenin önemli bir gelenek olduğunu öğrendim. Özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde sokakların çiçeklerle dolduğu, kadınlara büyük buketler armağan edildiği anlatıldı. Erkekler için de bazı özel günlerde hediyeleşme geleneğinin bulunduğunu duydum. Bu da çiçeğin ve hediyenin burada yalnızca bir armağan değil, sevgi ve saygının görünür bir ifadesi olduğunu hissettirdi.

Bir diğer noktayı da hocalarımızdan işittim. Mesela bazen kafeteryada otururken öğrencilerin çıkıp şarkı söylediğini, bazen dans ettiğini, bazen şiir okuduğunu, bazen bir müzik aleti çaldığını, bazen güzel bir şeyler söylediğini ve arkadaşlarının da ona eşlik ettiğini anlattılar. Kimsenin kimseyi yargılamadığını, eleştirmediğini, hor görmediğini; herkesin medeni cesareti ve özgüveniyle toplum içinde kişisel beceri ve yeteneklerini ortaya koyabildiğini belirttiler.

Bunun kıymetli bir toplumsal değer olduğunu düşündüm. Sonra kendi çocukluğum, akran zorbalığı, topluluk içinde konuşama, utanma, yargılanma, başkaları ne der düşünceleri geldi aklıma…

Dahası da var anlatmam gereken…

 (Öğle yemeği hatırası)

Değerli Kırgız hocamız Doç.Dr.Gülzada Stanaliyeva'nın aynı zamanda tanınan bir şair olduğunu öğrendim. Yakın bir zamanda arkadaşlarının ısrarla ayarladıkları bir mekânda şiir dinletisi olacakmış. Biz de YouTube üzerinden kendi sesinden şiirlerini dinleme şansına sahip olduk. Bir buçuk saatlik bir şiir dinletisi, bizim gündelik akademik hayatımızda pek sık rastlamadığım türden bir etkinlik gibi geldi bana.

Kırgızca olmasa ben de katılmak isterdim doğrusu…

YEDİ KUŞAK ATAYI SAYMAK…


 
(Antik Yunan klasik tarzındaki Kırgız Milli Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu)

Kırgızistan’da geleneklerin güçlü biçimde yaşadığını gösteren bir başka konu da yedi kuşak meselesi. “Jeti ata” olarak bilinen bu gelenekte kişinin yedi kuşak atasını bilmesi bekleniyor. Bu geleneğin hem soy hafızasını korumak hem de yakın akraba evliliklerini önlemek gibi işlevleri olduğu belirtiliyor.

Soyadı konusu da farklı... Aynı aile içinde annenin, babanın, dedenin ya da başka bir aile büyüğünün adına bağlı farklı soyadlarının bulunabildiğini duydum. Yani bir evde birkaç farklı soyadı kullanılabiliyor. Bize göre ilginç görünen bu durum, orada aile, soy ve aidiyet meselesinin farklı biçimlerde yaşandığının bir başka göstergesi…

Erkeklerin başlarındaki geleneksel şapkalar, erkek ve kadınların kullandığı işlemeli yelekler, kadınların geleneksel motifler taşıyan kıyafetleri Kırgız toplumunu farklı kılan diğer unsurlar arasında.

Elbette şehir yalnızca geleneklerden ibaret değil. Modern restoranlarda geleneksel yemekleri tatmak, yerel dekorlar eşliğinde dans gösterileri izlemek, 14. Uluslararası Bişkek Kısa Film Festivali’nde kırmızı halıda yürümek, film sanatını, müziği ve dansı yakından görmek benim için ayrıca anlamlıydı. Bu fırsatı sağladıkları için Besim ve Gökçe hocalarımıza çok teşekkür ediyorum. 

  
(Film Festivali'nde Prof. Dr. Besim Yıldırım, Doç Dr. Gökçe Yoğurtçu
 ve
Anadolu Üniversitesi'nden meslektaşım Doç. Dr. Meltem Cemiloğlu ile birlikte.
)


Hepsini anlatmaya kalksam bu yazı bitmez…

Ancak bir şeyi daha özellikle söylemem lazım: Festival öncesinde geleneksel müzik aletleri eşliğinde dinlediğim ezgilere hayran kaldım. Açık havada, ulu ağaçların gölgesinde, kuş ve insan sesleri arasında bu ezgiler insanın içine ayrı bir ferahlık, huzur, dinginlik veriyor. 

Bişkek’te müziğin, sinemanın, tiyatronun, dansın ve operanın toplumsal yaşamda önemli bir yere sahip olduğunu görüyorum. Sanatın her türü burada yalnızca sahnede sergilenen bir etkinlik değil; gündelik hayatın, ortak hafızanın ve kültürel kimliğin canlı bir parçası gibi duruyor.

GÜNDELİK HAYAT

(Geleneksel motiflerle süslü ünlü bir restorandayız. Bişkek'te porsiyonlar büyük ve artan yemekleri
paket yaptırıp eve götürmek bir gelenekmiş.)


Bişkek’te gündelik hayatın canlılığı da dikkat çekici. Marketlerin, restoranların ve eczanelerin geç saatlere kadar açık olduğunu; kimilerinin ise 24 saat hizmet verdiğini öğrendim.

Restoranlarda çeşit çeşit geleneksel yemekleri tatmak mümkün. Yemekler çoğunlukla et ağırlıklı; benim damak tadıma göre biraz yağlı ve baharatlı olsa da bu lezzetleri tatmak, o kültürü tanımanın güzel yollarından biri. Ama bir Karadenizli olarak siyah çayı burada alıştığım gibi bulamamak bir hayal kırıklığıydı. Marketlerde siyah çay varmış ama restoranlardaki çaylar, benim için oldukça açık ve yavandı diyebilirim.

Öte yandan burada da papatyalı, farklı bitkilerden oluşan aromalı sular, çaylar ve türlü türlü içecekler mevcut. Başka yerde bulamayacağımız bu lezzetlerin şifalı olduğu da söyleniyor.

Hani merak ederseniz; Türkiye’de kapanan çıtır tavukçu dışında, uluslararası zincir kafe, restoran ve mağazaları görmediğimi de belirtmek isterim.

Bu arada en önemli sorun neydi derseniz; trafikten söz etmeliyim. Şehrin yollarının yapısı ve her gün artan araç yoğunluğu nedeniyle ulaşım önemli bir sorun gibi görünüyor. Bazı saatlerde şehir trafiği İstanbul köprü trafiğini andırıyor. Trafik zaman zaman oldukça yoğun ve yorucu olabiliyor.

Buna karşılık taksi çağırmak için telefon uygulamaları yeterli; ulaşım ücretleri de Türkiye’ye göre oldukça makul.

Şehirde dikkatimi çeken bir başka gündelik uygulama ise ödeme sistemleriydi. Marketlerden restoranlara, taksilerden küçük işletmelere kadar pek çok yerde ödeme için banka hesapları arası para transferinde kullanılan QR kodlardan yararlanılıyor. Kredi kartı yerine çoğu yerde QR kod uygulaması gösteriliyor; insanlar cep telefonlarıyla bu kodları okutarak ödeme yapıyor. Hatta toplu taşıma otobüslerinde bile QR kodla ödeme yapılıp, işlem dekontunun cep telefonu ekranından şoföre gösterildiğini gördüm. Bizde ise biliyorsunuz; henüz o kadar da dijitalleşemedik, kredi kartı kullanıyoruz.

Teknoloji ürünlerinin fiyatlarına gelince… Türkiye’ye kıyasla daha düşük olduğunu belirtmeliyim. Özellikle üst segment cep telefonlarının burada Türkiye’ye göre çok daha uygun fiyatlara satıldığı ve gördüğüm pek çok kişide en son model telefonlar bulunduğu dikkatimi çekti.

Ayrıca Bişkek’te Türkiye’de pek görmediğimiz otomobil markaları ve modelleriyle de karşılaştım. Sağdan ve soldan direksiyonlu araçları aynı yolda görmek de ilginçti. Farklı ülkelerden gelen araçlar böyle bir durum oluşturmuş.


Öte yandan lüks araçların sayısı azımsanmayacak kadar fazlaydı. Bana anlatıldığı kadarıyla araç fiyatlarının Türkiye’ye göre oldukça (ama oldukça) düşük olması, araç sahipliğini yaygın hale getirmiş. Bir evde birden çok araç olduğu da söyleniyor. Elbette bunun şehir hayatına yansıyan başka bir tarafı daha var: trafik yoğunluğu ve hava kirliliği.

Özellikle araç egzozları ve evlerde kullanılan kömür gibi etkenlerle, bazı dönemlerde hava kirliliğinin ciddi bir sorun haline geldiği ve zaman zaman uyarılar yapıldığı ifade ediliyor. Bu da önemli bir sorun gibi duruyor.

Bu arada şehrin önemli bir bölümünün kullandığı merkezi bir ısıtma sistemine sahip olduğunu da eklemeliyim. Yani bu sistemden yararlananlar, elektrik ve su parası öder gibi merkezi ısıtma parası ödüyorlarmış.  

MANAS ÜNİVERSİTESİ


Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ise bu şehirde ayrı bir dünya gibi. Geniş kampüsü, öğrencileri, akademik ortamı ve özellikle İletişim Fakültesi’nin donanımı dikkat çekici.

Üniversitenin ana öğretim dillerinin Türkçe ve Kırgızca olduğu; bazı programlarda İngilizce ve Rusça öğretimin de bulunduğu, İngilizcenin ise öğrenciler için önemli bir yabancı dil dersi olarak yer aldığını belirtmeliyim.

Bir güzel tesadüften daha söz edeyim. Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı da orada kutladık. Üniversitenin toplantı salonunda gerçekleştirilen kutlamalara çocuklar ellerinde Türkiye ve Kırgızistan bayraklarıyla katıldı. Şiirler, şarkılar, danslar ve tiyatro gösterisiyle oldukça renkli ve eğlenceli bir program oldu. Programın Manas TV’den de yayınlanması, bu bayram coşkusunu daha geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturdu.


Manas TV’de gördüğüm profesyonel ortam da ayrıca etkileyiciydi. Bölgede profesyonel yayın yapan bir üniversite televizyonu olan Manas TV, Orta Asya ve Kırgızistan ölçeğinde dikkat çekici modern stüdyolara ve güçlü bir teknik donanıma sahip. YouTube üzerinden de program kayıtlarına erişilebiliyor.

Bu arada radyo, televizyon ve sinema alanında öğrencilerin ve çalışanların çeşitli uluslararası ödüller ve önemli başarılar elde ettiğini de vurgulamalıyım.

En önemli başarı ise şu: Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi, QS 2026 Dünya Üniversite Sıralaması’nda 951-1000 bandında yer alıyor. Bu da üniversitenin uluslararası görünürlüğü açısından dikkat çekici bir başarı olarak değerlendiriliyor.

Hemen bir parantez açıp belirteyim: Öğrendiğim kadarıyla aynı sıralamada Türkiye’den de 11 üniversite ilk 1000 içinde yer alıyor. Genel dünya sıralaması içinde ise Türkiye’den 26 üniversitenin bulunduğu belirtiliyor. Dolayısıyla Manas Üniversitesi’nin uluslararası görünürlüğü ve akademik itibarı açısından bu gösterge oldukça kıymetli.

Bişkek’teki tek kampüs üniversitesi olmasının yanında üniversitenin ülkede oldukça saygın ve önemli bir yere sahip göründüğünü de belirtmeliyim.

Benim açımdan bütün bu başarı, çaba ve emekleri yerinde görmek, üniversitenin yalnızca bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda Türk dünyası için güçlü bir akademik ve kültürel köprü olduğunu daha iyi değerlendirmemi sağladı diyebilirim.

SON SÖZ


Ve Bişkek’te sayılı gün hızla geçti. Kısa süren bu ziyaretten geriye bolca fotoğraf, video ve hediyenin yanında; öğrencilerin gözlerindeki merak, hocaların yakın ilgisi, üniversitenin sıcaklığı, Manas TV’deki içten sohbet, Bişkek’in temiz sokakları, Tanrı Dağları’nın beyaz ve sessiz görkemi, Ata-Beyit’in derin hüznü ve Kırgız kültürünün bende uyandırdığı güzel duygular kaldı. Bütün bunlar benim için yeri kolay kolay silinmeyecek, oldukça kıymetli hatıralara dönüştü.

Bu ziyaret bana şunu düşündürttü: Kültür yalnızca kitaplarda, müzelerde ya da resmi törenlerde yaşamıyor. Bazen bir yaşlının duasında, bazen bir çocuğun toplum içinde söz almasında, bazen bir öğrencinin arkadaşına uzattığı çiçekte, bazen de tanımadığı insanların bir doğum günü şarkısına eşlik etmesinde yaşıyor.

İnanıyorum ki Türk dünyasının geleceği yalnızca ortak tarihimizle değil; birbirimizin duasına, sevincine, sözüne ve hikâyesine ortak olabilme iradesiyle kurulacak.

Konferansta da söylediğim gibi insan, anladığı ve anlaşıldığı yerde çiçek açıyor. Toplumlar da birbirinin duasına, sevincine, sözüne ve hikâyesine ortak olabildiği ölçüde kök salıyor.

Güzel insanlar, tekrar görüşebilmek dileğiyle…



Prof. Dr. Erkan Yüksel

*


28.04.2026 tarihinde şurada da yayınlanmıştır:

https://www.akademikakil.com/kirgizistanda-insan-kultur-ve-iletisim-neler-farkli/erkanyuksel/


(Hayat böyledir işte... Bir ağaç kurur, diğeri filizlenir henüz yeni topraktan...)


(Burada gençler sanıyorum top oynamayı çok seviyorlar benim çocukluğumdaki gibi)


(Bişkek'te, özellikle de şehir meydanında pek çok heykel var)



(Kırgız halkının milli kahramanı ve Bişkek'in kurucusu Baatyr Anıtı)



(Estetik ve güzellik ve de duygular önemli...)

(İkinci Dünya Savaşı'na giden ve dönmeyen evlatlarını bekleyen bir anne...  Zafer Meydanı'nda Sönmeyen Ateş anıtı...)


(Bişkek'te inşaatlar tüm hızıyla...)


Nedense fotoğrafları hep geniş açı, hatta balık gözü ile çekmişim.
Kısa sürede çok şeyi görme telaşı mı bilemedim...



Daha fazlasını sosyal medya hesaplarımda bulabilirsiniz.


Takip için...
Web sayfam, sosyal medya hesaplarım ve akademik içeriklerim